Bir kıyı herkesin diye çöp alanına, açık bir veri tabanı bedava diye şirket hammaddesine dönüşebiliyor. Müşterekler Neden “Sahipsiz” Değildir?
Bir kıyı herkesin diye çöp alanına, açık bir veri tabanı bedava diye şirket hammaddesine dönüşebiliyor. Müşterekler Neden “Sahipsiz” Değildir? başlığı tam bu gündelik gerilimin içine yerleşiyor. Kelimeyi yalnız sözlük karşılığıyla öğrenmek kolay; daha zor olan, aynı kelimenin farklı hayatlarda neden başka sonuçlar ürettiğini görmek. Ortak kaynakların kullanımı ve bakımı içinde kurallar, maddi kaynaklar ve konuşma gücü eşit dağılmıyor. Bu nedenle kavramı doğru tanımlamak kadar kimin tanımının kurumun kuralına dönüştüğünü ve bu kuralın bedelini kimin taşıdığını sormak gerekiyor.
Barınmanın giderek yatırım aracına dönüştüğü, kamusal alanın özelleştiği ve dijital bilginin ham madde gibi toplandığı bir dönemde mülkiyet sorusu gündelik hayatın tam ortasındadır. Birleşmiş Milletler yeterli barınmanın maliyetinin diğer temel hakları tehdit etmemesi gerektiğini vurgularken OECD ülkelerinde barınma erişimi ve evsizlik ciddi bir kamusal sorun olarak izleniyor. Bu veriler tek bir mülkiyet modeli dayatmaz; fakat sahiplik hukukunun kullanım ihtiyacı ve toplumsal sonuçlardan ayrı düşünülemeyeceğini gösterir. Bu güncel bağlam kavramın anlamını tek başına belirlemez ve burada anılan kurumlar bize siyasi bir reçete sunmaz. Yine de ortak erişimi sınırsız tüketim ve sorumsuzlukla karıştırmak eğiliminin gerçek hayatı nasıl eksilttiğini görmeye yardım eder. Aykırı Medya’nın derdi okura ezberletilecek bir sonuç vermek değil; aşina olduğumuz kelimeyi, sakladığı güç ve karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle yeniden açmaktır.
Ortak olan bedava değildir
Para ödememek, bakımın maliyetsiz olduğu anlamına gelmez; maliyet bazen görünmeyen emek ve ekolojik yıkım olarak taşınır. Kavramın bugünkü biçiminde dijital altyapının da payı var. Uygulamalar, puanlar, otomatik kararlar ve çevrimiçi gruplar seçenekleri düzenliyor; sonra ortaya çıkan davranış kişisel tercih gibi görünüyor. Ortak kaynakların kullanımı ve bakımı içinde teknik kolaylık, demokratik meşruiyetin yerine geçemez. Hızlı kararın kuralını kimin yazdığı ve verinin kimde kaldığı sorulmadan özgürlük görüntüsü aldatıcı olabilir.
Ortak olan bedava değildir üzerine düşünmek, bağımlılığın tek başına tahakküm olmadığını gösterir. Hepimiz başkalarının bilgisine, emeğine ve bakımına bağlıyız. Sorun bu bağın tek taraflı, görünmez ve itiraz edilemez hâle gelmesidir. Karşılıklı bağımlılık açık sorumluluk ve söz hakkıyla kurulduğunda, tek başına yetme hayalinden daha gerçek bir özerklik sağlayabilir.
Açık erişimin sınırı
Herkesin erişimi güçlü aktörün daha çok almasını kolaylaştırıyorsa biçimsel açıklık eşitsiz sonucu büyütebilir. Bunun tersine, yapısal koşulları görmek de kişiyi bütünüyle sorumsuz saymayı gerektirmez. Yerel topluluklar, kullanıcılar ve görünmeyen bakım emeği verenler farklı hareket alanlarına sahip olabilir; küçük kararlar yine gerçek sonuç üretir. Ancak sorumluluk güce göre düşünülmelidir. Kuralı yazan, kaynağı tutan ve çıkış bedelini belirleyen kişiyle dar seçenekler içinde davranan kişiye aynı yükü vermek adalet görüntüsü altında eşitsizliği sürdürür.
Kimsenin özel malı olmayan bir şeyin sorumluluğu kime aittir? Açık erişimin sınırı bu soruya herkes için tek cevap vermez. Fakat hangi cevabın daha adil sınanabileceğini gösterir: Kararın maliyeti kimde kalıyor, bakım işini kim üstleniyor, azınlığın itirazı nereye kaydoluyor ve görevli başarısız olduğunda ne oluyor? Kavram ancak bu sorularla gündelik hayata değdiğinde açıklayıcı olur.
Topluluğun kapalılaşması
Kaynağı koruyan grup zamanla kendini malik gibi görüp yeni gelenleri ve farklı ihtiyaçları dışlayabilir. Bu ayrıntı, Müşterekler Neden “Sahipsiz” Değildir? kavramını sözlükte duran tek cümlelik bir tanımdan çıkarır. Ortak kaynakların kullanımı ve bakımı içinde kavramın ne anlama geldiğini yalnız kelimenin kökeni değil, kimin karar verebildiği ve sonucun kim tarafından taşındığı belirler. Yerel topluluklar, kullanıcılar ve görünmeyen bakım emeği verenler aynı kuralla karşılaşsa da aynı kaynağa, güvenliğe ve itiraz gücüne sahip değildir. Bu eşitsizliği görmeden yapılan tanım temiz görünebilir ama yaşanan ilişkiyi eksik bırakır.
Topluluğun kapalılaşması bakımından önemli ölçü, kararın bizim tercihimize uyması değildir. Azınlıkta kalabilir, görev alabilir veya geçici bir sınıra razı olabiliriz. Yine de gerekçeye erişiyor, karşı kanıt sunuyor, yetkiyi denetliyor ve şartlar değişince süreci yeniden açabiliyorsak ortak hayatın pasif nesnesi olmaktan çıkarız.
Kural koyma hakkı
Kullanıcıların kurala katılması, dışarıdan bürokrasiyi azaltır; hesap verme ve itiraz ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Bu noktada niyet tek başına yeterli ölçü olamaz. İyi niyetle kurulan bir uygulama yerel topluluklar, kullanıcılar ve görünmeyen bakım emeği verenler üzerinde söz hakkını azaltabilir; açıkça çıkar gözeten bir düzenleme de bazen gerçek bir ihtiyacı karşılayabilir. Daha sağlam soru, yetkinin nasıl dağıldığı, yanlış kararın kim tarafından düzeltilebildiği ve kişinin ilişkiye zarar görmeden itiraz edip edemediğidir.
Hatanın ardından ne olduğu bu kavram için ayırt edicidir. Kişi damgalanıp geri dönüş yolu bulamazsa topluluk korku üretir; zarar hiç adlandırılmazsa güvenlik ortadan kalkar. Erişim hakkını bakım yükümlülüğü, sınır ve hesap verme ile birlikte kurmak, sorumluluğu yalnız cezaya ya da iyi niyete bırakmadan zararın giderilmesini, davranışın değişmesini ve aynı koşulun tekrar üretilmemesini hedeflemelidir.
Bakımı paylaşmak
Ortaklığın kalıcı olması için kullanım hakkı kadar temizlik, onarım, finansman ve kriz yükü de görünür dağıtılmalıdır. Meseleyi yalnız bireysel ahlaka bıraktığımızda yapı görünmezleşir. İnsan daha cömert, cesur veya dikkatli davranabilir; yine de ortak kaynakların kullanımı ve bakımı para, zaman, bilgi ve güvenliği eşitsiz dağıtıyorsa kişisel erdemin sınırı vardır. Kalıcı değişim, insanların iyi olmasını beklemekten çok iyi niyetin kötüye kullanımını sınırlayan ve itirazı mümkün kılan kurumlar gerektirir.
Bakımı paylaşmak meselesi, özgürlüğün yalnız engellenmemek olmadığını gösterir. İnsan kararın hazırlanmasına erişemiyor, hayır dediğinde temel ihtiyacını kaybediyor ya da sonuç hakkında bilgi alamıyorsa görünürdeki tercih zayıftır. Erişim hakkını bakım yükümlülüğü, sınır ve hesap verme ile birlikte kurmak bu nedenle özgürlüğü ilişkisiz bireyin mülkü değil, ortak koşulları değiştirebilme kapasitesi olarak ele alır.
Kimsenin özel malı olmayan bir şeyin sorumluluğu kime aittir? Bu soruyu tek bir sloganla kapatmak, kavramı yeniden donmuş bir tanıma çevirirdi. Erişim hakkını bakım yükümlülüğü, sınır ve hesap verme ile birlikte kurmak ancak sonuçtan etkilenenlerin bilgisi, maddi güvence, açık görev ve gerçek itiraz hakkıyla birlikte kurulursa anlam taşır. Anarşist düşüncenin bu tartışmaya kattığı en verimli kuşku, her kuralı ve örgütlenmeyi reddetmek değildir; gerekli görünen yetkinin neden sürekli, tek taraflı ve dokunulmaz hâle geldiğini sormaktır.
Kavramlar hayatın dışında bekleyen doğru cevaplar değil, ortak hayatı görme ve değiştirme araçlarıdır. Bu araçlar da kullananların elinde körelebilir. Müşterekler Neden “Sahipsiz” Değildir? üzerine düşünmek bu yüzden kendi ilişkilerimizi de incelemeyi gerektirir: Kimin emeğini sıradan sayıyoruz, kimin hayır deme bedelini görmüyoruz, hangi görevi statüye çeviriyor ve hangi ortak kaynağın bakımını başkasına bırakıyoruz? Ortak kaynakların kullanımı ve bakımı içindeki küçük uygulamayı bu sorularla yeniden okumak, büyük ve uzak bir çözümü beklemeden kavramın sınırlarını sınamamızı sağlar. Belki kavramı gerçekten anlamaya, onu başkasına açıklayabildiğimiz anda değil, kendi rahatımızı ve kurduğumuz düzeni de aynı sorulara açabildiğimiz anda başlarız.