Bir kentte hava kirliliği tehlikeli düzeye çıkıyor. Bilim insanları hangi kirleticinin ne kadar zarar verdiğini, hangi önlemin emisyonu ne ölçüde düşüreceğini hesaplayabilir.
Bir kentte hava kirliliği tehlikeli düzeye çıkıyor. Bilim insanları hangi kirleticinin ne kadar zarar verdiğini, hangi önlemin emisyonu ne ölçüde düşüreceğini hesaplayabilir. Fakat hangi fabrikanın üretimi azaltacağına, maliyetin kim tarafından karşılanacağına, işçilerin gelirinin nasıl korunacağına ve insanların hangi riski kabul edeceğine yalnız laboratuvar karar veremez.
“Bilim ne diyorsa onu yapalım” cümlesi ilk bakışta aklın savunusu gibi geliyor. Özellikle yalanın, komplo teorisinin ve keyfî siyasetin güçlü olduğu bir ortamda anlaşılır bir tepki. Fakat bilimsel bilgi ile siyasal karar aynı şey değil. Biri dünyaya ilişkin iddiaları sınar; diğeri farklı çıkarlar, değerler ve bedeller arasında seçim yapar. Bu ikisini birleştirdiğimizde siyaseti bilimsel, bilimi de siyasi otorite gibi göstermeye başlarız.
Veri bize sonucu söyler, tercihi değil
Bir enerji politikası için farklı senaryolar kurulabilir. Hangi seçeneğin daha az karbon salacağı, kaç kişiyi etkileyeceği veya ne kadar maliyet yaratacağı hesaplanabilir. Ama “daha pahalı enerji mi, daha yüksek iklim riski mi?” sorusunun cevabı yalnız hesap tablosunda yoktur. Daha önemlisi, maliyet herkes için aynı değildir.
Bir karar toplamda faydalı görünebilir, fakat bedeli belirli bir mahallede, işkolunda veya gelir grubunda yoğunlaşabilir. “Toplam fayda” dili bu dağılımı görünmez kılabilir. Model ortalama kazancı gösterirken birilerinin evini, işini veya sağlığını kaybetmesi ayrı bir siyasi mesele olarak kalır.
Bilim bu dağılımı görünür kılabilir. Fakat kimin hangi bedeli taşımasının adil olduğuna kendi başına hükmedemez.
Model de bir çerçeve seçer
Bilimsel model nesnel hesap yapabilir, ama modelin kurulması seçimsiz değildir. Hangi değişkenin hesaba katılacağı, hangi sürenin esas alınacağı, hangi sonuçların “maliyet” sayılacağı önemlidir.
Örneğin bir ulaşım projesi araçların yolculuk süresini azaltabilir. Model başarıyı dakikayla ölçüyorsa proje iyi görünür. Ama mahalle bölünmesi, yaya güvenliği, hava kirliliği veya kiraların yükselmesi aynı hesapta yeterince yer almıyorsa “bilimsel sonuç” yalnızca seçilen ölçütün sonucudur.
Bu, modelin keyfî olduğu anlamına gelmez. Her model gerçekliğin belirli bir kısmını yakalar. Sorun, modelin sınırının kararın sınırı gibi sunulması. “Rakamlar bunu gerektiriyor” cümlesi bazen “Biz bu rakamları diğer değerlerden daha önemli gördük” cümlesinin yerine geçiyor.
Uzman karar verince sorumluluk kimde?
Siyasi yöneticiler uzmanlığa dayanmak zorunda. Karmaşık toplumda aksi düşünülemez. Fakat uzman raporunu son söz gibi kullanmak yöneticinin sorumluluğunu azaltabilir. “Biz istemedik, bilim böyle söyledi” denildiğinde kararın değer tarafı ortadan kaybolmuş gibi olur.
Uzman açısından da bu rahat bir konum değildir. Kendi alanındaki bilgi, toplumun tüm tercihlerini taşıyamaz. Bir hekim salgın riskini değerlendirebilir, ama okul kapanmasının çocuklar ve aileler üzerindeki bütün ekonomik ve toplumsal sonucunu tek başına ölçemez. Bir iklim bilimci emisyon yolunu gösterebilir, ama enerji dönüşümünde işçilerin gelirinin nasıl korunacağı başka bilgi ve müzakere ister.
Bilimi siyasetin yerine koymak bazen bilime fazla güç vermekten çok, siyasetin kendi kararının sorumluluğundan kaçmasıdır.
“Herkese soralım” da yeterli değil
Teknokrasiye karşı kolay cevap, bütün kararları halk oylamasına bırakmak olabilir. Ama bilgi eşit dağılmıyor. Teknik risklerin anlaşılması zaman ve erişilebilir anlatım gerektiriyor. Ayrıca çoğunluk, küçük bir grubun ağır bedelini görmezden gelebilir.
Katılımın değerli olması, her bilimsel iddianın oylanması anlamına gelmez. Yerçekimi referandumla değişmez. Fakat hangi riskin kabul edileceği, kaynakların nasıl dağıtılacağı ve hangi önceliğin seçileceği ortak hayatın meselesidir.
Burada daha ilginç bir ilişki mümkün: Uzmanlar bulgularını ve belirsizliklerini açıklar; karardan etkilenenler kendi deneyimlerini taşır; siyasal tercih değer tercihi olarak görünür kalır. Hiçbiri diğerinin yerine geçmez.
Bilimin otoriteye değil tartışmaya ihtiyacı var
Bilimsel bilginin gücü tartışmayı bitirmesinde değil, tartışmanın bazı sınırlarını daha dürüst kurmasında olabilir. “Bu önlem şu riski azaltıyor”, “bu veri henüz yetersiz”, “şu sonuç konusunda yüksek belirsizlik var” diyebilir. Böylece hangi kısmın bilgi, hangi kısmın tercih olduğu daha görünür hale gelir.
Bazen siyaset bu ayrımı sevmez. “Bilimsel zorunluluk” denildiğinde itiraz eden kişi kolayca bilgisiz veya gerçek karşıtı gösterilebilir. Oysa insan bilimsel bulguyu kabul edip önerilen siyasi yönteme yine de karşı çıkabilir. Aynı hedefe başka araç önerebilir, bedelin dağılımını tartışabilir.
Bilimsel bilgi siyasal kararı besler, sınar, bazen yanlış seçenekleri eler. Ama kararın yerine geçtiğinde, tartışılması gereken değer tercihleri laboratuvar önlüğünün arkasına saklanabilir.
Belki bilime saygı, ona her sorunun cevabını yüklemekten geçmiyor. Tam tersine, hangi sorulara cevap veremeyeceğini de ciddiye almaktan geçiyor.