Uzun süredir görevde olan bir yönetici ayrılacağını söylediğinde aynı cümle dolaşmaya başlar: “O giderse burası dağılır.” Bazen doğrudur.
Uzun süredir görevde olan bir yönetici ayrılacağını söylediğinde aynı cümle dolaşmaya başlar: “O giderse burası dağılır.” Bazen doğrudur. Şirketin bütün bağlantıları tek kişide, kurumun hafızası birkaç yöneticinin kafasında, topluluğun bütün ilişkileri kurucu ekipte toplanmış olabilir. Gerçekten de onlar çekildiğinde işler aksar.
Fakat tam burada garip bir soru doğuyor. Bir kurum tek kişisiz çalışamıyorsa bu onun vazgeçilmezliğini mi gösterir, yoksa yıllardır vazgeçilebilir bir yapı kurulmadığını mı?
“Biz olmazsak kaos olur” sözü yalnız tehditle yaşamıyor. Çoğu zaman gerçek bir bağımlılığın üzerine kuruluyor ve bu yüzden ikna edici.
Kaos bazen önceden hazırlanır
Bir yönetici bütün kritik bilgiyi kendisinde tutarsa, devir planı yapmazsa, başkalarının sorumluluk almasına izin vermezse zaman içinde gerçekten vazgeçilmez hale gelir. Sonra kendi yarattığı bağımlılık varlığının gerekçesine dönüşür.
Bu bilinçli olmak zorunda değil. “İşi en hızlı ben yapıyorum”, “başkasına anlatmakla uğraşamam”, “hata olmasın” diyerek yetkin kişi yıllarca görevleri üzerinde tutabilir. Kurum da rahat eder. Fakat rahatlık uzun vadede kırılganlık üretir.
Siyasette de benzer bir mantık görülebilir. Her kriz yetkiyi biraz daha merkezde toplar, kurumlar bağımsız hareket etme alışkanlığını kaybeder. Sonra merkez zayıfladığında gerçekten boşluk doğar. Bu boşluk, baştan beri güçlü merkezin gerekli olduğunun kanıtı gibi sunulur.
Oysa belki kanıtlanan şey tam tersidir: Güç ne kadar tek yerde toplanırsa, o yer ortadan kalktığında kaos ihtimali o kadar büyür.
Düzen korkusu
İnsanlar düzeni yalnız sevmez; düzensizlikten de korkar. Maaşın yatması, suyun akması, çöpün toplanması, yolların işlemesi, çatışmaların belli kurallarla çözülmesi hayatı mümkün kılıyor. “Otoriteyi kaldıralım” cümlesi bu gündelik ihtiyaçlara cevap vermediğinde kolayca soyut kalır.
Güç merkezleri bu korkuyu iyi kullanır. Kendilerine yöneltilen eleştiriyi doğrudan hizmetlerin varlığına bağlayabilirler: “Bizi zayıflatırsanız güvenlik zayıflar”, “şirket olmazsa iş olmaz”, “yönetim olmazsa proje biter.” Böylece belirli bir yönetim biçimi ile düzenin kendisi aynı şeymiş gibi görünür.
Bu eşitleme çok güçlü. Çünkü insan mevcut yöneticiyi sevmese bile bilinmeyen boşluktan korkabilir. Kötü bildiği düzeni, nasıl işleyeceğini bilmediği alternatife tercih eder.
Alternatif neden görünmez?
Bir kurum bütün kaynakları kendisinde topladığında yalnız bugünü yönetmez; alternatiflerin gelişmesini de zorlaştırır. İnsanların başka türlü örgütlenme deneyimi yoksa, merkez çekildiğinde hazır bir yapı ortaya çıkmaz.
Bu yüzden “Bakın, biz çekildik ve işler karıştı” cümlesi bazen eksik bir hikâye anlatır. Yıllarca başkalarının karar kapasitesi daraltılmış, bağımsız örgütlenmeler zayıflatılmış, bilgi tek merkezde tutulmuş olabilir. Sonra boşluk gerçekten kaos üretir.
Alternatifin yokluğu, mevcut düzenin doğal olduğu anlamına gelmez. Bazen mevcut düzen alternatif bırakmadığı için alternatifsiz görünür.
Ama bunu söylemek de boşluğu küçümsememizi gerektirmiyor. Kurumlar dağıldığında en kırılgan olanlar bedeli daha ağır ödeyebilir. “Kaos yaratıcıdır” romantizmi, elektriğe, ilaca, barınmaya ve güvenliğe ihtiyacı olan insan için acımasız olabilir.
Koruyucu nasıl vazgeçilmez olur?
“Biz olmazsak” söyleminin en güçlü olduğu alan güvenlik. İnsanlar tehdit hissettiğinde yetkiyi daha kolay devreder. Tehlikeyi önleyecek kurum güçlendikçe ona bağımlılık artar. Bir süre sonra güvenliği yalnız o sağlayabilir gibi görünür.
Fakat koruma sağlayan yapının kendisi zarar verdiğinde ne olur? Ona karşı hangi başka mekanizmaya başvurulabilir? Koruyucu tek ise, koruyucudan korunma sorusu cevapsız kalabilir.
Bu yalnız devlet için değil. İşyerinde çalışanı müşteriye karşı koruyan yönetici, aynı çalışanın sözleşmesini tek başına belirliyorsa; ailede ekonomik güvenliği sağlayan kişi diğerlerinin hareket alanını denetliyorsa koruma ile bağımlılık birbirine karışır.
İnsan bazen kendisini sınırlayan güce, aynı güçten vazgeçmenin riskinden korktuğu için bağlı kalır.
Kaostan kaçarken neyi koruyoruz?
Her düzen değerlidir diye bir şey yok. Düzen, haksızlığın düzenli biçimde sürmesi de olabilir. Ücretler günü gününe ödenir ama çalışanların söz hakkı yoktur; kurum çok iyi işler ama belirli insanları sistematik olarak dışarıda bırakır. Düzenin verimliliği onun adil olduğunu söylemez.
Öte yandan yalnız yıkmak da bir ilişki modeli sunmaz. Eski merkezin devrilmesi, insanların birlikte karar verme, bakım ve çatışma çözme becerilerini kendiliğinden yaratmıyor.
Belki “Biz olmazsak kaos olur” cümlesine verilecek en ilginç cevap “Hayır, olmaz” demek değil. Bazen gerçekten olabilir. Daha önemli olan, neden olacağını sormak.
Hangi bilgi paylaşılmadı? Kimlerin sorumluluk almasına izin verilmedi? İnsanlar hangi ihtiyaç için tek kuruma bağımlı hale getirildi? Neden bir kişinin ayrılması bütün yapıyı tehdit ediyor?
Bir yönetimin vazgeçilmezliği bazen onun başarısının değil, çevresindeki herkesi vazgeçilebilir hale getirmesinin sonucu olabilir.