Bir kooperatifte çalışanlar patron olmadan karar veriyor; fakat bütçe, bakım ve zor kararlar artık dışarıya bırakılamıyor. Özyönetim başlığı tam bu gündelik gerilimin içine yerleşiyor.
Bir kooperatifte çalışanlar patron olmadan karar veriyor; fakat bütçe, bakım ve zor kararlar artık dışarıya bırakılamıyor. Özyönetim başlığı tam bu gündelik gerilimin içine yerleşiyor. Kelimeyi yalnız sözlük karşılığıyla öğrenmek kolay; daha zor olan, aynı kelimenin farklı hayatlarda neden başka sonuçlar ürettiğini görmek. İşyeri, mahalle ve topluluk kurumları içinde kurallar, maddi kaynaklar ve konuşma gücü eşit dağılmıyor. Bu nedenle kavramı doğru tanımlamak kadar kimin tanımının kurumun kuralına dönüştüğünü ve bu kuralın bedelini kimin taşıdığını sormak gerekiyor.
Güncel güven araştırmaları, insanların kararlar üzerinde söz sahibi olduklarını hissetmeleriyle kamusal kurumlara duydukları güven arasında güçlü bir ilişki bulunduğuna işaret ediyor. International IDEA da demokratik dayanıklılığın önemli bir bölümünün yurttaş katılımından geldiğini belirtiyor. Katılımı yalnız sandık veya toplantı sayısıyla ölçmek yerine gündem, bilgi, uygulama ve denetim gücünün nasıl dağıldığına bakmak gerekir. Bu güncel bağlam kavramın anlamını tek başına belirlemez ve burada anılan kurumlar bize siyasi bir reçete sunmaz. Yine de özyönetimi yalnız yöneticiyi kaldırmak ve herkesin her işi yapması sanmak eğiliminin gerçek hayatı nasıl eksilttiğini görmeye yardım eder. Aykırı Medya’nın derdi okura ezberletilecek bir sonuç vermek değil; aşina olduğumuz kelimeyi, sakladığı güç ve karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle yeniden açmaktır.
Patronsuz işin gerçeği
Yönetici kalkınca muhasebe, plan, bakım ve çatışma ortadan kaybolmaz; bu işler paylaşılmak zorundadır. Bu noktada niyet tek başına yeterli ölçü olamaz. İyi niyetle kurulan bir uygulama üretenler, kullanıcılar ve bakım verenler üzerinde söz hakkını azaltabilir; açıkça çıkar gözeten bir düzenleme de bazen gerçek bir ihtiyacı karşılayabilir. Daha sağlam soru, yetkinin nasıl dağıldığı, yanlış kararın kim tarafından düzeltilebildiği ve kişinin ilişkiye zarar görmeden itiraz edip edemediğidir.
Güncel yaşam değiştikçe patronsuz işin gerçeği başlığının biçimi de değişir. Bugün gönüllü kullanılan platform yarın iş ve eğitim için zorunlu kapıya dönüşebilir; bugün geçici olan görev yarın uzmanlık tekeli kazanabilir. Onayı bir kez verilmiş kalıcı izin, seçimi de dönem boyunca açık çek saymamak bu yüzden önemlidir.
Bilgi tekeli
Teknik ve mali bilgi birkaç kişide kaldığında resmî eşitlik yeni bir yönetici tabaka doğurabilir. Meseleyi yalnız bireysel ahlaka bıraktığımızda yapı görünmezleşir. İnsan daha cömert, cesur veya dikkatli davranabilir; yine de işyeri, mahalle ve topluluk kurumları para, zaman, bilgi ve güvenliği eşitsiz dağıtıyorsa kişisel erdemin sınırı vardır. Kalıcı değişim, insanların iyi olmasını beklemekten çok iyi niyetin kötüye kullanımını sınırlayan ve itirazı mümkün kılan kurumlar gerektirir.
Belki bilgi tekeli için en dürüst başlangıç, hazır reçetenin rahatlığından vazgeçmektir. Devlet, piyasa, yerel topluluk ve birey farklı koşullarda hem ihtiyaç karşılayabilir hem güç biriktirebilir. Bilgi paylaşımı, görev dönüşümü, açık yetki ve ortak sorumluluk kurmak bu aktörlerden birini doğası gereği temiz ilan etmek yerine, yetkiyi sınırlayan ve bakım yükünü paylaşan somut düzenekleri aramayı gerektirir.
Görev ile statü
Belirli işi koordine etmek kalıcı üstünlük değildir; görev süresi, sınırı ve denetimi açık olmalıdır. Aykırı Medya açısından amaç bu başlıkta doğru kelimeyi ezberletmek değil, kelimeyle gizlenen ilişkiye tekrar bakmaktır. Kendi kendini yönetmek özgürlüğü artırırken hangi yükleri görünür hâle getirir? Sorunun cevabı bağlamdan bağımsız değildir; yine de bazı ölçüler taşınabilir: etkilenenin sözü, gerçek çıkış imkânı, yetkinin sınırı, bakım yükünün görünürlüğü ve kararın geri çevrilebilirliği.
Bu yaklaşım “her şey görecelidir” demek değildir. Güçlü olan kendi tanımını daha çok tekrar ettirebilir; bu yüzden ortak ölçü ve doğrulanabilir bilgi gerekir. Görev ile statü, ölçünün tarafsızmış gibi gökten inmediğini de hatırlatır. İyi bir ölçü, sonuçtan etkilenenlerin deneyimiyle sınanabilir ve yeni zarar ortaya çıktığında değiştirilebilir olmalıdır.
Dışarıdaki piyasa
Özyönetilen kurum rekabet ve kredi baskısı altında içeride istemediği disipline zorlanabilir. Burada iki kolay uç beliriyor. Bir uç alışılmış tanımı olduğu gibi kabul eder; diğer uç kavramı bütünüyle kötü ya da iyi ilan ederek her örneği aynı sayar. Bilgi paylaşımı, görev dönüşümü, açık yetki ve ortak sorumluluk kurmak, rahat bir orta yol aramak değildir. Ayrımları çoğaltarak gerçek çatışmayı görünür kılmaktır: kullanım ile denetim, görev ile statü, rıza ile mecburiyet, ortaklık ile sahipsizlik birbirine benzese de aynı ilişki değildir.
Buradaki gerilim “düzen mi özgürlük mü?” kadar basit değildir. Düzen kimin için güvenlik, kimin için sürekli denetim üretiyor; özgürlük kimin maddi güvencesine dayanıyor? Dışarıdaki piyasa, bu soruları slogan yerine ilişkinin ayrıntısında tutar. Kuralsızlıkla özdeşleştirilen alternatiflerin de kural, sorumluluk ve zarar çözümü geliştirmesi gerekir.
Başarı ölçüsü
Yalnız gelir değil çalışma süresi, güvenlik, öğrenme, bakım ve toplumsal yarar da sonuç sayılabilir. En güçlü karşı itirazı küçümsememek gerekir: Ortak hayatın kurala, uzmanlığa, sürekliliğe ve zamanında karara ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyaç kalıcı üstünlüğü veya sınırsız dışlama hakkını kendiliğinden haklı çıkarmaz. Görev farklılığı ile insan değeri, koordinasyon ile yönetilme, güvenlik ile vesayet arasındaki sınır tam da burada kurulmalıdır.
Başarı ölçüsü üzerine düşünmek, bağımlılığın tek başına tahakküm olmadığını gösterir. Hepimiz başkalarının bilgisine, emeğine ve bakımına bağlıyız. Sorun bu bağın tek taraflı, görünmez ve itiraz edilemez hâle gelmesidir. Karşılıklı bağımlılık açık sorumluluk ve söz hakkıyla kurulduğunda, tek başına yetme hayalinden daha gerçek bir özerklik sağlayabilir.
Kendi kendini yönetmek özgürlüğü artırırken hangi yükleri görünür hâle getirir? Bu soruyu tek bir sloganla kapatmak, kavramı yeniden donmuş bir tanıma çevirirdi. Bilgi paylaşımı, görev dönüşümü, açık yetki ve ortak sorumluluk kurmak ancak sonuçtan etkilenenlerin bilgisi, maddi güvence, açık görev ve gerçek itiraz hakkıyla birlikte kurulursa anlam taşır. Anarşist düşüncenin bu tartışmaya kattığı en verimli kuşku, her kuralı ve örgütlenmeyi reddetmek değildir; gerekli görünen yetkinin neden sürekli, tek taraflı ve dokunulmaz hâle geldiğini sormaktır.
Kavramlar hayatın dışında bekleyen doğru cevaplar değil, ortak hayatı görme ve değiştirme araçlarıdır. Bu araçlar da kullananların elinde körelebilir. Özyönetim üzerine düşünmek bu yüzden kendi ilişkilerimizi de incelemeyi gerektirir: Kimin emeğini sıradan sayıyoruz, kimin hayır deme bedelini görmüyoruz, hangi görevi statüye çeviriyor ve hangi ortak kaynağın bakımını başkasına bırakıyoruz? İşyeri, mahalle ve topluluk kurumları içindeki küçük uygulamayı bu sorularla yeniden okumak, büyük ve uzak bir çözümü beklemeden kavramın sınırlarını sınamamızı sağlar. Belki kavramı gerçekten anlamaya, onu başkasına açıklayabildiğimiz anda değil, kendi rahatımızı ve kurduğumuz düzeni de aynı sorulara açabildiğimiz anda başlarız.