Aykırı Medya

Ekofeminizm: Kadın ve Doğa Neden Birlikte Sömürülüyor?

Kadın emeğiyle doğanın birlikte sömürülmesinin nedeni ikisinin gizemli yakınlığı değil, ikisinin de tükenmeden vereceğini varsayan düzendir.

Ekolojik yıkımın sonuçları herkes için aynı değil. Su kesildiğinde eve su taşıyan, afet sonrası çocuk ve yaşlı bakımını sürdüren, tarımsal üretimde çalıştığı hâlde toprağın sahibi olmayan kişiler çoğu yerde kadınlar. Bu gerçek, “kadınlar doğaya daha yakındır” gibi romantik bir cümleyle açıklanamaz. Ekofeminizm tam tersine, kadınları bakım ve doğayla özdeşleştiren düzenin nasıl kurulduğunu sorgular. Doğanın bedelsiz kaynak, kadın emeğinin de sınırsız ve karşılıksız hizmet sayılması arasında tarihsel bir bağ bulunduğunu söyler.

Doğa Ana Benzetmesinin İki Yüzü

Toprağa “ana”, ülkeye “ana vatan”, doğaya “bereketli kadın” demek ilk bakışta yüceltici görünür. Fakat annelik benzetmesi, doğanın sürekli vereceği ve kendini yenileyeceği beklentisini de taşır. Toprak ürün, kadın bakım, nehir su vermek zorundadır. Tükenme ve sınır görünmez olur. Yüceltilen şey aynı anda denetlenebilir: Kadının bedeni ve doğanın üretkenliği toplumun veya ekonominin hizmetine sunulur.

Ekofeminist eleştiri kadınla doğa arasında özsel bir yakınlık kurmak zorunda değildir. Kadınların “doğaları gereği” daha şefkatli veya ekolojik olduğunu söylemek, bakım yükünü yine onların omzuna bırakabilir. Kadınların çevre mücadelelerinde öne çıkması biyolojik özellikten çok, suya, gıdaya, sağlığa ve hane bakımına ilişkin sorumlulukları nedeniyle zararı erken görmeleriyle ilgilidir. Deneyim bilgi üretir; ama bu deneyimi yaratan eşitsizlik doğal değildir.

Görünmeyen Bakım ile Görünmeyen Ekosistem

Ekonomi çoğu zaman ücretli üretimi sayar, onu mümkün kılan bakım emeğini arka plana iter. Çalışanın yemek yemesi, çocuğun büyümesi, hastanın iyileşmesi, evin temizlenmesi ve duygusal yükün taşınması olmadan piyasa işlemez. Buna rağmen bu faaliyetler ücretsiz veya düşük ücretli kadın emeği olarak görünmez kalır. Benzer biçimde toprak verimliliği, su döngüsü, tozlaşma ve iklim düzenleme de üretimin bedelsiz girdileri sayılır.

Bu benzerlik yalnız mecaz değildir. Hem bakım hem ekolojik yenilenme zaman ister; verimlilik baskısıyla sonsuza kadar hızlandırılamaz. Toprağı sürekli ürün vermeye, bakım veren kişiyi kesintisiz hazır olmaya zorlamak tükenme yaratır. Ekofeminist bakış, “üretim” dediğimiz faaliyetin yeniden üretim koşullarını hesaba katmayı önerir. Ekonomi, yaşamı tüketmeden sürdürülmek zorundadır.

İklim Krizinin Cinsiyeti

Kuraklık, sel ve aşırı sıcak mevcut eşitsizliklerin üzerine gelir. Tarımsal gelir düştüğünde kadınların gıdadan ilk vazgeçen olması, su uzaklaştığında taşıma süresinin artması, afet sığınağında güvenlik ve hijyen ihtiyacının görülmemesi mümkündür. Buna karşılık karar masalarında enerji, tarım ve afet politikalarını belirleyenler çoğu yerde hâlâ ağırlıkla erkeklerdir. Temsil tek başına çözüm değildir, fakat deneyimi kararın dışında tutmak da politikanın körlüğünü büyütür.

İklim politikaları kadınları yalnız “kırılgan grup” olarak tanımladığında başka bir sorun doğar. Kadınlar yardım bekleyen edilgen mağdurlar değil; üretici, örgütleyici, araştırmacı ve yerel bilgi taşıyıcısıdır. Kooperatiflerden su savunularına kadar pek çok mücadelede karar alan özneler olarak bulunurlar. Adil iklim politikası koruma sağlamanın yanında mülkiyet, gelir, kredi, eğitim ve siyasal temsil engellerini de kaldırmalıdır.

Beden, Üreme ve Ekolojik Otoriterlik

Ekolojik kriz zaman zaman nüfus kontrolü çağrılarına bağlanıyor. Çok çocuk sahibi yoksul aileler veya küresel Güney’deki kadınlar gezegenin sorunu gibi gösterilebiliyor. Oysa kişi başına kaynak tüketimi ve tarihsel emisyonlar arasında devasa farklar var. Doğurganlığı çevre adına denetlemek, kadın bedenini bir kez daha toplumun hedefleri için araçsallaştırır. Zorla kısırlaştırma ve seçici nüfus politikalarının tarihi, bu riskin soyut olmadığını gösteriyor.

Üreme özgürlüğü hem çocuk sahibi olabilmeyi hem olmamayı, güvenli sağlık hizmetine ve bakıma erişimi içerir. İklim kaygısıyla çocuk yapmama kararı da, çocuk istemesine rağmen konut ve gelir güvencesi bulamama da gerçek deneyimlerdir. Ekofeminist siyaset, nüfus hedefi koymak yerine insanların bedensel özerkliğini ve çocukların yaşayabileceği bir dünyayı birlikte savunur.

Bakımı Merkeze Alan Dönüşüm

Ekofeminizm yalnız kadınların sorunlarını ekoloji listesine eklemek değildir; neyi değerli saydığımızı değiştiren bir bakıştır. Başarıyı daha çok üretim ve daha hızlı büyüme yerine yaşamı sürdürme kapasitesiyle ölçmeyi önerir. Temiz su, güvenli gıda, erişilebilir sağlık, dinlenme, ekosistem onarımı ve toplumsal bağ ekonomik planlamanın kenarında değil merkezinde olmalıdır.

Bu dönüşüm erkekleri bakımın dışına, kadınları doğanın bekçisi rolüne sabitlememeli. Bakım herkesin sorumluluğu ve kamusal bir hak olmalı; ekolojik yük de ev içindeki bireysel fedakârlığa bırakılmamalıdır. Kadın emeğiyle doğanın birlikte sömürülmesinin nedeni ikisinin gizemli yakınlığı değil, ikisinin de tükenmeden vereceğini varsayan düzendir. Özgürleşme, hem insan bedenlerinin hem yaşam ağlarının sınırını tanımakla başlayabilir.

Bu bakış yeşil işlerin niteliğini de sorgular. Güneş paneli üretmek, atık ayırmak veya tarımsal dönüşümde çalışmak otomatik olarak adil iş yaratmaz. Düşük ücret, güvencesizlik, toksik maddeye maruz kalma ve göçmen emeğine bağımlılık “yeşil” sektörlerde de sürebilir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün adil dönüşüm yaklaşımı, çevresel hedeflerle insana yakışır işi ve sosyal diyaloğu birlikte ele alır. Ekofeminist katkı buna bakım ekonomisini ekler: Kreş, yaşlı bakımı, sağlık ve topluluk hizmetleri de düşük karbonlu geleceğin temel işleridir; yalnız enerji ve mühendislik yatırımları dönüşüm sayılmamalıdır.

Üstelik ekolojik yükü azaltmak için önerilen ev içi uygulamalar çoğu zaman yeni bir görünmez emek yaratır. Atığı ayrıştırmak, paketsiz alışveriş için uzak yere gitmek, her ürünü araştırmak ve aile tüketimini planlamak genellikle zaten zaman yoksulu olan kişiye kalabilir. Sorumluluk ortaklaşmadığında çevrecilik de toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretir. İyi politika doğru davranışı kahramanca çabaya ihtiyaç bırakmadan kolaylaştırır: yeniden kullanım altyapısı kurar, üreticiyi sorumlu tutar ve bakım verenlere zaman kazandırır. Bakımı merkeze almak dönüşümün hızını düşürmek değil, maliyetini görünmeyen emekle kapatmayı reddetmektir.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.