Aykırı Medya

Baskı ile Tahakküm Aynı Şey mi?

Birinin üzerimizde baskı kurduğunu söylediğimizde genellikle belirli bir anı tarif ederiz. Yönetici yetişmeyen iş için tehdit eder, ailemiz istemediğimiz bir karar konusunda ısrar eder, çevremiz belirli biçimde yaşamamız için bizi sıkıştırır.

Birinin üzerimizde baskı kurduğunu söylediğimizde genellikle belirli bir anı tarif ederiz. Yönetici yetişmeyen iş için tehdit eder, ailemiz istemediğimiz bir karar konusunda ısrar eder, çevremiz belirli biçimde yaşamamız için bizi sıkıştırır. Baskı hissedilir; ses tonu, yaptırım, dışlanma veya açık yasak olarak karşımıza çıkar. Tahakküm ise her zaman bu kadar görünür değildir. Bazen kimse o gün bir şey söylemez, fakat neyin başımıza gelebileceğini bildiğimiz için davranışımızı önceden sınırlarız.

İki kavram birbirine yakın olsa da aynı şeyi anlatmaz. Baskı bir eylem veya yoğun bir durum olabilir; tahakküm ise bir tarafın diğerinin seçeneklerini keyfî biçimde belirleyebildiği daha kalıcı ilişkidir. Tahakküm baskı üretebilir, ama sürekli baskı uygulamak zorunda değildir. Baskı da her zaman tahakküm anlamına gelmez; eşit güçte iki insan birbirini geçici olarak zorlayabilir veya ortak bir kural hepimiz üzerinde baskı hissi yaratabilir. Aradaki farkı görmek, yalnızca kötü davranışa değil, o davranışı mümkün ve tekrar edilebilir kılan yapıya bakmamızı sağlar.

Gürültülü baskı, sessiz tahakküm

Bir patron her sabah çalışanlara bağırıyorsa baskı açıktır. Aynı patron son derece kibar konuşuyor, doğum günlerini kutluyor ve ofiste rahat bir ortam kuruyor olabilir. Fakat ücretleri tek taraflı belirliyor, örgütlenmeye izin vermiyor ve çalışanları gerekçe göstermeden işten çıkarabiliyorsa tahakküm ilişkisi sürer. Nezaket bu gücü kullanmama tercihidir; gücün kendisini ortadan kaldırmaz.

Benzer durum aile içinde de görülebilir. Bir kişi eşinin dışarı çıkmasını açıkça yasaklamayabilir, fakat ekonomik kaynakları kontrol ediyor, her itirazı uzun süreli küslükle cezalandırıyor veya çocukları kaybetme tehdidini ima ediyorsa karşı taraf “özgürce” evde kalmayı seçebilir. Dışarıdan bakıldığında kavga yoktur. Sessizlik huzur gibi görünür. Oysa huzurun koşulu bir kişinin diğerinin olası tepkisini sürekli hesaplamasıysa ortada eşit bir ilişki değil, iyi yönetilen bir korku vardır.

Her sınır baskı mıdır?

Birlikte yaşamak sınırlar gerektirir. Gece geç saatte yüksek ses çıkarmamak, ortak bütçeyi kişisel ihtiyaç için kullanmamak veya iş güvenliği kurallarına uymak davranış alanımızı daraltır. Bu sınırları hissettiğimiz için hepsini tahakküm sayamayız. Bir kuralın varlığıyla kuralı belirleyen tarafın dokunulmazlığı arasında fark vardır. Sınırın amacı ortak zararı önlemekse, karardan etkilenenler kuralın oluşumuna katılabiliyorsa ve itiraz yolu açıksa kısıtlama ortak özgürlüğün koşulu olabilir.

Fakat “herkes için geçerli” sözü tek başına yeterli değildir. Aynı kural farklı hayatları farklı ölçüde etkiler. Çalışma saatini akşam uzatan karar, bakım sorumluluğu olmayan yönetici için küçük; çocuğunu okuldan alması gereken çalışan için ağır bir baskıdır. Kamusal alandaki bir yasak, özel mekâna erişimi olanlarla olmayanlar arasında eşitsiz sonuç yaratabilir. Kuralın metnine değil, uygulanma biçimine ve bedelinin kimde toplandığına bakmak gerekir.

Geçici zor ile kalıcı güç

Hayatta bazen başkasının davranışını istemediği hâlde durdurmak gerekebilir. Birinin bir başkasına saldırmasını engellemek, sarhoş bir arkadaşın araç kullanmasına izin vermemek veya çocuğu tehlikeli bir yerden çekmek zor içerir. Bu müdahaleler kısa süreli baskı yaratabilir; fakat amaçları bir kişi üzerinde kalıcı yönetim hakkı kurmak değildir. Tehlike geçtiğinde yetkinin de sona ermesi beklenir.

Tahakküm, geçici zorun kalıcı bir statüye dönüşmesiyle belirginleşir. “Seni bir kez korudum, artık kararlarını ben veririm” denildiğinde müdahalenin sınırı aşılır. Olağanüstü durumlarda devlete verilen geniş yetkilerin tehlikesi de buradadır. Kriz için tanınan izleme, yasaklama veya hızlı karar alma yetkileri kriz bittikten sonra geri çekilmiyorsa geçici güvenlik önlemi yeni normal hâline gelir. Tahakküm çoğu zaman olağanüstü gerekçeyle açılan kapının bir daha kapanmamasıdır.

Kişiyi değiştirmek neden yetmeyebilir?

Baskıyla karşılaştığımızda doğal olarak baskıyı yapan kişiye öfkeleniriz. Zorba yönetici giderse, kötü memur değişirse veya kaba öğretmen yerine anlayışlı biri gelirse sorunun çözüleceğini düşünürüz. Bu değişim gerçekten rahatlama sağlayabilir. Fakat yeni kişi aynı sınırsız yetkileri devralıyorsa geleceğimiz yine onun karakterine bağlı kalır. İyi insanın gelmesi kötü yapıyı daha katlanılır yapar; yapıyı güvenli hâle getirmez.

Bu nedenle tahakkümle mücadele, davranış kuralları kadar yetki sınırlarını da konuşmayı gerektirir. Çalışanın karar sürecine katılması, kiracının tahliye karşısında korunması, öğrencinin değerlendirmeye itiraz edebilmesi, platform kullanıcısının hesabı kapatıldığında gerçek bir muhatap bulması yapısal güvencelerdir. Bunlar her haksızlığı önlemez. Fakat hayatın tek kişinin ruh hâline veya iyiliğine bağlı olmasını azaltır.

Rahatsızlık ile özgürlüksüzlüğü ayırmak

Her istemediğimiz durum tahakküm değildir. Başkalarıyla eşit ilişki kurmak da bizi sınırlar, eleştirir ve bazen rahatsız eder. Bir arkadaş verdiğimiz sözün hesabını sorabilir, birlikte yaşadığımız insanlar ortak sorumluluğu hatırlatabilir, bir topluluk zarar verdiğimiz davranışa itiraz edebilir. Kimsenin bize karşı çıkmadığı bir hayat özgürlük gibi görünebilir; fakat bu ancak başkalarının sesini önemsiz saydığımızda mümkündür.

Özgürlük, bütün baskı hissinin ortadan kalkması değil, bizi etkileyen güçlere karşı ses çıkarabilme ve ilişkinin koşullarını değiştirebilme kapasitesidir. Baskı ile tahakkümü ayırmak bu nedenle önemlidir. Yalnızca rahatsız olduğumuz ana bakarsak her ortak kuralı düşman görebiliriz; yalnızca açık şiddete bakarsak sessiz yönetilme biçimlerini kaçırırız. Asıl mesele, üzerimizde hiçbir etkinin bulunmaması değil; etkinin karşılıklı mı, tartışılabilir mi ve geri çevrilebilir mi olduğudur.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Gizlilik ve Çerez Politikası