Aykırı Medya

Afet mi, Siyasi Tercih mi?

Tehlike fizikseldir; toplumsal yıkım ise büyük ölçüde üretilmiş bir kırılganlıktır. Afete “doğal” demek doğanın gücünü tanımlar, yönetimin sorumluluğunu silmemelidir.

Deprem, sel, fırtına ve yangın haberlerinde “doğal afet” ifadesi sık kullanılır. Olayın fiziksel tetikleyicisi doğal olabilir; fakat felakete dönüşen zararın büyüklüğü çoğu zaman yıllar boyunca alınan siyasi ve ekonomik kararlarla şekillenir. Dere yatağına yapı izni verilmesi, orman bakımının ihmal edilmesi, yoksul hanelerin güvensiz konuta itilmesi, erken uyarının işlememesi ve kurtarma kapasitesinin dağılımı doğa yasası değildir. “Afet mi, siyasi tercih mi?” sorusunun cevabı ikisinden biri değil: Tehlike fiziksel, toplumsal yıkım ise büyük ölçüde üretilmiş bir kırılganlıktır.

Tehlike ile afet arasındaki mesafe

Aynı büyüklükteki yağış iki kentte bambaşka sonuç doğurabilir. Sulak alanını ve geçirgen yüzeylerini koruyan, drenajını düzenli bakımda tutan kent suyu daha iyi yönetir. Dereyi beton kanala sıkıştıran, taşkın ovasını yapılaştıran ve altyapı verisini güncellemeyen kentte yağış ölümcül olabilir. Doğal tehlike zarar ihtimalini yaratır; maruz kalma ve kırılganlık onu afete çevirir. Bu ayrım kaderciliği azaltır, çünkü değiştirilebilir alanları gösterir.

Fakat “her afet insan yapımıdır” demek de mağdurları suçlamaya dönüşmemelidir. Riskli evde yaşayan kişi çoğu zaman ucuz başka seçenek olmadığı için oradadır. Çiftçi kurak bölgedeki su yoğun ürünü kredi, alım garantisi veya şirket sözleşmesi nedeniyle yetiştirebilir. Bireysel seçimler kurumsal çerçevede oluşur. Sorumluluk, risk hakkında bilgi ve karar gücü en yüksek olan aktörlere doğru izlenmelidir.

İmar kararının uzun hafızası

Bir belediye başkanının bugün verdiği ruhsat, onlarca yıl yaşayacak bir bina ve altyapı yükü yaratır. Kıyı, orman veya taşkın alanındaki yapılaşma kısa vadede vergi ve rant geliri sağlayabilir; afet maliyeti ise daha sonra kamu bütçesine ve hanelere kalır. İmar affı, denetimsiz yapıyı hukuken tanırken fiziksel riski ortadan kaldırmaz. Kağıt üzerindeki meşruiyet betonun dayanıklılığını değiştirmez.

Risk planları kamuya açık, anlaşılır ve düzenli güncellenmiş olmalıdır. Ancak haritada yüksek riskli görünen mahalle için yalnız yıkım kararı vermek yeterli değildir. Uygun fiyatlı alternatif sunulmazsa sakinler uzak, iş ve okul bağlantılarından kopuk alanlara itilebilir. Yerinde güçlendirme, kira desteği, sosyal konut ve mülkiyet güvencesi birlikte düşünülmelidir. Afet önleme, kentsel dönüşüm adı altında değerli araziyi el değiştirme fırsatına dönüşmemelidir.

Bakımın siyaseti

Büyük açılışlar görünürdür; mazgal temizliği, orman yolu bakımı, köprü denetimi ve acil durum eğitimi daha az dikkat çeker. Oysa afet güvenliği gündelik bakımın sürekliliğine dayanır. Bütçe yeni projeye yönelirken mevcut altyapının bakım personeli ve kurumsal hafızası zayıflarsa risk birikir. Özelleştirme ve taşeronlaşma sorumluluğu parçalara ayırabilir; kimin hangi parçayı denetlediği belirsizleşir.

Bakım emeği yalnız teknik personel değildir. Sağlık çalışanları, sosyal hizmet uzmanları, mahalle muhtarları, öğretmenler ve gönüllü ağlar afet sırasında bilgi ve güven taşır. Bu kapasite kriz günü aniden yaratılamaz. Çalışanların güvenceli olması, düzenli tatbikat ve yerel kurumlar arası bağlantı gerekir. Dayanıklılık pahalı bir cihaz satın almak değil, ilişkileri ve sorumluluk zincirini yıllar boyunca canlı tutmaktır.

Afet sonrası para nereye akıyor?

Yıkımdan sonra büyük kaynak hızla harcanır. Aciliyet, ihale şeffaflığını ve çevresel değerlendirmeyi zayıflatabilir. Yeniden yapım büyük şirketlere gelir sağlarken küçük esnaf ve kiracılar geri dönüş desteği bulamayabilir. Sigortalı mülk sahipleri ödeme alırken kayıt dışı kiracı veya geçici işçi kaybını belgeleyemez. “Daha iyisini inşa etme” sözü, kimin daha iyi bir yere dönebildiği sorusuyla sınanmalıdır.

Tazmin yalnız taşınmazın piyasa değerine göre verildiğinde sosyal ve kültürel kayıp hesaba girmez. Bir mahallenin dayanışma ağı, çocukların okul bağlantısı ve yerel geçim mekânı başka yerde satın alınamaz. Yeniden yapılanma kararına afetten etkilenenlerin katılması, geçici konutun insan onuruna uygun olması ve kiracıların dönüş hakkı gereklidir. Afet sonrası plan, boşalmış araziyi yatırım fırsatı olarak görenlerden önce yaşayanların ihtiyacına dayanmalıdır.

Hesap verebilirlik ve öğrenme

Afet sonrasında yalnız bireysel ihmal aramak, sistemik sorumluluğu daraltabilir. Bir görevlinin hatası önemli olsa da bütçe, mevzuat, denetim ve siyasi baskı zinciri incelenmelidir. Bağımsız soruşturma, açık veri ve kamuya anlaşılır rapor gelecekteki riski azaltır. Kurumlar itibar kaygısıyla hatayı sakladığında aynı arıza tekrar eder. Hesap verebilirlik intikam değil, öğrenme altyapısıdır.

Her fiziksel olayı önlemek mümkün değildir; çok güçlü tehlikeler iyi hazırlanmış toplumlarda da zarar yaratabilir. Fakat ölüm, evsizlik ve uzun süreli yoksullaşma kaçınılmaz sonuçlar değildir. Erken uyarıdan sosyal konuta, imardan iş güvenliğine kadar siyasi tercihler zararın dağılımını belirler. Afete “doğal” demek doğanın gücünü tanımlar, yönetimin sorumluluğunu silmemelidir. Doğayla pazarlık edemeyiz; fakat hangi riski kabul ettiğimizi, kimin korunmasına bütçe ayırdığımızı ve hatadan nasıl öğrendiğimizi demokratik olarak değiştirebiliriz.

Önleme bütçesinin siyasal değeri burada ortaya çıkar. Güçlendirme ve bakım için bugün harcanan kaynak, gerçekleşmemiş bir felaketin görüntüsünü üretmediği için kolayca ertelenir. Oysa başarı tam da haber olmayacak kadar az zarar yaşanmasıdır. Kamu yönetimi yalnız yaptığı inşaatın büyüklüğünü değil önlediği riski, koruduğu nüfusu ve giderdiği eşitsizliği raporlamalıdır. Seçim dönemini aşan bağımsız fonlar ve çok yıllı bakım planları kısa vadeli gösteri baskısını azaltabilir.

Afet iletişimi de tercih içerir. Yetkili kurum belirsizliği saklayıp kesin güvence verirse insanlar hazırlıksız kalabilir; sürekli en kötü senaryoyu duyurursa uyarı yorgunluğu oluşabilir. Bilginin zamanında, erişilebilir ve gerekçeli paylaşılması güven kurar. İşitme ve görme engelliler, farklı dilleri konuşanlar, kırsal bölgeler ve dijital erişimi olmayanlar için ayrı kanallar gerekir. Telefon bildirimi göndermek, uyarının herkese ulaştığı anlamına gelmez.

Son olarak riskin gündelik hafızası korunmalıdır. Afetten birkaç yıl sonra boşalan kadrolar, değişen yönetimler ve unutulan raporlar aynı hatayı geri getirir. Okul müfredatı, yerel arşiv, açık risk haritası ve düzenli tatbikat toplumsal hafızayı kurumsallaştırabilir. Mağdurların deneyimi yalnız yıldönümü hikâyesi değil planlama bilgisidir. Onların tanıklığını karara dahil etmek, acıyı araçsallaştırmadan geleceğe sorumluluk taşır.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.