Aykırı Medya

Acil Durumda Demokrasi Askıya Alınmalı mı?

Deprem olmuş, iletişim kesilmiş, yollar kapanmış. Salgın hızla yayılıyor. Büyük bir yangın yerleşim alanına yaklaşıyor. Böyle anlarda “önce herkesle uzun uzun konuşalım” demek kolay bir sorumsuzluğa dönüşebilir.

Deprem olmuş, iletişim kesilmiş, yollar kapanmış. Salgın hızla yayılıyor. Büyük bir yangın yerleşim alanına yaklaşıyor. Böyle anlarda “önce herkesle uzun uzun konuşalım” demek kolay bir sorumsuzluğa dönüşebilir. Zaman gerçekten önemlidir. Bilgi eşit dağılmaz. Bazı kararların gecikmesi doğrudan hayat kaybı yaratabilir.

Tam da bu yüzden acil durumlar otoritenin en güçlü gerekçesini üretir. “Şimdi tartışma zamanı değil” cümlesi çoğu zaman makuldür. Sorun, bu cümlenin ne zaman sona erdiğinde. Kriz anında hız için daraltılan söz hakkı, kriz geçerken neden aynı hızla geri gelmiyor? Geçici merkezileşme hangi noktada kendi devamını savunmaya başlıyor?

Krizin ilk dakikası ile üçüncü ayı aynı değil

Acil durum tek bir zaman dilimi değil. Yangının ilk dakikalarında karar ile haftalar sonraki yeniden yapılanma kararı aynı koşullarda alınmaz. İlk anda emir-komuta gerekçesi daha güçlü olabilir; sonrasında bilgi artar, seçenekler çoğalır, etkilenen insanların deneyimi görünür hale gelir.

Buna rağmen kurumlar kriz boyunca aynı yönetim biçimini sürdürmeye yatkın. İlk anda işe yarayan hızlı karar modeli, sonrasında alışkanlığa dönüşebilir. Başlangıçta “zaman yok” denir, haftalar sonra “işler hassas”, aylar sonra “istikrar bozulmasın”. İstisna kendi takvimini uzatır.

Bu nedenle demokratik tartışmanın kriz yüzünden tamamen ortadan kalkması ile bazı kararların kısa süreli hızlandırılması aynı şey değil. Kriz, katılımın biçimini değiştirebilir; onu süresiz olarak gereksiz hale getirmez.

Uzmanlık kimin deneyimini dışarıda bırakıyor?

Afet, salgın veya başka büyük risklerde teknik bilgi hayati. Mühendis, hekim, meteorolog, lojistik uzmanı ya da yangın uzmanı gerçekten başkalarının bilmediği şeyleri bilir. Uzman karşıtlığı acil durumda ağır sonuçlar doğurabilir.

Fakat uzmanların bildiği şey ile kararın tümü yine aynı değil. Bir epidemiyolog bulaşma riskini hesaplar; kapanmanın hangi işçiyi gelirsiz bırakacağını başka insanlar yaşar. Bir mühendis binanın güvenliğini değerlendirir; insanların neden riskli binada kalmaya mecbur olduğunu teknik rapor tek başına açıklamaz. Bir tahliye planı haritada doğru görünebilir; yaşlı, engelli veya aracı olmayan insanların deneyimi planı değiştirebilir.

Krizde “bilim söylüyor” cümlesi değer tercihlerini saklamaya başladığında uzmanlık siyasetin yerine geçer. Bilim neyin olabileceğini ve hangi riskin bulunduğunu söyleyebilir; riskin kimin üzerine ne kadar yükleneceği ortak hayatın meselesidir.

Hızlı kararın görünmeyen bedeli

Merkezileşmiş kararın avantajı hızdır; dezavantajı ise yanlış kararın çok geniş ölçekte uygulanabilmesi. Yerel bilgi dışarıda bırakıldığında merkez aynı hatayı yüzlerce yerde tekrarlayabilir. Aşağıdaki insanlar “sahada bu işlemiyor” dediğinde bunu sisteme geri taşıyacak kanal yoksa hız körlüğe dönüşür.

Acil durumda itirazın tamamen kapatılması bu yüzden yalnız özgürlük sorunu değil, karar kalitesi sorunu da olabilir. İnsanların kararları engellemesi gerekmiyor; ama sahadaki hatayı hızlı biçimde yukarı taşıyabilmesi gerekiyor. Yoksa emir zinciri düzgün çalışır, yanlış bilgi de aynı düzgünlükle yayılır.

Merkez bazen bütün resmi görür; yerel insan da merkezin göremediği ayrıntıyı. Kriz yönetiminde bu iki bilgi biçiminin birbirine ulaşamaması, hiyerarşinin en pahalı kusurlarından biri olabilir.

“Sonra hesap veririz” sözü

Acil durumda bazı süreçlerin ertelenmesi anlaşılabilir. Fakat “sonra” geldiğinde gerçek bir inceleme yapılmıyorsa erteleme fiilen vazgeçme olur. Hangi karar hangi bilgiyle alındı? Alternatifler neydi? Kim uyardı, kim dinlemedi? Zarar kimlerin üzerinde yoğunlaştı?

Bu soruların amacı kriz anında karar veren kişiyi sonradan kolayca suçlamak değil. Belirsizlik içinde karar vermek zordur ve bazı kötü sonuçlar kaçınılmaz olabilir. Ama hesap verme yalnız suçlu bulma mekanizması olarak görülürse herkes hata saklamaya çalışır. Oysa açık hata kaydı bir sonraki kriz için ortak hafıza yaratabilir.

Asıl mesele, geçici yetkinin geride iz bırakmadan kullanılıp kullanılamayacağı. Yetki genişlediğinde kayıt da genişlemiyorsa, sonradan ne olduğunu anlamak imkânsızlaşır.

Krizden sonra kim karar veriyor?

Acil durumun en siyasi kısmı çoğu zaman sonrasıdır. Yıkılan yer nereye kurulacak, bütçe nasıl dağıtılacak, hangi mahalle öncelik kazanacak, kim taşınacak, hangi iş yeniden açılacak? İlk anda “hayat kurtarma” gerekçesiyle merkezileşen yapı, yeniden inşa sürecinde ekonomik ve toplumsal tercihler vermeye başlar.

Bu aşamada acil dilinin sürmesi özellikle tehlikeli. Çünkü artık yalnız teknik zorunluluklardan değil, geleceğin nasıl kurulacağından söz edilir. Kriz, normal zamanda zor kabul görecek projelerin hızla geçirilmesi için fırsata dönüşebilir.

Acil durumda demokrasi gerçekten yavaşlayabilir. Bazen birkaç kişinin hızlı karar vermesine ihtiyaç duyulabilir. Ama askıya alınan şeyin geri geleceğine dair yalnız iyi niyet yetmez. Yetkinin bitiş tarihi, kapsamı ve sonradan denetimi baştan belirsizse “geçici” sözcüğü sadece teselli olabilir.

Kriz anı bize güçlü merkezlerin neden çekici olduğunu gösterir. Kriz sonrası ise daha zor bir şeyi gösterir: Güç, bir kez toplandığında kendi kendine eski yerine dönmez.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası