Devletin yurttaş hakkında bilgi toplaması yeni değil. Doğum kaydı, adres, vergi, tapu, okul, sağlık, mahkeme dosyası... Modern devlet zaten insanı kayıt altına alarak çalışıyor.
Devletin yurttaş hakkında bilgi toplaması yeni değil. Doğum kaydı, adres, vergi, tapu, okul, sağlık, mahkeme dosyası… Modern devlet zaten insanı kayıt altına alarak çalışıyor. Yeni olan, bu kayıtların giderek daha kolay birleşebilmesi ve kişinin yalnız geçmişte ne yaptığını değil, gelecekte ne yapabileceğini tahmin etmek için kullanılabilmesi.
Bir sosyal yardım başvurusu artık yalnız gelir belgesinden ibaret olmayabilir. Farklı kurumlardaki veriler bir araya getirilir, tutarsızlık aranır, risk işaretleri çıkarılır. Kamu hizmeti açısından bunun güçlü bir gerekçesi vardır: hata ve suistimal azalabilir, işlem hızlanabilir, kaynak daha doğru dağıtılabilir. Fakat yurttaşın devletle ilişkisi de değişir. İnsan yalnız başvuran kişi değil, sürekli okunabilen bir veri profiline dönüşür.
Dosya insanın arkasından geliyor
Kâğıt bürokraside dosyalar parçalıydı. Bir kurumun bildiğini diğer kurum her zaman bilmezdi. Bu verimsizdi; aynı belgeyi defalarca taşımak zorunda kalırdık. Dijitalleşme bu saçmalığın önemli bölümünü ortadan kaldırabilir.
Ama parçalanmış kayıtların birleşmesi başka bir güç doğuruyor. Bir kurumda belirli amaçla verilmiş bilgi, başka bir kararın bağlamına taşınabiliyor. Yıllar önceki bir kayıt bugün karşılaştığımız muameleyi etkileyebiliyor. İnsan davranışını değiştirse bile veri geçmişi onunla birlikte yürümeye devam ediyor.
Böylece unutulma yalnız mahremiyet meselesi olmaktan çıkıyor. İnsan yeni bir başlangıç yapabiliyor mu? Yoksa kamu sistemi onu geçmiş kayıtlarının toplamı olarak mı görüyor? Kâğıt dünyasında kaybolan veya erişilmesi zahmetli olan bilgi, dijital dünyada çok daha uzun bir hafıza kazanıyor.
Devletin hafızası güçlendikçe yurttaşın geçmişinden uzaklaşma imkânı daralabilir.
Kategoriye girmek, kategoriden çıkmaktan kolay
Büyük sistemler insanları sınıflandırmadan çalışamaz. Kim öğrenci, kim emekli, kim yardıma uygun, kim vergi borçlusu, kim belirli hizmete öncelikli? Bunların hepsi kategori gerektiriyor. Sorun, kategorinin kişiyi anlamanın aracı olmaktan çıkıp kişinin kendisi sayılması.
Bir insan “yüksek risk”, “uygunsuz başvuru”, “düzensiz kullanıcı” veya benzeri bir etikete girdiğinde sonraki işlemler bu işaretten etkilenebilir. Etiket yanlışsa onu düzeltmek bazen ilk kararın verilmesinden çok daha zor olur. Çünkü kurum kendi kaydını güvenilir başlangıç noktası sayar; yurttaş ise o kaydın yanlış olduğunu kanıtlamak zorunda kalır.
Bu terslik önemli. Devlet kişiden belge isterken kişi devletin elindeki verinin nasıl oluştuğunu her zaman göremez. Hata yapan sistem, hatayı düzeltme yükünü hatadan etkilenen kişiye bırakabilir.
Yurttaş böylece hak sahibi olmaktan önce kendisi hakkındaki kaydı doğrulamak zorunda kalan birine dönüşür.
Daha çok veri daha iyi karar mı?
Veri arttıkça kararın iyileşeceği düşüncesi çok çekici. Eksik bilgi hata üretir; o halde daha fazla bilgi toplayalım. Fakat her yeni veri gerçekten gerekli mi? Bir hizmeti verebilmek için insanın hayatının ne kadarını bilmek gerekiyor?
Bu soru teknik görünür ama doğrudan güçle ilgili. Kurum ihtiyacı olan bilgiyi değil, ileride işe yarayabilecek her şeyi toplamaya başladığında bilgi birikimi tek taraflı hale gelir. Yurttaş kurumun iç işleyişini aynı ayrıntıyla göremezken kurum yurttaşı giderek daha kapsamlı görür.
Üstelik daha çok veri her zaman daha çok gerçeklik demek değil. Ölçülemeyen şey görünmez kalabilir. Bakım yükü, geçici kriz, aile içindeki baskı veya kayıt dışı dayanışma veri setinde olmayabilir. Sistem kolay ölçtüğü şeyi önemli saymaya başladığında insan hayatı ölçülebilen alanlara doğru daralır.
Veri hatasız olsa bile bağlam eksik olabilir.
Hizmet mi, sürekli uygunluk sınavı mı?
Dijital kamu hizmetlerinin rahatlığı büyük. Saatlerce kuyrukta beklemek yerine işlemi telefondan yapmak, kurumların aynı belgeyi birbirinden alabilmesi hayatı gerçekten kolaylaştırıyor. Fakat kolaylık başka bir ilişkiyi gizleyebilir: Kamu hizmetine erişim giderek daha fazla otomatik uygunluk kontrolüne bağlanabilir.
İnsan bir hakka sahip olduğunu düşünürken sistem onu sürekli şartları karşılayan bir profil olarak değerlendirebilir. Bir veri değişir, eşik aşılır, hizmet otomatik olarak kesilir. Kararın karşısında konuşulacak bir kişi bulmak zorlaşır.
Burada devlet ile platform arasındaki dil birbirine yaklaşır. “Sistem sizi uygun bulmadı.” Yurttaşlık ilişkisi müşteri hesabına benzemeye başladığında, hak ile hizmet koşulu arasındaki sınır da bulanıklaşabilir.
Hak dediğimiz şey, kurumun her seferinde bizi yeniden uygun bulmasına bağlıysa ne kadar hak olarak kalır?
Devlet bizi görürken biz neyi görüyoruz?
Dijital devletin özgürlük açısından en kritik tarafı teknolojinin kendisi değil, bakışın yönü olabilir. Yurttaşın hayatı giderek daha saydam hale gelirken kamu kararının arka tarafı aynı ölçüde görünürleşmiyorsa eski bürokratik eşitsizlik daha güçlü araçlarla devam eder.
Hangi verinin kullanıldığını biliyor muyuz? Yanlışsa düzeltebiliyor muyuz? Bir sınıflandırma hizmetimizi etkilediğinde bunu anlayabiliyor muyuz? Kamu kurumu neden belirli bilgiye ihtiyaç duyduğunu açıklamak zorunda mı? Yoksa şeffaflık yalnız yurttaştan devlete doğru mu işliyor?
Daha az veriyle çalışan bir kamu hizmeti bazen daha “akıllı” görünmeyebilir. Fakat her şeyi bilme kapasitesinden gönüllü olarak vazgeçmek, devletin yurttaş üzerindeki bilgi üstünlüğüne gerçek bir sınır koyabilir.
Eskiden bürokrasi bizi dosyaya indirgemekle eleştirilirdi. Şimdi dosya çok daha zengin: hareketli, bağlantılı, tahmin yapan bir dosya. Sorun da tam burada büyüyor. Dosya ne kadar ayrıntılı hale gelirse, insanın dosyasından farklı olabilme hakkı o kadar önemli hale geliyor.