Kanunun kitapta bulunması yetmez. Hukuk devleti, yurttaşın hakkını kullanmak için kahraman, uzman veya nüfuz sahibi olmak zorunda kalmadığı sıradan günde başlar.
Hukuk devleti denince çoğumuzun aklına anayasa, yüksek mahkemeler ve büyük siyasal davalar geliyor. Oysa bu ilkenin gerçek değeri, sıradan bir günün küçük karşılaşmalarında anlaşılır. Belediyeden ruhsat isteyen esnafa aynı ölçütün uygulanıp uygulanmadığında, karakola şikâyete giden kişinin dinlenip dinlenmediğinde, okul idaresinin kararını gerekçelendirip gerekçelendirmediğinde, hastanın kaydını düzeltebilmesinde ve dijital kamu sistemindeki hataya ulaşılabilir bir insanın bakmasında hukuk devleti ya vardır ya yoktur. Kanunun kitapta bulunması yetmez; kamu gücünün öngörülebilir, gerekçeli, denetlenebilir ve kişiye göre değişmeyen biçimde kullanılması gerekir. Hukuk devleti, yurttaşın devlete güvenmek zorunda kalmadığı, güvenmediğinde de etkili biçimde itiraz edebildiği düzenin adıdır.
İlk temasın dili
İnsanların önemli bir bölümü hukukla mahkeme salonunda değil gişede, telefonda, polis kontrolünde veya ekrandaki uyarı mesajında karşılaşır. Görevlinin kullandığı dil, işlemin nedenini açıklaması ve kişiye hangi yolu izleyebileceğini söylemesi hakkın kullanılabilirliğini belirler. “Sistem böyle” cümlesi teknik bir açıklama değildir; kararın sahibini ve sorumluluğunu görünmez yapar. İyi idare, yurttaştan kurumu ezbere bilmesini beklemez; kendi kararını sade biçimde anlatır.
İlk temas aynı zamanda eşitsizliğin büyüdüğü yerdir. Resmî dili iyi bilen, zamanı ve çevresi olan kişi doğru masaya daha hızlı ulaşırken yaşlı, engelli, göçmen veya okuryazarlığı sınırlı kişi işlemden vazgeçebilir. Eşit davranmak herkese aynı formu vermek değil, herkesin hakkını fiilen kullanabilmesi için makul desteği sağlamaktır. Tercüme, erişilebilir bina, telefon seçeneği ve yüz yüze yardım lütuf değil hukuk devletinin altyapısıdır.
Gerekçe neden önemlidir?
Bir kamu kararı doğru olsa bile gerekçesizse kişi ona karşı ne söyleyeceğini bilemez. Para cezasının hangi olay ve kanıta dayandığı, başvurunun neden reddedildiği, sosyal yardımın hangi ölçütle kesildiği açık olmalıdır. Gerekçe, karar vereni de disipline eder; kişisel kanaati kural gibi uygulamayı zorlaştırır. Kopyalanmış, olayla ilgisiz birkaç cümle biçimsel olarak gerekçe görünse de gerçek denetime izin vermez.
Otomatik karar sistemlerinde bu ihtiyaç daha da büyüyor. Ekranın verdiği sonucun arkasında hangi kayıt, eşik ve kurum bulunduğu açıklanmadığında kişi yalnız sonuca maruz kalır. “Algoritma hesapladı” gerekçe değildir. Kamu, kullandığı sistemin genel mantığını, kişiye ilişkin belirleyici veriyi ve düzeltme yolunu bildirmelidir. Ticari sır veya güvenlik gerekçesi, temel hakka etki eden kararın tamamını karanlıkta bırakamaz.
Kural kişiye göre değiştiğinde
Hukuk devletinin gündelik ölçülerinden biri, benzer durumda benzer işlemin yapılmasıdır. Tanıdığı olanın dosyasının hızlanması, güçlü işletmeye tanınan sürenin küçük esnafa tanınmaması veya siyasi görüşe göre toplantı izninin değişmesi kanunun varlığını anlamsızlaştırır. Ayrımcılığı göstermek her zaman kolay değildir; kurum kararlarını ve sonuçlarını karşılaştırılabilir veriyle yayımlamadığında seçici uygulama söylenti düzeyinde kalır.
Şeffaflık kişisel bilgileri saçmak değil, ölçüt ve dağılımı görünür kılmaktır. Hangi başvuruların ne kadar sürede sonuçlandığı, kaç kararın itirazda değiştiği ve bölgeler arasındaki fark açıklanabilir. Verideki eşitsizlik tek başına kasıt kanıtı değildir, fakat araştırılması gereken bir işaret verir. Kurum hatayı saklamak yerine düzenli inceleme ve düzeltme mekanizması kurduğunda güven, kusursuzluk iddiasından daha sağlam biçimde oluşur.
İtiraz yolu gerçekten açık mı?
Bir karara karşı teorik başvuru hakkı bulunabilir; fakat süre çok kısa, form karmaşık, merci uzak ve işlem pahalıysa yol fiilen kapalıdır. İtirazın aynı kararı veren birimde yalnız biçimsel olarak incelenmesi de etkisizdir. Bağımsızlık, cevap süresi, geçici koruma ve anlaşılır başvuru bilgisi hakkın parçalarıdır. Telafisi zor zarar doğacaksa itiraz sonuçlanana kadar işlemin durması gerekebilir.
İtiraz eden kişinin cezalandırılma korkusu da önemlidir. Sosyal yardım alan, işverene bağlı çalışan veya göç statüsü kırılgan kişi şikâyetin başka kaydına zarar vereceğini düşünebilir. Misilleme yasağı, gizli başvuru ve bağımsız ombudsman benzeri kurumlar bu nedenle gereklidir. Hukuk devleti, yalnız haklı itirazın sonunda kazanması değil, insanın itiraz ettiği için hayatının zorlaşmamasıdır.
Büyük ilkeden küçük güvenceye
Yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve anayasal denetim olmadan gündelik güvenceler kırılgan kalır. Fakat bu büyük ilkeler vatandaşa zamanında randevu, anlaşılır karar ve etkili düzeltme olarak ulaşmıyorsa soyut saygınlıkla yetiniriz. Merkezdeki reform, ön masadaki uygulama ve kurum kültürüyle sınanır. Çalışanın eğitim, iş yükü ve hata bildirme güvenliği de hukuk hizmetinin niteliğini etkiler.
Hukuk devleti kusursuz devlet değildir. Hatanın kaçınılmaz olduğunu kabul eder, fakat hatayı öğrenilebilir, itiraz edilebilir ve onarılabilir kılar. Güç sahibinin “bana güvenin” demesi yerine nedenini gösterdiği, kayıt tuttuğu ve bağımsız denetime razı olduğu yerde başlar. Yurttaşın hakkını kullanmak için kahraman, uzman veya nüfuz sahibi olmak zorunda kalmadığı sıradan gün, en güçlü anayasal göstergedir.
Bu ölçüyü somutlaştırmak için kurumların yalnız başarı sayılarını değil, düzeltilen hataları da yayımlaması gerekir. Kaç otomatik işlem insan incelemesinde değişti, kaç kişi süreyi yanlış yönlendirme nedeniyle kaçırdı, aynı hizmet kırsalda ve kentte ne kadar bekletti? Bu sorular kamu görevlisini suçlu ilan etmek için değil, gücün nerede sürtündüğünü görmek içindir. Çalışanın önünde gerçekçi olmayan günlük hedefler, çelişkili genelgeler ve yetersiz teknik destek varsa keyfîlik bazen kişisel kötü niyetten değil kötü tasarlanmış kurumdan doğar. Yine de kurumsal neden, yurttaşın zararını geçersiz kılmaz; yönetim hem zararı onarmalı hem hatayı üreten düzeni değiştirmelidir.
Hukuk devleti bu yüzden seçim günleri arasında da sürekli bakım isteyen bir kamusal alışkanlıktır. Mahalledeki kaldırım işgaline karşı kuralın herkese uygulanmasıyla, bir öğrencinin disiplin kararında gerçekten dinlenmesiyle, veri kaydındaki yanlışın tek başvuruda düzelmesiyle güçlenir. Büyük anayasal krizler geldiğinde toplumu koruyacak kültür, bu küçük karşılaşmalarda oluşur. İnsanlar gerekçeli karar görmeye, soru sormaya ve itiraz ettiklerinde düşman sayılmamaya alışmışsa olağanüstü yetkilere de daha dikkatli bakar. Gündelik güvenceyi küçümsemek, büyük ilkenin kökünü ihmal etmektir.