Bir soruna hangi adı verdiğimiz, ona kimin hangi müdahaleyi yapabileceğini de belirler. Özgürleşme bazen yeni bir cevap vermeden önce, soruyu hangi kelimelerle sorduklarını fark etmekle başlar.
İktidarın yalnızca yasalar, silahlar ve para aracılığıyla işlediğini düşündüğümüzde dilin rolü küçük görünür. Oysa bir soruna hangi adı verdiğimiz, kimi mağdur kimi tehdit olarak gördüğümüzü belirleyebilir. “Düzensiz göçmen”, “riskli çalışan”, “makbul yurttaş”, “aile değerleri” veya “ekonomik zorunluluk” gibi ifadeler yalnızca gerçekliği anlatmaz; hangi müdahalenin mümkün ve kabul edilebilir olacağını da kurar.
Adlandıran sınır çizer
Bir davranış suç, hastalık, günah veya uyumsuzluk olarak adlandırıldığında farklı otoritelerin alanına girer. Suçsa polis, hastalıksa hekim, günahsa dinî makam, uyumsuzluksa kurum yöneticisi konuşur. Aynı insan farklı bir kelimeyle tanımlandığında ona uygulanacak muamele değişir.
Bu nedenle adlandırma tarafsız değildir. “Tasarruf” sözcüğü sosyal hakların kesilmesini zorunlu ve akılcı gösterebilir; “temizlik” bir mahallenin sakinlerinden arındırılmasını masumlaştırabilir. Dil, şiddetin sertliğini yumuşatır veya bir gruba yönelen öfkeyi büyütür.
Kimin sözü bilgi sayılıyor?
Söylem yalnızca kullanılan kelimeler değil, kimin konuşmaya yetkili olduğunu belirleyen düzendir. Uzmanın raporu nesnel, yoksulun kendi hayatına dair anlatısı kişisel sayılabilir. Kurumun kaydı gerçek, yurttaşın itirazı iddia olarak görülür. Bazı sesler daha konuşmadan güvenilirlik kazanır; bazıları ne söylerse söylesin şüpheyle karşılanır.
İktidar burada konuşmayı tamamen yasaklamak zorunda değildir. Herkese söz verip bazı sözleri ciddiye almamak yeterlidir. Toplantıda çalışan dinlenir ama karar değişmez; kamuoyu görüşü alınır ama proje önceden belirlenmiştir. Katılım dili, katılımın etkisini saklayan bir dekor hâline gelebilir.
Edilgen cümlenin masumiyeti
Resmî dil faili saklamakta ustadır. “Hatalar yapılmıştır”, “istenmeyen sonuçlar ortaya çıkmıştır”, “müdahale gerçekleştirilmiştir.” Kimin hata yaptığı ve kimin müdahale ettiği cümleden çıkarılır. Sonuç doğal bir olay gibi görünür; sorumluluk dilbilgisi içinde kaybolur.
Şirketler de işten çıkarmayı “yeniden yapılanma”, düşük ücreti “maliyet optimizasyonu”, yoğun gözetimi “çalışan deneyimi analizi” olarak adlandırabilir. Teknik ifadeler kararın insanlar üzerindeki etkisini uzaklaştırır. Acı soyutlandıkça karar verenin kendisini tarafsız hissetmesi kolaylaşır.
Dil direnişin de alanıdır
İktidar kelimeleri kullandığı için dil bütünüyle onun mülkü değildir. İnsanlar kendilerine verilen adları reddedebilir, aşağılayıcı sayılan kimlikleri sahiplenebilir ve görünmez deneyimlere yeni sözcükler bulabilir. Daha önce kişisel utanç olarak yaşanan bir durum ortak bir ad kazandığında siyasi sorun hâline gelir.
Fakat yeni dil de kısa sürede katılaşabilir. Doğru kelimeyi bilmek, doğru ilişkiyi kurmanın yerine geçebilir. İnsanlar davranışlarını değiştirmeden kabul gören terimleri kullanmayı öğrenebilir. Dil duyarlılığı önemlidir; ama yalnızca sözlüğü yenileyip kaynak ve karar gücünü aynı bırakmak sembolik bir ilerlemeyle yetinmektir.
Söylemi sorgulamak
Bir metni veya konuşmayı değerlendirirken yalnızca doğru bilgi içerip içermediğine değil, hangi dünyayı olağan gösterdiğine bakmak gerekir. Kim özne, kim nesne? Kimin çıkarı ortak yarar diye sunuluyor? Hangi seçenekler daha baştan düşünülemez hâle getiriliyor? Hangi zarar teknik ayrıntı olarak küçültülüyor?
İktidarın dilini teşhir etmek, her kelimenin arkasında gizli plan aramak değildir. Söylem çoğu zaman onu kullananların bilinçli niyetinden bağımsız işler. İnsanlar kurumun dilini tekrar ederken belirli güç ilişkilerini normalleştirebilir.
Bu nedenle kullandığımız dili sorgulamak yalnızca nezaket meselesi değildir. Bir grubu sürekli yük, tehdit veya maliyet olarak tanımladığımızda ona yöneltilecek sert uygulamaların zihinsel zeminini hazırlarız. Aynı insanları komşu, çalışan ya da hak sahibi olarak adlandırdığımızda başka sorumluluklar görünür olur. Sözcük değişikliği tek başına adalet yaratmaz; fakat adaletsizliğin olağan görünmesini zorlaştırabilir.
Kelimeler tek başına dünyayı değiştirmez; fakat hangi değişimin düşünülebileceğini etkiler. Bir haksızlığın adını koymak onu sona erdirmez, ama adsız kaldığı sürece kişisel kader gibi yaşanır. Dil iktidarın yalnızca maskesi değil, çalışma araçlarından biridir. Bu yüzden özgürleşme bazen yeni bir cevap vermeden önce, bize soruyu hangi kelimelerle sorduklarını fark etmekle başlar.