Ailede iktidar çoğu zaman emir cümlesiyle görünmez. “Ben söylüyorum, yapacaksın” yerine “senin iyiliğin için”, “biz seni düşünüyoruz”, “merak ettiğimizden soruyoruz” denir.
Ailede iktidar çoğu zaman emir cümlesiyle görünmez. “Ben söylüyorum, yapacaksın” yerine “senin iyiliğin için”, “biz seni düşünüyoruz”, “merak ettiğimizden soruyoruz” denir. Bu cümlelerin arkasında çoğu zaman gerçekten sevgi vardır. Tam da bu yüzden aile içindeki güç ilişkileri başka kurumlardakinden daha zor fark edilir. Patronun çıkarı kuşku uyandırır; ebeveynin, eşin veya bakım veren kişinin ilgisi ise güven yaratır.
Sevgi ile güç birbirini dışlamıyor. Bir insan bizi çok sevebilir ve yine de hayatımızı gereğinden fazla yönetebilir. Hatta bazen yönetme hakkını sevgisinden çıkardığını düşünebilir. Aileyi siyaset dışı, saf bir yakınlık alanı saydığımızda bu gerilim görünmez kalıyor.
Parayı getiren neden daha çok konuşuyor?
Bir evde gelirin büyük bölümü tek kişiden geliyorsa karar gücü de ona doğru kayabilir. Nerede yaşanacağı, neye para harcanacağı, kimin çalışacağı, çocuğun hangi okula gideceği gibi kararlar ekonomik katkı üzerinden meşrulaştırılabilir.
Ama gelir farkının nasıl oluştuğu çoğu zaman unutulur. Çocuk veya yaşlı bakımını üstlenen kişi daha az çalışıyor, kariyerine ara veriyor ya da daha düşük ücretli esnek işte kalıyor olabilir. Sonra daha az para kazandığı için daha az söz sahibi sayılır. Bakım emeği görünmezken ücret karardaki ağırlığın ölçüsüne dönüşür.
Bu, ailede herkesin gelirine göre oy kullanması gerektiği anlamına gelmiyor. Yalnızca paranın, sevgi ilişkisi içinde bile sessiz bir yönetme aracı olabileceğini gösteriyor.
“Ben daha iyi biliyorum”
Ebeveyn ile çocuk arasında bilgi ve sorumluluk eşit değil. Küçük bir çocuk tehlikeyi yetişkin kadar değerlendiremez. Ebeveynin bazı kararları onun adına alması kaçınılmaz. Fakat çocuk büyürken yetkinin sınırı da değişmek zorunda.
Sorun, bakım rolünün kalıcı yönetme hakkına dönüşmesi. Yetişkin olmuş kişinin işi, ilişkisi, kıyafeti veya yaşam biçimi hâlâ “biz senin iyiliğini düşünüyoruz” cümlesiyle denetlenebiliyor. Aile, geçmişte gerçek olan bağımlılığı gelecekte de sürdürmek isteyebilir.
Yaşlı bakımında yön tersine dönebilir. Çocuklar bu kez ebeveyn adına karar almaya başlar. Sağlık ve güvenlik kaygısı gerçek olabilir; fakat yardım ihtiyacı olan insanın bütün karar kapasitesini yok saymak kolaydır.
Bakımın iktidarı belki tam burada: Birine destek olmakla onun yerine yaşamak arasındaki çizgide.
Sevgi borca dönüşünce
Aile ilişkilerinde “Senin için neler yaptık” cümlesi güçlüdür. Gerçekten de insanlar birbirleri için büyük fedakârlıklar yapabilir. Fakat geçmiş bakım sürekli geri ödeme talebine dönüştüğünde sevgi borç defteri gibi çalışmaya başlar.
Çocuk ailesinin istediği mesleği seçmeli, eş ilişkiyi sürdürmeli, kardeş bakım yükünü üstlenmeli, çünkü geçmişte kendisine bir şeyler verilmiştir. Bu beklenti açıkça söylenmese bile suçluluk duygusu üzerinden yaşayabilir.
Karşılıklı bağlılık insan hayatının doğal ve değerli tarafı. Kimse tamamen bağımsız değil. Sorun, bağımlılığın tek taraflı itaat talebine dönüşmesi. “Bize borçlusun” duygusu hayır deme hakkını küçülttüğünde yakınlık iktidarın dilini kazanıyor.
Mahremiyet nerede başlıyor?
Aile üyeleri birbirinin hayatını bilir. Bu yakınlık güven duygusu yaratabilir. Aynı zamanda sürekli hesap verme beklentisine dönüşebilir: Neredesin, kiminlesin, ne zaman geleceksin, telefonunda ne var?
Çocuğun yaşına göre denetim gerekli olabilir. Fakat yetişkinler arasında mahremiyetin reddedilmesi çoğu zaman sevgiyle açıklanıyor. “Senden bir şey saklamıyoruz, sen neden saklıyorsun?” cümlesi mahremiyeti suçluluk işaretine çevirebilir.
Oysa yakınlık, sınırsız erişim hakkı olmak zorunda değil. Bir insanın sevdiği kişiden bile saklı değil, yalnız kendisine ait bir alanı bulunabilir.
Ayrılabilmek ilişkinin niteliğini değiştirir
Aileden çıkmak şirketten istifa etmek gibi basit değil. Ekonomik bağımlılık, bakım ihtiyacı, kültürel baskı ve duygusal bağ ayrılmanın bedelini büyütüyor. Bu yüzden ailede “gönüllülük” sorusu zor.
Bir yetişkin teorik olarak istediği hayatı seçebilir. Ama evden ayrıldığında barınamayacak, gelirini kaybedecek veya bütün sosyal çevresinden dışlanacaksa seçim alanı daralır. Aynı durum eş ilişkilerinde de geçerli. “İstersen gidebilirsin” demek, gitmenin maddi olarak mümkün olduğu anlamına gelmez.
İktidarın gücü bazen kapıyı kilitlemekten değil, kapının dışındaki hayatı imkânsızlaştırmaktan gelir.
Sevgiyi küçültmeden gücü görmek
Ailede iktidardan söz etmek bütün yakınlıkları şüpheli hale getirmek zorunda değil. İnsanların birbirine bakım vermesi, deneyimini paylaşması ve zor zamanda sorumluluk üstlenmesi hayatın en güçlü dayanışma biçimlerinden biri olabilir.
Fakat sevginin varlığı güç farkını otomatik olarak adil yapmıyor. Belki tam tersine, gücün kendisini sorgulanmaz hale getirmesine yardım edebiliyor. Çünkü eleştiri yalnız karara değil, sevgiyi sorgulamaya benziyor.
“Beni seviyorsan…” diye başlayan cümlenin etkisi biraz da burada. İtaat ahlaki bir kanıta dönüşüyor.
Ailede karar gücünün görünmez olmasının nedeni belki gizlenmesi değil; çok tanıdık bir duygunun içinde bulunması. Sevgiyle yönetilmek, sevgisiz yönetilmekten daha yumuşak olabilir. Ama yumuşaklık, karar hakkının kimde olduğunu ortadan kaldırmıyor.
Bazen yakınlığın en zor sınavı, sevdiğimiz insanın bizim seçmediğimiz bir hayatı seçmesine dayanabilmek.