Aykırı Medya

Kendi Kendini Yöneten Topluluklardan Ne Öğrenebiliriz?

Kendi kendini yöneten topluluklar hakkında konuşurken iki uç hikâye hızla kuruluyor. Birinde insanlar patron, devlet veya yönetici olmadan doğal bir uyum içinde yaşıyor; herkes toplantıya katılıyor, kararlar ortak alınıyor ve iktidar sorunu çözülüyor.

Kendi kendini yöneten topluluklar hakkında konuşurken iki uç hikâye hızla kuruluyor. Birinde insanlar patron, devlet veya yönetici olmadan doğal bir uyum içinde yaşıyor; herkes toplantıya katılıyor, kararlar ortak alınıyor ve iktidar sorunu çözülüyor. Diğerinde ise birkaç idealistin kısa sürede kavga edip dağıldığı, “insan doğasına aykırı” bir deney görülüyor.

Gerçek deneyimler bu iki hikâyeden de daha dağınık. Kooperatifler, mahalle örgütlenmeleri, kolektifler, ortak üretim alanları ve farklı öz yönetim girişimleri bazen yıllarca yaşayabiliyor, bazen bölünüyor, bazen de başlangıçta eleştirdikleri hiyerarşileri kendi içlerinde yeniden kuruyor. Belki öğrenilecek şey kusursuz bir model değil; güç ortaya çıktığında ne yaptıkları.

Toplantı yapmak demokrasi değil

Öz yönetim denince ilk akla gelen görüntü çember şeklinde oturan insanlar. Herkes konuşur, ortak karar çıkar. Fakat toplantının kendisi eşitlik üretmiyor.

Gündemi kim hazırladı? Önceki kararları kim hatırlıyor? Teknik konuyu kim biliyor? Kim rahat konuşuyor, kim tartışmanın hızına yetişemiyor? Çocuk bakımını ayarlayamadığı için gelemeyen kişinin sözü ne olacak? Sessiz kalan gerçekten razı mı, yoksa üçüncü saatin sonunda yorulduğu için mi susuyor?

Küçük topluluklarda resmî makamın yokluğu gayriresmî gücü daha da görünmez hale getirebilir. Herkes eşit olduğu için kimsenin “güç sahibi” sayılmadığı yerde bazı kişilerin sürekli etkili olması konuşulamayabilir. Açık başkanı eleştirmek bazen isimsiz ağırlığı eleştirmekten daha kolaydır.

Görev dönüşmediğinde statü doğuyor

Bir topluluğun hesabını en iyi bilen kişi yıllarca kasaya bakar. Dış ilişkileri güçlü olan hep toplantılara gider. Teknik işi bilen bütün kararların vazgeçilmez parçası olur. Bunlar başlangıçta tamamen işlevsel tercihler olabilir.

Bir süre sonra aynı kişiler olmadan karar alınamaz hale gelir. “Yetkin olduğu için yapıyor” cümlesi haklıdır; fakat başkalarının neden yetkinleşemediği sorusu unutulur. Bilgi devri zaman alır, hata riski vardır, işler zaten yoğundur. En pratik çözüm aynı kişinin devam etmesidir.

Tam da burada öz yönetim kendi küçük bürokrasisini üretmeye başlayabilir. Unvan yoktur ama hafıza, bağlantı ve teknik bilgi belirli insanların çevresinde toplanır.

Görev dönüşümü kulağa basit gelir; uygulamada verimsizlik yaratabilir. Yeni gelen kişi hata yapar, iş yavaşlar. Belki dönüşümün bedeli de budur: Kısa vadeli verimden vazgeçip uzun vadede kimsenin vazgeçilmez olmadığı bir yapı kurmaya çalışmak.

Para kapıdan girince

Kendi kendini yöneten bir işletme de kira ödüyor, ürün satıyor, müşteri buluyor, vergi veriyor ve piyasadaki fiyatlarla karşılaşıyor. İçeride eşit karar almak dışarıdaki ekonomik baskıyı ortadan kaldırmıyor.

İşler kötü gittiğinde zor sorular başlıyor. Ücret düşecek mi? Daha uzun mu çalışılacak? Birileri çıkarılacak mı? Demokratik kararın sonucu yine acı verici olabilir. Hatta insanlar kendi güvencesizliklerini kendileri oylamak zorunda kalabilir.

Bu durum öz yönetimi anlamsız kılmıyor; ama yönetim biçiminin maddi çevreden bağımsız olmadığını gösteriyor. Patronu kaldırmak, borcu veya piyasayı kaldırmıyor. Dışarıdaki güç ilişkileri içeriye sızabiliyor.

Dolayısıyla bir kooperatifin “patronsuz” olması tek başına özgür çalışma hayatı anlamına gelmeyebilir. Kendi kendini sömürmek de mümkün. Soru, zorunluluğun kaynağını ne kadar birlikte değiştirebildikleri.

Çatışma çıktığında kim kazanıyor?

Toplulukların gerçek yapısı çoğu zaman anlaşmazlıkta görülüyor. Herkes aynı hedefteyken yatay olmak kolay. Kaynak azaldığında, iki grup farklı yön istediğinde veya bir üye ciddi hata yaptığında ne oluyor?

Resmî patronun olmadığı yerde cezalandırma ortadan kalkmayabilir. Sosyal dışlama, dedikodu, toplantıda sözünü kesme, yeni geleni bilgi dışında bırakma gibi daha yumuşak ama etkili araçlar ortaya çıkabilir. “Topluluğun huzurunu bozuyor” cümlesi, işyerindeki “kültüre uymuyor” cümlesine şaşırtıcı biçimde benzeyebilir.

Bu nedenle öz yönetimin başarısını yalnız yönetici olmamasıyla ölçmek yetersiz. İtiraz eden kişinin içeride kalıp kalamadığı, azınlığın sesinin nasıl taşındığı, çatışmanın kişilik meselesine dönüştürülüp dönüştürülmediği daha çok şey anlatabilir.

Bakım işini kim yapıyor?

En devrimci görünen yapılarda bile çay demleniyor, yer temizleniyor, not tutuluyor, yeni gelen karşılanıyor, kırgın insanlar sakinleştiriliyor. Bu işler olmadan topluluk yaşamıyor. Fakat karar toplantısında konuşmak kadar prestijli görünmedikleri için belirli kişilerin üzerinde kalabiliyor.

Eski cinsiyet ve yaş hiyerarşileri buradan geri dönebilir. Birileri teoriyi, stratejiyi ve dış ilişkileri yürütürken başka birileri hayatın devamını sağlar. “Hepimiz eşitiz” cümlesi bu ayrımı görünmez yaparsa, eşitlik iddiası eleştiriyi daha da zorlaştırabilir.

Belki öz yönetimin en zor tarafı karar vermek değil, görünmeyen işleri de gerçekten ortaklaştırmak.

Model değil, sürekli bir huzursuzluk

Kendi kendini yöneten topluluklardan alınacak hazır bir anayasa yok. Bir yerde çalışan yöntem başka yerde işlemeyebilir. Küçük ölçek yüz yüze baskıyı, büyük ölçek bürokrasiyi; uzun toplantılar katılım yorgunluğunu, kısa kararlar dışlanmayı büyütebilir.

Ama bu deneyimler en azından bir şeyi canlı tutuyor: Yönetim biçimlerinin doğa yasası olmadığı fikrini. Patron, müdür, kalıcı temsilci veya merkezî kurul olmadan da bazı işlerin yürütülebildiğini; yürürken de yeni iktidarların ortaya çıkabildiğini gösteriyorlar.

Belki öz yönetimin değeri, iktidarı bir kez ve sonsuza kadar çözmesinde değil. Güç birikmeye başladığında “Bu neden hepimizin üzerinde kalıcı bir hakka dönüşüyor?” sorusunu kurumun içine yerleştirebilmesinde.

Kendi kendini yönetmek, kimsenin bizi yönetmediği rahat bir son durum olmayabilir. Daha yorucu bir şey olabilir: Başkasının yönetmesine itiraz ederken kendi küçük iktidarlarımızı da sürekli fark etmek zorunda kalmak.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası