Aykırı Medya

Güç Neden Hep Yukarıda Birikir?

Bir ekip kurulduğunda başlangıç genellikle masumdur. Birinin toplantıları düzenlemesi gerekir, biri bütçeyi takip eder, biri dışarıyla yazışır.

Bir ekip kurulduğunda başlangıç genellikle masumdur. Birinin toplantıları düzenlemesi gerekir, biri bütçeyi takip eder, biri dışarıyla yazışır. İşler büyüdükçe görevler netleşir. Sonra bir gün fark edilir ki toplantıyı düzenleyen gündemi de belirliyor, bütçeyi takip eden hangi harcamanın mümkün olduğuna da karar veriyor, dışarıyla yazışan kişi kurumun dışarıdaki yüzüne dönüşmüş. Geçici görevler yavaşça makam gibi davranmaya başlamış.

Gücün yukarıda birikmesi çoğu zaman büyük bir planın sonucu değil. İnsanların “Bugün bunu kim yapacak?” diye verdiği pratik cevapların yıllarca aynı kalması yeterli. Her yeni sorun çözüm için daha önce yetki verilmiş kişiye gider; o kişi daha çok bilgi edinir, bilgi yeni kararları yine ona çeker. Merkez kendi çekim alanını böyle kurar.

Önce bilgi yukarı çıkıyor

Karar gücü çoğu zaman bilgiyi izliyor. Bir kurumda bütçenin tamamını yalnız birkaç kişi biliyorsa, hukuki riskleri yalnız yönetim görüyorsa, müşteri ilişkileri üst kademede toplanıyorsa aşağıdaki insanların karar süreçlerine katılması giderek sembolik hale gelir. Çünkü toplantıya geldiklerinde tartışmanın yarısı çoktan yapılmıştır.

Sonra aynı durum tersinden gerekçeye dönüşür: “Bütünü biz görüyoruz, bu yüzden kararı biz vermeliyiz.” Bu cümle kendi içinde mantıklıdır. Sorun, bütünü neden yalnız onların gördüğünün artık sorulmamasıdır.

Bilgi merkezde toplandıkça aşağıdaki deneyim de küçülebilir. İşin nasıl yürüdüğünü en yakından bilen kişi, kurumun genel tablosunu görmediği için “dar bakışlı” sayılır. Merkez ise genel tabloyu görürken yaptığı kararın günlük etkisini doğrudan yaşamaz. Böylece yukarıda bilgi, aşağıda sonuç birikir.

Yetki verildiğinde geri dönmek zor

Geçici yetkinin en ilginç özelliği, süresi sona erdiğinde kendiliğinden kaybolmaması. Kriz için kurulan komite kalıcı olabilir. Bir projeyi toparlaması için seçilen koordinatör sonraki projede de aynı rolü üstlenir. Yeni insanlar geldiğinde “zaten bu işi o yapıyor” denir.

Bunun nedeni her zaman iktidar hırsı değil. İnsanlar bildikleri kişiye güvenmek ister. Yeni birini yetiştirmek zaman alır. Hata riskini azaltmak için deneyimli kişiyle devam etmek mantıklı görünebilir. Fakat bütün bu makul gerekçeler aynı sonuca çıkabilir: Yetki bir süre sonra kişiye yapışır.

O noktada görevden vazgeçmek kurum açısından risk gibi görünür. Yetkili kişi istemese bile vazgeçilmez hale gelebilir. Merkez artık yalnız güç sahibi olduğu için değil, onsuz işler duracağı için merkezdir.

Hız neden merkezin dostu?

Merkezileşmenin en güçlü savunularından biri hız. Herkesle konuşmak, farklı deneyimleri dinlemek, kararın etkisini tartışmak yavaşlatır. Acil işlerde bunun gerçek bir maliyeti vardır. Birilerinin karar vermesi gerekir.

Ama “acil” kelimesi kolay genişler. Önce kriz anında kullanılan kısa yol, sonra yoğun dönemde, ardından günlük işlerde kullanılmaya başlanır. İnsanlar uzun süreçten bıktığı için merkezin hızlı kararına razı olur. Zamanla hız, kararın niteliğinden daha önemli bir ölçü haline gelir.

Bunun garip sonucu şudur: Karar hızlı alınır, ama yanlışsa düzeltmesi çok uzun sürebilir. Aşağıdan gelen bilgi başta yavaşlatıcı sayıldığı için dışarıda bırakılmıştır; hata ortaya çıktığında merkez artık kendi kararının sonuçlarını öğrenmeye çalışır.

Yavaşlık her zaman demokratik, hız her zaman otoriter değildir. Ama sürekli hız talebi, konuşmanın ve itirazın ilk feda edilen şeyler olmasına şaşırtıcı biçimde uygundur.

İnsanlar neden yetkiyi yukarı bırakıyor?

Gücün birikmesini yalnız yöneticilerin isteğiyle açıklamak yetersiz. Karar vermek de yük. Bir bütçe açığını çözmek, çatışan iki talep arasında seçim yapmak, kötü sonucun sorumluluğunu taşımak yorucu. Bazen insanlar “biri karar versin” diye gerçekten rahatlıyor.

Bu rahatlığın bir bedeli var. Karar vermekten çekildiğimiz ölçüde karar verme becerisi de merkezde birikiyor. Toplantılara katılmayan, bütçeyi takip etmeyen, görevleri sürekli başkasına bırakan topluluk bir süre sonra yöneticisinin fazla güçlü olduğundan yakınabilir. Yakınma haklıdır; ama gücün nasıl oluştuğunu anlamak için yukarıdan aşağıya olduğu kadar aşağıdan yukarıya bırakılanlara da bakmak gerekir.

Bu, sorumluluğu yönetilene yüklemek değil. İşten, bakımdan ve yorgunluktan vakti olmayan insanlarla tam zamanlı yönetici aynı koşulda değildir. Katılabilmek için zaman gerekir. Zamanın kendisi eşitsiz dağılmış bir kaynaktır.

Merkez yalnız bir oda değil

Bir kurumdaki yöneticiyi değiştirince güç otomatik olarak dağılmıyor. Aynı bütçe kapalılığı, aynı bilgi kanalları, aynı görev süreleri ve aynı toplantı düzeni kalıyorsa yeni kişi eski merkezin içine yerleşiyor.

Belki bu yüzden merkezileşme kişilikten daha dayanıklı. İyi niyetli yönetici gücünü paylaşmak isteyebilir; ama sistem bütün soruları onun önüne getiriyorsa sonunda yine karar veren o olur. Kötü yönetici ise aynı yapıyı çok daha sert kullanır.

Güç neden yukarıda birikir? Çünkü yukarı çıkınca orada kalmasını kolaylaştıran çok şey var: bilgi, zaman, alışkanlık, hız ihtiyacı, sorumluluktan kaçınma, uzmanlaşma. Bunların hiçbiri tek başına gizli bir plan değil.

Belki asıl şaşırtıcı olan gücün yukarı çıkması değil. Bir kez yukarı çıktığında aşağı inmesi için neden bu kadar az yol bulunması.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası