Aykırı Medya

Özerklik (Otonomi)

Özerklik kelimesi gündelik dilde çoğu zaman bağımsızlıkla eş anlamlı kullanılıyor. Kimseye hesap vermemek, tek başına karar almak, kendi ayakları üzerinde durmak ve başkalarının müdahalesinden uzak yaşamak…

Özerklik kelimesi gündelik dilde çoğu zaman bağımsızlıkla eş anlamlı kullanılıyor. Kimseye hesap vermemek, tek başına karar almak, kendi ayakları üzerinde durmak ve başkalarının müdahalesinden uzak yaşamak… Bu görüntünün çekici bir yanı var; özellikle hayatımızın neredeyse her köşesinde birileri bize ne yapmamız gerektiğini söylediği için. Aile, işyeri, devlet, piyasa ve hatta arkadaş çevresi farklı biçimlerde beklentiler üretiyor. Böyle bir dünyada özerklik, bütün bağları kesip kapıyı içeriden kilitlemek gibi görünebiliyor. Oysa insanın gerçek anlamda kendi kendine yettiği böyle bir hayat ne mümkün ne de mutlaka özgürleştirici.

Özerklik, başkalarına ihtiyaç duymamak değil; hayatımızı biçimlendiren kurallar karşısında söz sahibi olabilmektir. Kendi kararımızı vermek kadar, o kararı hangi koşullar altında verdiğimizi görebilmeyi de içerir. Çünkü seçeneklerimizin önceden daraltıldığı, hayır demenin bedelinin ağırlaştırıldığı ve ihtiyaçlarımızın başkaları tarafından tanımlandığı bir yerde görünürde seçim yapıyor olabiliriz, fakat kararın gerçek sahibi olduğumuz tartışmalıdır. Özerklik bu nedenle yalnızca bir irade meselesi değil, iradenin hareket edebileceği maddi ve toplumsal alanın meselesidir.

Bağımsızlık değil, bağımlılığın niteliği

Hayatımız başkalarının emeğine bağlıdır. Yediğimiz ekmekten kullandığımız elektriğe, öğrendiğimiz dilden aldığımız sağlık hizmetine kadar sayısız ilişki bizi birbirimize bağlar. Bu bağların hepsini ortadan kaldırmayı istemek özgürlükten çok yalıtılmışlık üretirdi. Özerkliğin sorusu “Kimseye muhtaç olmadan nasıl yaşarım?” değil, “İhtiyaç duyduğum ilişkiler beni kimin iradesine bağlıyor ve bu ilişkilerin koşullarına katılabiliyor muyum?” sorusudur.

Bir çalışanın geçimini sağlamak için işe ihtiyaç duyması tek başına özerklik kaybı değildir. Fakat işini yitirme korkusu yüzünden aşağılanmayı, fazla mesaiyi veya güvensiz koşulları reddedemiyorsa bağımlılık tek taraflı hâle gelmiştir. Benzer biçimde bir yaşlının bakım alması onu daha az özgür yapmaz; bakım veren kişinin bütün kararları onun adına almaya başlaması yapar. Sorun karşılıklı ihtiyaç değil, ihtiyacın buyurma hakkına çevrilmesidir. Özerklik, bağımlılıkları inkâr etmek yerine onları daha eşit, konuşulabilir ve değiştirilebilir hâle getirmeye çalışır.

Seçmek her zaman karar vermek değildir

Bugünün dünyası bize sürekli seçim sunduğunu söylüyor. Yüzlerce ürün, onlarca abonelik, sayısız ekran ve profil arasından tercih yapıyoruz. Bu bolluk, kolayca özerklik duygusu yaratıyor. Oysa bir market rafında hangi markayı alacağımızı seçmekle o ürünlerin hangi koşullarda üretileceğine karar vermek aynı şey değil. Bir uygulamada bildirim rengini değiştirebiliriz ama verilerimizin toplanıp toplanmayacağı üzerinde gerçek bir söz hakkımız olmayabilir. Seçeneklerin çokluğu, seçenekleri hazırlayan düzeni belirleyebildiğimiz anlamına gelmez.

Üstelik arzularımız da boşlukta oluşmuyor. Reklamlar, sosyal medya akışları, başarı hikâyeleri ve çevremizin beklentileri bize neyi istememiz gerektiğini durmadan fısıldıyor. Bundan bütünüyle kurtulmak mümkün değil; insan zaten dilin ve toplumun içinde şekillenir. Fakat özerklik, arzularımızın gökten inmediğini fark etmeyi gerektirir. “Bunu gerçekten ben mi istiyorum?” sorusunun kesin bir cevabı olmayabilir. Yine de bu soruyu sormak, bize sunulan isteği otomatik olarak kendi isteğimiz sanmaktan daha özgür bir başlangıçtır.

Maddi koşulların sessiz buyruğu

Özerklik bazen fazla kişisel anlatılır. İradeli olursak sınır koyabileceğimiz, cesur davranırsak hayatımızı değiştirebileceğimiz söylenir. Bu yaklaşım, insanın karar verme gücünü önemserken kararların maddi bedelini küçümser. Kirasını ödeyemeyecek biri patronuna kolayca hayır diyemez. Gidecek güvenli bir yeri bulunmayan kişi zarar gördüğü ilişkiden ayrılamaz. Sağlık hizmetine erişimi tek kuruma bağlı olan hasta, kendisine dayatılan koşulları özgürce reddedemez.

Bu yüzden özerklik yalnızca güçlü bir karakter özelliği sayılamaz. Güvenceli gelir, barınma, eğitim, sağlık, bilgiye erişim ve dayanışma ağları insanların hayır diyebilme kapasitesini büyütür. Bir toplumda kâğıt üzerinde herkes özgür olabilir; fakat bazıları kararlarının sonuçlarını taşıyabilecek kaynaklara sahipken bazıları en küçük itirazda yaşamını kaybetme riskiyle karşılaşıyorsa özerklik eşit dağılmamıştır. Kendi hayatımızın sahibi olabilmek için yalnızca içsel cesarete değil, seçimi gerçek kılan ortak koşullara da ihtiyacımız vardır.

Birlikte özerk olmak mümkün mü?

Özerklik bireysel bir kavram gibi görünse de tek başına kurulamaz. Bir mahallede yaşayan herkes yalnızca kendi çıkarına göre davranırsa ortak alanlar kısa sürede yaşanmaz hâle gelebilir. Bir topluluğun özerkliği, üyelerinin iradesini yok sayma hakkı da değildir. “Biz kendi kararımızı veririz” diyen her grup, içeride kimin konuşabildiğini, kimin dışarıda bırakıldığını ve ortak kimliğin kimler tarafından tanımlandığını sorgulamak zorundadır.

Kolektif özerklik, ortak kuralları birlikte yapabilme ve gerektiğinde değiştirebilme kapasitesidir. Bu, herkesin her konuda aynı düşünmesi demek değildir. Tam tersine, anlaşmazlığın bastırılmadığı; azınlığın sesinin çoğunluğun rahatlığı uğruna silinmediği yollar aramayı gerektirir. Kararın sonucunu yaşayacak kişilerin sürece katılması, görevlilerin geri çağrılabilmesi ve bilginin birkaç kişinin elinde tutulmaması bu nedenle önemlidir. Birlikte karar alma yorucu olabilir, fakat başkalarının bizim adımıza sürekli karar vermesine alışmanın da görünmeyen bir bedeli vardır.

Özerklik tamamlanan bir durum değil

Hiçbirimiz bütünüyle dış etkilerden arınmış, kendi yasasını saf bir akılla kuran varlıklar değiliz. Geçmişimiz, korkularımız, ekonomik durumumuz ve ilişkilerimiz kararlarımıza karışır. Bu gerçek özerkliği imkânsız kılmaz; onu bir kez elde edilip saklanacak mülk olmaktan çıkarır. Özerklik, kararlarımızın koşullarını tekrar tekrar gözden geçirdiğimiz, bağımlılıklarımızı konuşulabilir kıldığımız ve üzerimizdeki yetkileri sorguladığımız bir süreçtir.

Belki özerk insan, kimseyi dinlemeyen kişi değildir. Kimi neden dinlediğini bilen, tavsiye ile emir arasındaki farkı gören, hayır diyebilen ama başkasının hayır deme hakkını da tanıyan kişidir. Özerk topluluk da dışarıya kapalı küçük bir egemenlik alanı değil; kurallarını üyelerinin erişebileceği yerde tutan ve kendi iktidarını sorgulamaya devam eden topluluktur. Özerklik, yalnız kalmanın görkemli adı değil; karşılıklı bağlılık içinde yönetilen bir nesneye dönüşmeden yaşayabilme çabasıdır.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Gizlilik ve Çerez Politikası