Aykırı Medya

Her Otorite Tümden Reddedilebilir mi?

Bir çocuk yoğun trafikte yola fırlamak üzereyken yanında bulunan yetişkin onu kolundan çekiyor. Bir ameliyatta cerrah, ekip içindeki bazı kararları saniyeler içinde veriyor.

Bir çocuk yoğun trafikte yola fırlamak üzereyken yanında bulunan yetişkin onu kolundan çekiyor. Bir ameliyatta cerrah, ekip içindeki bazı kararları saniyeler içinde veriyor. Yangın sırasında binayı tanıyan kişi çıkış yönünü söylüyor ve diğerleri onu izliyor. Bu örnekler “otorite her zaman kötüdür” cümlesini huzursuz ediyor. Çünkü bazı anlarda birinin bilgisi, deneyimi ya da sorumluluğu gerçekten daha ağır olabilir.

Fakat buradan “o halde otorite gereklidir” sonucuna atlamak da aynı derecede hızlı. Belirli bir anda birinin sözüne güvenmekle, o kişiye kalıcı biçimde yönetme hakkı vermek arasında büyük bir mesafe var. Sorun belki otorite kelimesini tek bir şey sanmamızda. Uzmanlıktan doğan geçici yönlendirme ile itiraz edilemeyen makamı aynı torbaya koyduğumuzda tartışma iki kolay uca sıkışıyor.

Bilene kulak vermek başka, hükmetmek başka

Bir dağ rehberi bölgeyi bizden iyi biliyorsa uçurum kenarında onun uyarısını ciddiye almak akıllıca. Bu, rehberin tatilimizin geri kalanında nerede yemek yiyeceğimize de karar vermesini gerektirmiyor. Yetkinlik belirli bir alana aitken makam çoğu zaman alanın dışına taşma eğiliminde.

İşyerinde de benzer bir dönüşüm görülüyor. Teknik olarak en deneyimli kişi önce belirli konuda danışılan kişidir. Sonra ekip lideri olur, ardından izinlerden performans değerlendirmesine kadar başka alanlarda söz sahibi hale gelir. Teknik beceri yavaşça insanların zamanını ve gelirini belirleme yetkisine dönüşür.

Bu geçiş çoğu zaman tartışılmıyor çünkü ilk adım makul. “O biliyor” cümlesi “o karar versin”e, oradan “son söz onda”ya dönüşüyor. Otoritenin nerede başladığını görmek zorlaşıyor.

Acil durumun kısa ömrü

Acil durumda uzun müzakerenin sınırları gerçek. Deprem anında binadan çıkarken toplantı yapılmaz. Yoğun bakımda her teknik karar hasta yakınlarıyla oylanmaz. Bir saldırı karşısında insanların kendilerini korumak için hızlı davranması gerekir.

Ama acilin doğası, yetkinin süresiyle ilgili de bir şey söylüyor: Acil durum geçicidir. Kriz sona erdiğinde aynı karar düzeninin neden devam etmesi gerektiği yeniden sorulabilir. Yangında komut veren kişi, yangın söndükten sonra binanın sürekli yöneticisi olmak zorunda değil.

Tarih boyunca “istisna”nın ne kadar kolay olağana dönüştüğünü biliyoruz. Kurumlar da küçük ölçekte aynı eğilimi gösterebilir. Bir projeyi kurtarması için geçici yetki verilen kişi, başarıdan sonra vazgeçilmez sayılır. Hızlı karar verme biçimi, artık acil olmayan işlerde de kullanılmaya başlanır. Acil durum otoriteyi açıklayabilir; kalıcılaştırdığında ise başka bir ilişki kurulmuştur.

Bakım ilişkisi daha zor bir soru

Çocuklar, ağır hastalar veya bazı engelli kişiler söz konusu olduğunda karar kapasitesi eşit olmayabilir. “Herkes yalnız kendi kararını versin” cümlesi burada gerçek hayatın karmaşıklığına çarpar. Bir bebeğin güvenliği için yetişkinlerin karar vermesi kaçınılmazdır. Bilişsel kapasitesi dönem dönem değişen bir insan da desteğe ihtiyaç duyabilir.

Sorun, bakımın yönetme hakkına ne kadar kolay dönüştüğü. “Senin iyiliğin için” cümlesi gerçekten koruyucu olabilir; aynı cümle yetişkin bir insanın hayatını sürekli denetlemenin bahanesine de dönüşebilir. Yardım etmek ile kişinin yerine yaşamak arasındaki çizgi bazen çok ince.

Bakım veren kişinin yükünü de görmemek haksızlık olur. Sorumluluk taşıyan insan riskli durumda karar vermek zorunda kalabilir. Fakat tam da bu nedenle kararın mümkün olduğunca kişinin tercihleri, geçmiş iradesi ve hareket alanıyla bağlantılı kalması önem kazanıyor. Koruma, korunan kişiyi sürekli çocuklaştırdığında kendi iktidarını üretir.

Otoriteyi kişinin karakterine bağlamak

“İyi yönetici sorun değildir” fikri rahatlatıcıdır. Gerçekten de şefkatli, ölçülü ve kendini sınırlayan bir yetkili hayatı kolaylaştırabilir. Fakat iyi karakter kurumsal güvence değildir. Aynı makam yarın başka birinin eline geçer.

Bir otoritenin ne kadar tehlikeli olduğunu yalnız onu kullanan kişinin niyetiyle değerlendirdiğimizde yapıyı unutuyoruz. Yetki geri alınabiliyor mu? Süresi belli mi? Kararın gerekçesi görülebiliyor mu? Etkilenen kişi gerçekten itiraz edebiliyor mu? Yoksa iyi niyet, sınırsız yetkinin tek sınırı mı?

İyi insanlara duyulan güven, çoğu kurumun başlangıcında işe yarar. Sorun, güvenin zamanla denetimin yerini alması. “O yapmaz” cümlesi bazen “yapabilme yetkisi neden var?” sorusunu susturur.

Reddedilebilir olmak

Otoriteyi tümden reddetmek ile her otoriteyi kabul etmek arasında daha ilginç bir ölçü olabilir: reddedilebilirlik. Birinin bilgisini dinleyebiliriz; ama başka bir uzmana gidebilmek önemlidir. Bir koordinatöre görev verebiliriz; ama görev geri alınabilmelidir. Acil durumda yönlendirmeye uyabiliriz; fakat sonrasında ne olduğuna dair hesap sorabilmeliyiz.

Bu, her an herkesin her şeyi veto ettiği bir düzen demek değil. Böyle bir hayat işlemez hale gelebilir. Asıl fark, yetkinin kendisini doğal, kalıcı ve kişiden bağımsız bir hak gibi sunup sunmamasında.

Belki sorun “otorite” sözcüğünden önce ilişkiye bakmak. Birinin sözü neden daha ağır? Bu ağırlık hangi konuda geçerli? Ne zaman sona eriyor? Yanıldığında kim bedel ödüyor? Ve en önemlisi, ona kulak vermek istemediğimizde hayatımızı kaybetmeden başka bir yol seçebiliyor muyuz?

Bazı anlarda birinin önümüze geçmesi gerekebilir. Asıl tehlike, o kişinin yol bittikten sonra da önümüzde yürümeye devam etmesinde.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası