Aykırı Medya

Sessiz Direniş: İtiraz Her Zaman Meydanda mı Başlar?

Direniş denildiğinde gözümüzde büyük kalabalıklar, pankartlar, grevler ve açık çatışmalar canlanıyor. Oysa insanlar hayatlarını yöneten kurallarla her zaman böyle karşılaşmıyor.

Direniş denildiğinde gözümüzde büyük kalabalıklar, pankartlar, grevler ve açık çatışmalar canlanıyor. Oysa insanlar hayatlarını yöneten kurallarla her zaman böyle karşılaşmıyor. Bir çalışan gerçek dışı hedefleri tutturmuş görünmek için sistemin açıklarını öğreniyor, mahalleli yasaklanan bir ortak alanı fiilen kullanmaya devam ediyor, öğretmen öğrenciyi cezalandırması beklenen bir kuralı daha insani biçimde yorumluyor, platform çalışanları sipariş dağıtımının nasıl işlediğine ilişkin bilgiyi kapalı gruplarda paylaşıyor. Bunların hiçbiri kendisini büyük bir siyasal eylem diye adlandırmayabilir. Yine de iktidarın istediği davranış ile insanların gerçekten yaptığı şey arasında küçük bir mesafe açılır.

Bu mesafe bazen hayatta kalmanın tek yoludur. Açık itirazın işten çıkarılma, tutuklanma, evden atılma veya sosyal dışlanma riski taşıdığı yerde sessizlik onay anlamına gelmez. İnsanlar görünürde uyum sağlayıp uygulamada kuralı gevşetebilir, yavaşlatabilir veya birbirini koruyacak biçimde dönüştürebilir. İktidarın her emri eksiksiz uygulanmıyorsa bunun nedeni yalnız kurumların yetersizliği değil, aşağıdaki insanların küçük müdahaleleri de olabilir.

Uyum görüntüsünün altında ne var?

Bir kurum yalnız kural koyarak işlemez. O kuralı yorumlayan, uygulayan, kayda geçiren ve gündelik duruma uyarlayan çok sayıda insana ihtiyaç duyar. Bu insanlar emir zincirinin pasif parçaları değildir. Bir memur gereksiz belgeyi istemeyebilir, sağlık çalışanı erişim engelini aşmak için hastaya yol gösterebilir, depo çalışanı aşırı performans baskısını azaltacak bilgiyi arkadaşlarıyla paylaşabilir. Kurumun sert görünen yüzü, aşağıdaki bu küçük kararlarla bazen yumuşar.

Fakat aynı alan ayrımcılık için de kullanılabilir. Kuralın esnek uygulanması bazılarını korurken bazılarını dışarıda bırakabilir. Tanıdığı olana kolaylık sağlayıp diğerine prosedürü eksiksiz uygulamak direniş değil, patronaj üretir. Sessiz müdahalenin özgürleştirici olup olmadığını yalnız kurala aykırı olmasına bakarak anlayamayız. Kimin yükünü azalttığına, kimin üzerindeki keyfî gücü artırdığına ve ortak bir hak oluşturup oluşturmadığına bakmak gerekir.

Sessiz direnişin belirsizliği burada başlar. Her kural çiğneme özgürlük değildir; bazen güçlü kişinin kendi çıkarı için ortak sınırlardan kaçmasıdır. Vergi vermeyen büyük şirketle, erişemediği hizmet için bürokratik engeli aşmaya çalışan yoksul yurttaş aynı biçimde “kurala direniyor” sayılamaz. Eylemin anlamı, tarafların sahip olduğu güçten ve sonuçların kimlere dağıldığından bağımsız değildir.

İşyerindeki küçük kaçışlar

Algoritmik yönetim sessiz direnişin yeni alanlarından birini oluşturuyor. Uygulamalar çalışma hızını, konumu, mola süresini ve müşteri puanlarını ölçtükçe çalışanlar sistemin neyi gördüğünü ve neyi göremediğini öğreniyor. Kimi zaman görevleri aralarında değiştiriyor, ölçümün haksız sonucunu dengelemek için gayriresmî destek kuruyor veya otomatik yaptırıma karşı delil topluyorlar.

Bu davranışlar kolayca “sistemi kandırma” diye adlandırılabilir. Oysa sistemin hedefi insan bedeninin sınırlarını, trafik koşullarını, bakım sorumluluğunu veya müşterinin ayrımcı davranışını hesaba katmıyorsa kurala tam uyum zararı büyütebilir. Çalışanın bulduğu küçük kaçış, ölçümün görmediği hayatı koruyan bir tampon görevi görebilir.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün platform çalışmalarına ilişkin güncel araştırması, çalışanların algoritmik yönetimle ilgili haklarını kullanabilmesi için kolektif pazarlık ve ortak eylem kanallarının önemini vurguluyor. Çünkü tek bir çalışanın keşfettiği geçici çözüm, sistemi değiştirmediği sürece kırılgan kalıyor. Uygulama güncellenebilir, açık kapatılabilir ve kişi “hile yapan çalışan” diye cezalandırılabilir. Sessiz bilgi ortak talebe dönüştüğünde ise sorun kişisel uyumsuzluk olmaktan çıkıp çalışma koşulu hâline gelir.

Görünmez emek, görünmez itiraz

Ev içindeki direniş de çoğu zaman siyasal bir ad taşımaz. Bakım işinin sürekli aynı kişiye bırakıldığı bir evde birinin işi yapmayı geciktirmesi, kendi zamanını koruması veya görevleri yeniden dağıtmak için küçük sınırlar koyması basit bir kişisel gerilim gibi görülebilir. Oysa aile içindeki otorite çoğu zaman açık emirden çok beklentiyle işler. “Zaten sen daha iyi yapıyorsun” cümlesi işi gönüllülük gibi gösterirken yükü kalıcılaştırabilir.

Sessiz geri çekilme bu düzeni aksatabilir, fakat her zaman eşitlik üretmez. İş yapılmadığında yük başka bir kadına, yaşlıya veya düşük ücretli çalışana aktarılıyorsa hiyerarşi yalnız yer değiştirir. Direnişin kolektif bir anlam kazanması için görünmeyen işin görünür olması ve yeni paylaşımın konuşulabilmesi gerekir.

Benzer durum okulda, hastanede ve sosyal hizmette de görülür. İnsanlar bazen katı kuralların zararını gayriresmî yollarla azaltır. Ancak hak kişisel iyi niyete bağlı kaldığında herkes için güvence oluşmaz. İyi bir öğretmenin, anlayışlı bir memurun veya dayanışmacı bir yöneticinin varlığı hayat kurtarabilir; fakat kişi değiştiğinde koruma da ortadan kalkar. Sessiz direnişin kuruma bıraktığı en önemli soru, geçici merhametin nasıl kalıcı hakka dönüşeceğidir.

Dijital sessizlik gerçekten sessiz mi?

Çevrim içi alanda görünür olmak neredeyse eylemin şartı gibi sunuluyor. Bir tepki paylaşılmadığında yok sayılıyor; etiket çalışmasına katılmayan kişi ilgisiz görülüyor. Oysa dijital görünürlük her zaman güç yaratmaz. Platform, öfkeyi etkileşime çevirip gelir elde edebilir; hareketin haritasını çıkarabilir veya birkaç günlük yoğunluğu hızla başka bir gündemle değiştirebilir.

Bazen sessizlik, platformun talep ettiği sürekli teşhiri reddetmektir. Bir topluluk açık paylaşım yerine güvenli ve küçük iletişim kanalları kurabilir, hassas bilgiyi yaymayabilir, gösterişli kampanya yerine uzun süreli dayanışma fonu oluşturabilir. Bu geri çekilme kamusal tartışmadan kaçış da olabilir, güvenliği ve sürekliliği koruyan bilinçli bir tercih de. Farkı belirleyen, sessizliğin insanların ortak hareket kapasitesini büyütüp büyütmediğidir.

Anonimlik de benzer bir ikilik taşır. İsimsiz konuşmak baskı altındaki kişiyi koruyabilir; aynı zamanda sorumluluktan kaçan saldırganı da gizleyebilir. Sessiz direnişi romantikleştirmemek gerekir. Görünmez olan kendiliğinden masum veya özgürleştirici değildir.

Küçük eylem yeterli mi?

Gündelik direnme biçimlerini önemsemek, büyük örgütlenmenin gereksiz olduğunu söylemek değildir. Tam tersine küçük eylemlerin sınırı, ortak kurumların neden gerekli olduğunu gösterir. Çalışan her gün performans sistemini atlatmak zorunda kalıyorsa sorun yaratıcılık eksikliği değil, sistemi değiştirecek pazarlık gücünün bulunmamasıdır. Yurttaş bir hakkı ancak tanıdık memurun yardımıyla kullanabiliyorsa çözüm daha fazla gayriresmî yol değil, herkes için işleyen bir hak düzenidir.

Sessiz direniş çoğu zaman zaman kazandırır, zararı azaltır ve insanların bütünüyle teslim olmasını engeller. Fakat görünmez kaldığı sürece deneyimler birleşmez. Herkes aynı sorunu kişisel bir başarısızlık veya küçük bir sır olarak yaşar. İktidar ise karşısında ortak bir talep görmediği için yapısını korur.

Bu nedenle kritik eşik, kişisel taktiğin ortak bilgiye dönüşmesidir. Çalışanların puanlama sistemindeki hataları kaydetmesi, kiracıların sözleşme deneyimlerini paylaşması, öğrencilerin ayrımcı uygulamaları karşılaştırması veya bakım yükünün ev içinde konuşulması da örgütlenmenin başlangıcı olabilir. İnsanlar yaşadıklarının yalnız kendilerine özgü olmadığını fark ettiğinde sessizlik parçalanır.

Direnişin bakım tarafı

Direniş çoğu zaman cesaret ve çatışma diliyle anlatılır; oysa uzun süreli itirazın önemli bir kısmı bakımdır. İşini kaybeden kişiye maddi destek, gözaltına alınanın yakınına haber verme, toplantıda çocuk bakımını üstlenme, tükenen arkadaşın görevini geçici olarak paylaşma olmadan görünür eylem sürdürülemez. Bu işler manşete çıkmaz ama hareketin dayanıklılığını belirler.

Sessiz emek burada da belirli kişilere yıkılabilir. Konuşanlar görünür olurken yemek, temizlik, kayıt ve duygusal destek yine kadınlara veya gençlere kalıyorsa özgürlük iddiası kendi içinde eski hiyerarşiyi üretir. Direnişin yalnız yöneldiği iktidarı değil, kendi iş bölümünü de sorgulaması gerekir.

İtirazın değeri sesinin yüksekliğiyle ölçülemez. Bazen meydandaki kalabalık bir iktidarı sarsar; bazen bir bilgiyi saklamayı reddeden çalışan, bir emri uygulamayan görevli veya birbirine sahip çıkan küçük bir topluluk daha kalıcı bir çatlak açar. Fakat çatlağın yeni bir kapıya dönüşmesi için deneyimin paylaşılması, sorumluluğun ortaklaşması ve geçici taktiklerin hak talebine çevrilmesi gerekir.

Sessiz direniş bize insanların hiçbir zaman bütünüyle yönetilebilir olmadığını hatırlatır. En ayrıntılı kuralın içinde bile yorum, geciktirme, dayanışma ve başka türlü davranma alanı bulunabilir. Asıl mesele yalnız o alanı bulmak değil; onu birkaç kişinin gizli sığınağı olmaktan çıkarıp herkesin kullanabileceği ortak bir özgürlük alanına dönüştürmektir.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Gizlilik ve Çerez Politikası