Teknoloji Nötr müdür?
Teknoloji hakkında konuşurken sık sık rahatlatıcı bir cümleye sığınıyoruz: “Teknoloji iyi ya da kötü değildir; önemli olan onu nasıl kullandığımızdır.” İlk bakışta son derece makul görünüyor.
Teknolojinin tarafsız bir araç olmadığı fikrinden hareket eder. Yapay zekâ, platformlar, gözetim, veri mülkiyeti, açık kaynak ve dijital müşterekler üzerinden teknolojik kararların kimlerin elinde toplandığını araştırır.
Teknoloji hakkında konuşurken sık sık rahatlatıcı bir cümleye sığınıyoruz: “Teknoloji iyi ya da kötü değildir; önemli olan onu nasıl kullandığımızdır.” İlk bakışta son derece makul görünüyor.
Bir çekicin sağcı ya da solcu olduğunu söylemek elbette tuhaf olur. Bir su ısıtıcısının otoriterliğinden, bir bisikletin liberal eğilimlerinden söz etmeyiz.
Bir bankın üzerinde neden kolçaklar bulunduğunu hiç düşündünüz mü? İlk cevap rahatlık olabilir. Oysa bazı kentlerde bu kolçakların asıl işlevi, bir insanın banka uzanmasını engellemektir.
Köprü dediğimiz şey iki yakayı birbirine bağlar. Uygulama dediğimiz şey de bir ihtiyacı hızlıca karşılar: yol gösterir, sipariş alır, insanları buluşturur.
İnternetin ilk yıllarına eşlik eden güçlü bir hayal vardı: Sınırların önemsizleştiği, kimsenin tek başına yönetemediği, bilginin serbestçe dolaştığı yeni bir alan doğuyordu.
Uzun süre iktidarı düşünürken gözümüzü devlete çevirdik. Kim yönetiyor, hangi yasa çıkıyor, polis kimin emrinde, vergi nereye gidiyor? Bu sorular hâlâ önemli.
“Merkezsiz” sözcüğü dijital dünyanın en çekici kelimelerinden biri hâline geldi. Bankasız para, patronsuz çalışma, devletsiz kimlik, aracısız iletişim ve sansürsüz yayın vaatleri bu kelimenin etrafında dolaşıyor.
Teknoloji girişimlerinin en sevdiği hikâyelerden biri aracıyı ortadan kaldırmaktır. Otel ile konuk, yolcu ile sürücü, satıcı ile müşteri, sanatçı ile dinleyici doğrudan buluşacaktır.
Bir mağazaya girip hiçbir şey satın almadan çıktığımızı düşünelim. Hangi rafa baktığımız, bir ürünün önünde kaç saniye durduğumuz, hangi etiketi okuyup yüzümüzü buruşturduğumuz ve çıkarken aklımızdan ne geçtiği mağaza sahibinin elinde değildir.
“Veri yeni petroldür” cümlesi yıllardır tekrarlanıyor. Benzetmenin anlatmak istediği açık: Ham hâlde sıradan görünen veri işlendiğinde büyük ekonomik değer yaratabilir.
Mahremiyet çoğu zaman saklayacak kötü bir şeyi olanların talebiymiş gibi konuşuluyor. “Benim gizleyecek bir şeyim yok” cümlesi, veri toplayan her sistem karşısında geçerli bir izin belgesine dönüşebiliyor.
İzlenmeye çoğu zaman tek bir büyük kararla razı olmuyoruz. Haritadaki trafiği görmek, fotoğrafları yedeklemek, arkadaşın doğum gününü unutmamak, işe daha hızlı girmek ve indirim kazanmak için küçük izinler veriyoruz.
Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.
Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası