Özgürlük adına gizlilik, eşitlik adına sert disiplin, barış adına zor kullanma savunulabildiğinde araç geçici ilan ediliyor. Amaç ile Araç Birbirinden Ayrılabilir mi?
Özgürlük adına gizlilik, eşitlik adına sert disiplin, barış adına zor kullanma savunulabildiğinde araç geçici ilan ediliyor. Amaç ile Araç Birbirinden Ayrılabilir mi? başlığı tam bu gündelik gerilimin içine yerleşiyor. Kelimeyi yalnız sözlük karşılığıyla öğrenmek kolay; daha zor olan, aynı kelimenin farklı hayatlarda neden başka sonuçlar ürettiğini görmek. Siyasi hareketler, kurumlar ve gündelik ilişkiler içinde kurallar, maddi kaynaklar ve konuşma gücü eşit dağılmıyor. Bu nedenle kavramı doğru tanımlamak kadar kimin tanımının kurumun kuralına dönüştüğünü ve bu kuralın bedelini kimin taşıdığını sormak gerekiyor.
Barışçıl toplanma hakkı yalnız meydandaki yürüyüşü değil; toplantı, oturma eylemi, grev, çevrimiçi toplanma ve şiddetsiz doğrudan eylem biçimlerini de kapsıyor. OHCHR, sivil itaatsizlik ve doğrudan eylemin şiddetsiz kaldığı sürece barışçıl toplanma koruması içinde değerlendirilebileceğini açıkça belirtiyor. Bu hukuki çerçeve her eylemi doğru ilan etmez; tartışmayı otomatik suçlama yerine yöntem, zarar ve siyasal sorumluluk üzerinden kurmaya yardım eder. Bu güncel bağlam kavramın anlamını tek başına belirlemez ve burada anılan kurumlar bize siyasi bir reçete sunmaz. Yine de iyi sonucun kullanılan gücü kendiliğinden temizleyeceğini varsaymak eğiliminin gerçek hayatı nasıl eksilttiğini görmeye yardım eder. Aykırı Medya’nın derdi okura ezberletilecek bir sonuç vermek değil; aşina olduğumuz kelimeyi, sakladığı güç ve karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle yeniden açmaktır.
Geçici yetkinin kalıcılığı
Kriz için toplanan güç, kriz bitince kendiliğinden dağılmaz; kurum kendi gerekçesini üretir. Meseleyi yalnız bireysel ahlaka bıraktığımızda yapı görünmezleşir. İnsan daha cömert, cesur veya dikkatli davranabilir; yine de siyasi hareketler, kurumlar ve gündelik ilişkiler para, zaman, bilgi ve güvenliği eşitsiz dağıtıyorsa kişisel erdemin sınırı vardır. Kalıcı değişim, insanların iyi olmasını beklemekten çok iyi niyetin kötüye kullanımını sınırlayan ve itirazı mümkün kılan kurumlar gerektirir.
Bu yaklaşım “her şey görecelidir” demek değildir. Güçlü olan kendi tanımını daha çok tekrar ettirebilir; bu yüzden ortak ölçü ve doğrulanabilir bilgi gerekir. Geçici yetkinin kalıcılığı, ölçünün tarafsızmış gibi gökten inmediğini de hatırlatır. İyi bir ölçü, sonuçtan etkilenenlerin deneyimiyle sınanabilir ve yeni zarar ortaya çıktığında değiştirilebilir olmalıdır.
Şiddetin bıraktığı ilişki
Zor, yalnız rakibi değil kullanan topluluğun dilini ve iç disiplinini de biçimlendirir. Aykırı Medya açısından amaç bu başlıkta doğru kelimeyi ezberletmek değil, kelimeyle gizlenen ilişkiye tekrar bakmaktır. Bugün kurduğumuz ilişki yarının özgür düzenini ne ölçüde belirler? Sorunun cevabı bağlamdan bağımsız değildir; yine de bazı ölçüler taşınabilir: etkilenenin sözü, gerçek çıkış imkânı, yetkinin sınırı, bakım yükünün görünürlüğü ve kararın geri çevrilebilirliği.
Buradaki gerilim “düzen mi özgürlük mü?” kadar basit değildir. Düzen kimin için güvenlik, kimin için sürekli denetim üretiyor; özgürlük kimin maddi güvencesine dayanıyor? Şiddetin bıraktığı ilişki, bu soruları slogan yerine ilişkinin ayrıntısında tutar. Kuralsızlıkla özdeşleştirilen alternatiflerin de kural, sorumluluk ve zarar çözümü geliştirmesi gerekir.
Sonuç sorumluluğu
Yalnız temiz araç seçmek yetmez; etkisiz yöntem sürüyorsa yaşanan zararı da hesaba katmak gerekir. Burada iki kolay uç beliriyor. Bir uç alışılmış tanımı olduğu gibi kabul eder; diğer uç kavramı bütünüyle kötü ya da iyi ilan ederek her örneği aynı sayar. Aracın insanlarda ve kurumlarda bıraktığı alışkanlığı hedefin parçası saymak, rahat bir orta yol aramak değildir. Ayrımları çoğaltarak gerçek çatışmayı görünür kılmaktır: kullanım ile denetim, görev ile statü, rıza ile mecburiyet, ortaklık ile sahipsizlik birbirine benzese de aynı ilişki değildir.
Sonuç sorumluluğu üzerine düşünmek, bağımlılığın tek başına tahakküm olmadığını gösterir. Hepimiz başkalarının bilgisine, emeğine ve bakımına bağlıyız. Sorun bu bağın tek taraflı, görünmez ve itiraz edilemez hâle gelmesidir. Karşılıklı bağımlılık açık sorumluluk ve söz hakkıyla kurulduğunda, tek başına yetme hayalinden daha gerçek bir özerklik sağlayabilir.
Gizlilik ile açıklık
Baskı koşullarında gizlilik koruyucu olabilir; içeride bilgi tekeline dönüşmemesi için sınır ve denetim gerekir. En güçlü karşı itirazı küçümsememek gerekir: Ortak hayatın kurala, uzmanlığa, sürekliliğe ve zamanında karara ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyaç kalıcı üstünlüğü veya sınırsız dışlama hakkını kendiliğinden haklı çıkarmaz. Görev farklılığı ile insan değeri, koordinasyon ile yönetilme, güvenlik ile vesayet arasındaki sınır tam da burada kurulmalıdır.
Bugün kurduğumuz ilişki yarının özgür düzenini ne ölçüde belirler? Gizlilik ile açıklık bu soruya herkes için tek cevap vermez. Fakat hangi cevabın daha adil sınanabileceğini gösterir: Kararın maliyeti kimde kalıyor, bakım işini kim üstleniyor, azınlığın itirazı nereye kaydoluyor ve görevli başarısız olduğunda ne oluyor? Kavram ancak bu sorularla gündelik hayata değdiğinde açıklayıcı olur.
Çelişkiyi saklamamak
Amaç ile araç arasındaki gerilim sloganla çözülmek yerine açıkça kaydedilip yeniden değerlendirilmelidir. Deneyim bize her ilişkinin aynı biçimde işlemediğini de hatırlatır. Küçük bir arkadaş grubu için çalışan yöntem, milyonlarca kişinin kullandığı altyapıya doğrudan taşınamaz. Ölçek büyüdükçe bilgi, koordinasyon ve azınlık koruması zorlaşır; fakat karmaşıklık, kararın mutlaka erişilemez bir merkezde toplanması gerektiğini kanıtlamaz. Federasyon, açık kayıt ve sınırlı görev gibi araçlar bu gerilimi yönetmek için düşünülür.
Çelişkiyi saklamamak bakımından önemli ölçü, kararın bizim tercihimize uyması değildir. Azınlıkta kalabilir, görev alabilir veya geçici bir sınıra razı olabiliriz. Yine de gerekçeye erişiyor, karşı kanıt sunuyor, yetkiyi denetliyor ve şartlar değişince süreci yeniden açabiliyorsak ortak hayatın pasif nesnesi olmaktan çıkarız.
Bugün kurduğumuz ilişki yarının özgür düzenini ne ölçüde belirler? Bu soruyu tek bir sloganla kapatmak, kavramı yeniden donmuş bir tanıma çevirirdi. Aracın insanlarda ve kurumlarda bıraktığı alışkanlığı hedefin parçası saymak ancak sonuçtan etkilenenlerin bilgisi, maddi güvence, açık görev ve gerçek itiraz hakkıyla birlikte kurulursa anlam taşır. Anarşist düşüncenin bu tartışmaya kattığı en verimli kuşku, her kuralı ve örgütlenmeyi reddetmek değildir; gerekli görünen yetkinin neden sürekli, tek taraflı ve dokunulmaz hâle geldiğini sormaktır.
Kavramlar hayatın dışında bekleyen doğru cevaplar değil, ortak hayatı görme ve değiştirme araçlarıdır. Bu araçlar da kullananların elinde körelebilir. Amaç ile Araç Birbirinden Ayrılabilir mi? üzerine düşünmek bu yüzden kendi ilişkilerimizi de incelemeyi gerektirir: Kimin emeğini sıradan sayıyoruz, kimin hayır deme bedelini görmüyoruz, hangi görevi statüye çeviriyor ve hangi ortak kaynağın bakımını başkasına bırakıyoruz? Siyasi hareketler, kurumlar ve gündelik ilişkiler içindeki küçük uygulamayı bu sorularla yeniden okumak, büyük ve uzak bir çözümü beklemeden kavramın sınırlarını sınamamızı sağlar. Belki kavramı gerçekten anlamaya, onu başkasına açıklayabildiğimiz anda değil, kendi rahatımızı ve kurduğumuz düzeni de aynı sorulara açabildiğimiz anda başlarız.