Aykırı Medya

Doğrudan Eylem

Bir mahalleli güvenli geçit için yıllarca dilekçe beklemek yerine yolu görünür kılıyor; çalışanlar taleplerini yalnız temsilciye bırakmadan işi durduruyor.

Bir mahalleli güvenli geçit için yıllarca dilekçe beklemek yerine yolu görünür kılıyor; çalışanlar taleplerini yalnız temsilciye bırakmadan işi durduruyor. Doğrudan Eylem başlığı tam bu gündelik gerilimin içine yerleşiyor. Kelimeyi yalnız sözlük karşılığıyla öğrenmek kolay; daha zor olan, aynı kelimenin farklı hayatlarda neden başka sonuçlar ürettiğini görmek. İşyeri, kent ve toplumsal mücadele içinde kurallar, maddi kaynaklar ve konuşma gücü eşit dağılmıyor. Bu nedenle kavramı doğru tanımlamak kadar kimin tanımının kurumun kuralına dönüştüğünü ve bu kuralın bedelini kimin taşıdığını sormak gerekiyor.

Afetler ve gündelik geçim krizleri, toplumun yalnızca rekabet eden bireylerden oluşmadığını tekrar tekrar gösteriyor. UNDRR’nin yerel dayanıklılık yaklaşımı, hazırlık ve müdahalede topluluk kapasitesini, yerel bilgiyi ve ortak planlamayı merkezi bir unsur olarak ele alıyor. Dayanışmayı romantikleştirmeden, resmî kurum ile toplumsal özörgütlenme arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağını sormak bu nedenle güncel bir zorunluluktur. Bu güncel bağlam kavramın anlamını tek başına belirlemez ve burada anılan kurumlar bize siyasi bir reçete sunmaz. Yine de doğrudan eylemi yalnız öfke patlaması veya kuralsızlık saymak eğiliminin gerçek hayatı nasıl eksilttiğini görmeye yardım eder. Aykırı Medya’nın derdi okura ezberletilecek bir sonuç vermek değil; aşina olduğumuz kelimeyi, sakladığı güç ve karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle yeniden açmaktır.

Talep ile uygulama

Doğrudan eylem yalnız yöneticiden istemek yerine sorunu yaşayanların kendi güçlerini kullanmasıdır. Aykırı Medya açısından amaç bu başlıkta doğru kelimeyi ezberletmek değil, kelimeyle gizlenen ilişkiye tekrar bakmaktır. Bir talebi iletmekle o talebin gereğini birlikte yapmaya başlamak arasındaki fark nedir? Sorunun cevabı bağlamdan bağımsız değildir; yine de bazı ölçüler taşınabilir: etkilenenin sözü, gerçek çıkış imkânı, yetkinin sınırı, bakım yükünün görünürlüğü ve kararın geri çevrilebilirliği.

Talep ile uygulama üzerine düşünmek, bağımlılığın tek başına tahakküm olmadığını gösterir. Hepimiz başkalarının bilgisine, emeğine ve bakımına bağlıyız. Sorun bu bağın tek taraflı, görünmez ve itiraz edilemez hâle gelmesidir. Karşılıklı bağımlılık açık sorumluluk ve söz hakkıyla kurulduğunda, tek başına yetme hayalinden daha gerçek bir özerklik sağlayabilir.

Şiddet sorusu

Yöntemin doğrudan olması zarar gözetimini kaldırmaz; amaç, hedef ve üçüncü kişilere etkisi tartılmalıdır. Burada iki kolay uç beliriyor. Bir uç alışılmış tanımı olduğu gibi kabul eder; diğer uç kavramı bütünüyle kötü ya da iyi ilan ederek her örneği aynı sayar. Sorunu yaşayanların aracı beklemeden çözüm kapasitesi kurmasını, yöntem ve sonuç sorumluluğuyla değerlendirmek, rahat bir orta yol aramak değildir. Ayrımları çoğaltarak gerçek çatışmayı görünür kılmaktır: kullanım ile denetim, görev ile statü, rıza ile mecburiyet, ortaklık ile sahipsizlik birbirine benzese de aynı ilişki değildir.

Bir talebi iletmekle o talebin gereğini birlikte yapmaya başlamak arasındaki fark nedir? Şiddet sorusu bu soruya herkes için tek cevap vermez. Fakat hangi cevabın daha adil sınanabileceğini gösterir: Kararın maliyeti kimde kalıyor, bakım işini kim üstleniyor, azınlığın itirazı nereye kaydoluyor ve görevli başarısız olduğunda ne oluyor? Kavram ancak bu sorularla gündelik hayata değdiğinde açıklayıcı olur.

Görünürlük tuzağı

Sosyal medyada çok görülen eylem, karar noktasına ve gerçek kapasiteye dokunmayabilir. En güçlü karşı itirazı küçümsememek gerekir: Ortak hayatın kurala, uzmanlığa, sürekliliğe ve zamanında karara ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyaç kalıcı üstünlüğü veya sınırsız dışlama hakkını kendiliğinden haklı çıkarmaz. Görev farklılığı ile insan değeri, koordinasyon ile yönetilme, güvenlik ile vesayet arasındaki sınır tam da burada kurulmalıdır.

Görünürlük tuzağı bakımından önemli ölçü, kararın bizim tercihimize uyması değildir. Azınlıkta kalabilir, görev alabilir veya geçici bir sınıra razı olabiliriz. Yine de gerekçeye erişiyor, karşı kanıt sunuyor, yetkiyi denetliyor ve şartlar değişince süreci yeniden açabiliyorsak ortak hayatın pasif nesnesi olmaktan çıkarız.

Öğrenilen güç

Ortak hareket yalnız sonuç üretmez; insanların planlama, dayanma ve birbirine güvenme becerisini de büyütür. Deneyim bize her ilişkinin aynı biçimde işlemediğini de hatırlatır. Küçük bir arkadaş grubu için çalışan yöntem, milyonlarca kişinin kullandığı altyapıya doğrudan taşınamaz. Ölçek büyüdükçe bilgi, koordinasyon ve azınlık koruması zorlaşır; fakat karmaşıklık, kararın mutlaka erişilemez bir merkezde toplanması gerektiğini kanıtlamaz. Federasyon, açık kayıt ve sınırlı görev gibi araçlar bu gerilimi yönetmek için düşünülür.

Hatanın ardından ne olduğu bu kavram için ayırt edicidir. Kişi damgalanıp geri dönüş yolu bulamazsa topluluk korku üretir; zarar hiç adlandırılmazsa güvenlik ortadan kalkar. Sorunu yaşayanların aracı beklemeden çözüm kapasitesi kurmasını, yöntem ve sonuç sorumluluğuyla değerlendirmek, sorumluluğu yalnız cezaya ya da iyi niyete bırakmadan zararın giderilmesini, davranışın değişmesini ve aynı koşulun tekrar üretilmemesini hedeflemelidir.

Sonrasını kurmak

Bir hizmeti bir gün açmakla onu uzun süre adil biçimde sürdürmek farklı örgütlenme gerektirir. Gündelik dil bu farkı çoğu zaman tek bir kelimenin içine kapatıyor. Böyle olunca doğrudan eylemi yalnız öfke patlaması veya kuralsızlık saymak kolaylaşıyor; tarihsel olarak kurulmuş bir ilişki doğanın değişmez düzeni gibi sunuluyor. Oysa kavramların sınırları siyasal mücadeleler, teknoloji, hukuk ve ekonomik koşullarla değişir. Kavramı ciddiye almak, ona değişmez bir öz vermek değil hangi koşulda kimin elinde nasıl çalıştığını izlemektir.

Sonrasını kurmak meselesi, özgürlüğün yalnız engellenmemek olmadığını gösterir. İnsan kararın hazırlanmasına erişemiyor, hayır dediğinde temel ihtiyacını kaybediyor ya da sonuç hakkında bilgi alamıyorsa görünürdeki tercih zayıftır. Sorunu yaşayanların aracı beklemeden çözüm kapasitesi kurmasını, yöntem ve sonuç sorumluluğuyla değerlendirmek bu nedenle özgürlüğü ilişkisiz bireyin mülkü değil, ortak koşulları değiştirebilme kapasitesi olarak ele alır.

Bir talebi iletmekle o talebin gereğini birlikte yapmaya başlamak arasındaki fark nedir? Bu soruyu tek bir sloganla kapatmak, kavramı yeniden donmuş bir tanıma çevirirdi. Sorunu yaşayanların aracı beklemeden çözüm kapasitesi kurmasını, yöntem ve sonuç sorumluluğuyla değerlendirmek ancak sonuçtan etkilenenlerin bilgisi, maddi güvence, açık görev ve gerçek itiraz hakkıyla birlikte kurulursa anlam taşır. Anarşist düşüncenin bu tartışmaya kattığı en verimli kuşku, her kuralı ve örgütlenmeyi reddetmek değildir; gerekli görünen yetkinin neden sürekli, tek taraflı ve dokunulmaz hâle geldiğini sormaktır.

Kavramlar hayatın dışında bekleyen doğru cevaplar değil, ortak hayatı görme ve değiştirme araçlarıdır. Bu araçlar da kullananların elinde körelebilir. Doğrudan Eylem üzerine düşünmek bu yüzden kendi ilişkilerimizi de incelemeyi gerektirir: Kimin emeğini sıradan sayıyoruz, kimin hayır deme bedelini görmüyoruz, hangi görevi statüye çeviriyor ve hangi ortak kaynağın bakımını başkasına bırakıyoruz? İşyeri, kent ve toplumsal mücadele içindeki küçük uygulamayı bu sorularla yeniden okumak, büyük ve uzak bir çözümü beklemeden kavramın sınırlarını sınamamızı sağlar. Belki kavramı gerçekten anlamaya, onu başkasına açıklayabildiğimiz anda değil, kendi rahatımızı ve kurduğumuz düzeni de aynı sorulara açabildiğimiz anda başlarız.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Gizlilik ve Çerez Politikası