Etrafımızdaki yapılı dünya — binalar, yollar, şehirler, cihazlar — hiçbiri tarafsız değildir. Hepsi birileri tarafından, belli varsayımlarla, belli insanları düşünerek tasarlanmıştır. Ve bu tasarımlar, kimin neyi yapabileceğini sessizce belirler.
Teknoloji Gerçekten "Tarafsız" mı? Bir Aletin Siyaseti Olur mu?
"Teknoloji ne iyidir ne kötü, her şey onu kullanan insana bağlı." Bu cümleyi sayısız kez duymuşsunuzdur. Bir bıçakla ekmek de kesersin, birine zarar da verirsin — alet masumdur, niyet önemlidir. Kulağa son derece makul, hatta apaçık geliyor. Teknoloji bir araçtır, araçların kendi başına bir ahlakı yoktur, sorumluluk onları kullananlardadır.
Bu görüş o kadar yaygın ve o kadar rahatlatıcı ki neredeyse hiç sorgulanmaz. Ama biraz kurcalayınca çatlamaya başlıyor. Çünkü bazı teknolojiler gerçekten de "her şey kullanana bağlı" denecek kadar nötrken bazıları daha en baştan, tasarımları gereği belli sonuçlara, belli ilişkilere, belli güç dağılımlarına eğilimlidir. Yani bazı aletlerin, niyetlerden bağımsız, kendi içine yazılmış bir siyaseti vardır. Bu yazıda bu rahatsız edici ihtimali ele almak istiyorum.
Bıçak örneği neden yanıltıcı?
Bıçak, "teknoloji nötrdür" tezinin en sevilen örneğidir ve haklı bir örnektir aslında. Bir bıçak gerçekten de niyete göre yön değiştirir; iyiye de kötüye de aynı kolaylıkla hizmet eder. Ama tam da bu kadar basit olduğu için yanıltıcıdır. Çünkü bütün teknolojiler bıçak kadar basit değil.
Şöyle düşünün: Bir nükleer santral "nötr" müdür? Onu "iyi niyetle" kullanabilirsiniz, evet — elektrik üretirsiniz. Ama bir nükleer santral, var olabilmek için belli bir şeyi zorunlu kılar: Son derece merkezi, son derece uzmanlaşmış, sıkı sıkıya denetlenen, gizlilik gerektiren devasa bir örgütlenme. Bir nükleer santralı "yatay, herkesin söz sahibi olduğu, dağıtık" bir yapıyla işletemezsiniz. Teknolojinin kendisi, etrafında belli bir güç yapısını zorunlu kılar. Niyetiniz ne olursa olsun.
Karşılaştırın: Güneş panelleri. Bunlar da elektrik üretir, ama bambaşka bir örgütlenmeye izin verir. Bir aile kendi çatısına kurabilir, bir mahalle ortaklaşa işletebilir, merkezi bir otoriteye ihtiyaç duymadan dağıtık biçimde yayılabilir. İki teknoloji de "elektrik üretir" ama etraflarında apayrı dünyalar kurarlar — biri merkezi ve hiyerarşik, öteki dağıtık ve yatay. Bu fark, kullananların niyetinden değil, teknolojinin kendi doğasından gelir.
İşte "teknolojinin siyaseti" derken kastedilen bu. Bazı aletler, hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, etraflarında belli türden ilişkileri besler, belli türden güç dağılımlarını dayatır.
Tasarım, masum bir tercih değildir
Bunu daha gündelik bir düzeyde de görebiliriz. Etrafımızdaki yapılı dünya — binalar, yollar, şehirler, cihazlar — hiçbiri tarafsız değildir. Hepsi birileri tarafından, belli varsayımlarla, belli insanları düşünerek tasarlanmıştır. Ve bu tasarımlar, kimin neyi yapabileceğini sessizce belirler.
Basit bir örnek: Merdiven. Masum bir mühendislik ögesi gibi görünür. Ama tekerlekli sandalye kullanan biri için merdiven bir duvardır. O binayı tasarlayan kişi belki kötü niyetli değildi — sadece belli bir bedeni "normal" varsaydı ve ona göre tasarladı. Niyet masum, ama sonuç dışlayıcı. Tasarımın içine, kimin gireceği ve kimin giremeyeceği baştan yazılmış.
Aynı şey dijital dünyada da geçerli. Bir uygulamanın nasıl tasarlandığı — neyin kolay, neyin zor yapıldığı; neyin varsayılan, neyin gizli olduğu — kullanıcının davranışını biçimlendirir. "Sadece bir araç sunuyoruz, nasıl kullanacağınız size kalmış" denir, ama o araç çoktan sizi belli yönlere itecek şekilde kurulmuştur. Hangi butonun büyük, hangisinin küçük olduğu; hangi seçeneğin önünüze çıktığı, hangisinin üç menü derinde gizlendiği — bunların hiçbiri tarafsız değildir. Her tasarım bir tercihtir ve her tercih birilerinin işine yarar, birilerininkine yaramaz.
"Kullanana bağlı" demek neyi gizler?
Şimdi "her şey kullanana bağlı" cümlesine geri dönelim, çünkü bu cümlenin işlevi sadece bir gözlem değil — bir sorumluluk dağıtma biçimi.
Bir teknoloji zarar verdiğinde, "alet nötrdür, suç kullananda" demek, o aleti tasarlayanları, yayanları, ondan kazananları aklar. Sorumluluğu tümüyle en uçtaki kullanıcıya yıkar. Oysa eğer bir teknoloji daha en baştan belli zararlara eğilimliyse, belli kötüye kullanımları kolaylaştırıyorsa, o zaman onu öyle tasarlayanların da bir payı vardır. "Biz sadece aracı yaptık" demek, çoğu zaman bu payı görünmez kılmak için kullanılır.
Bu yüzden "teknoloji nötrdür" tezi, masum bir felsefi görüş olmanın ötesinde, çoğu zaman çok işe yarayan bir savunma kalkanıdır. Bir şeyden kazanıp sonuçlarından sorumlu olmak istemeyenlerin sığındığı rahat bir liman. Çünkü eğer alet gerçekten tamamen nötrse onu yapanın hiçbir sorumluluğu yoktur — her şey o anonim "kullanıcının" omzundadır.
O zaman ne yapmalı?
Bütün bunlardan "teknoloji kötüdür" sonucu çıkmıyor, dikkat edin. Teknoloji insanlığın en olağanüstü başarılarından biri ve hayatımızı sayısız biçimde iyileştirdi. Mesele teknolojiye düşman olmak değil.
Mesele, ona bakarken sorduğumuz soruyu değiştirmek. "Bu alet iyi mi kötü mü?" diye sormak yerine — ki bu soru bizi hep o nötrlük tuzağına götürür — şunu sorabiliriz: Bu teknoloji etrafında nasıl bir ilişki kuruyor? Kimi güçlendiriyor, kimi zayıflatıyor? Merkezîleşmeyi mi besliyor, dağılmayı mı? Kimin söz sahibi olmasını kolaylaştırıyor, kimi sessizleştiriyor?
Bu sorular, teknolojiyi masum bir araç olarak değil, içinde belli eğilimler taşıyan bir şey olarak görmemizi sağlar. Ve bu bakış, onu reddetmemizi değil, daha bilinçli seçmemizi mümkün kılar. Hangi teknolojinin nasıl bir dünya kurduğunu görebilirsek hangisini isteyip hangisinden kaçınacağımıza da daha sağlam karar verebiliriz.
Çünkü sonunda iş şuna varıyor: Her alet, sessizce, etrafında bir dünya kuruyor. O dünyanın nasıl olacağına dair söz sahibi olmak istiyorsak önce aletlerin masum olmadığını kabul etmemiz gerekiyor.