Aykırı Medya

Sıradüzen Doğal mı, Kurulmuş mu?

Bir tavuk kümesinden kurt sürüsüne, arı kolonisinden insan topluluklarına kadar doğada sürekli bir sıralanma gördüğümüz söylenir.

Bir tavuk kümesinden kurt sürüsüne, arı kolonisinden insan topluluklarına kadar doğada sürekli bir sıralanma gördüğümüz söylenir. Güçlü olan öne çıkar, deneyimli olan yönetir, grup düzeni için bir liderin çevresinde toplanır. Bu gözlemden insan toplumlarındaki makamların, sınıfların ve ast-üst ilişkilerinin de doğal olduğu sonucu çıkarılır. Eğer hiyerarşi doğanın yasasıysa ona karşı çıkmak yalnızca gerçekçi olmayan bir hayal değil, hayatın işleyişine karşı bir mücadele gibi görünür.

Fakat doğa bize tek bir siyasal model sunmaz. Rekabet kadar işbirliği, merkezî davranış kadar dağıtılmış uyum, baskınlık kadar karşılıklı bağımlılık da vardır. Üstelik başka canlıların davranışlarını “kral”, “işçi”, “ordu” ve “itaat” gibi insan kurumlarından alınmış kelimelerle anlatırken doğayı olduğu gibi okumayız; kendi toplumumuzu ona yansıtırız. Sonra yansıttığımız görüntüyü geri getirip düzenimizin kanıtı olarak kullanırız. Sıradüzenin doğal olup olmadığı sorusu bu yüzden doğaya bakmakla hemen çözülemez; neyi, hangi gözlükle gördüğümüzü de konuşmak gerekir.

Doğallaştırmak ne işe yarar?

Bir ilişkiye “doğal” demek, çoğu zaman onu tartışmanın dışına çıkarır. Erkeklerin yönetmeye, kadınların bakıma daha yatkın olduğu; bazı insanların lider doğduğu; zenginliğin yeteneğin, yoksulluğun yetersizliğin sonucu olduğu söylendiğinde tarihsel ve siyasi tercihler biyolojik zorunluluk gibi sunulur. Böylece düzeni değiştirmek isteyen kişi yalnızca çıkar sahipleriyle değil, insan doğasıyla mücadele ediyormuş gibi gösterilir.

Oysa bugün doğal sandığımız pek çok sıralama başka zamanlarda ve toplumlarda farklı biçimlerde kurulmuştur. Soyluluk bir dönem doğuştan gelen tartışılmaz üstünlük sayılıyordu; bugün çoğu yerde hukuki anlamını kaybetti. Irksal sınıflandırmalar bilimsel gerçeklik iddiasıyla sömürgeciliği ve köleliği meşrulaştırdı; bu iddiaların nasıl üretildiğini artık daha açık görebiliyoruz. Değişmiş olmaları, bütün eşitsizliklerin kolayca değişeceğini kanıtlamaz. Fakat “Hep böyleydi” cümlesinin çoğu zaman tarih bilgisinden çok mevcut düzene duyulan bağlılığı anlattığını gösterir.

Çocuklukta öğrendiğimiz merdiven

Sıradüzenle ilk karşılaşmamız çoğunlukla devlet dairesinde veya işyerinde olmaz. Evde kimin sözünün son söz olduğunu, okulda kimin konuşup kimin izin istediğini, büyüklerin hangi sorulardan muaf tutulduğunu erken yaşta öğreniriz. Çocuğa yalnızca güvenliği için sınır konmaz; bazen yetişkinin keyfine, huzuruna ve itibarına da itaat etmesi beklenir. “Büyüyünce anlarsın” sözü bilgi farkını açıklamakla kalmaz, tartışmayı bitiren bir mühür hâline gelir.

Okul bu merdiveni daha görünür kılar. Öğrenciler yaşa, başarı puanına ve disipline göre sıralanır; öğretmen değerlendiren, öğrenci değerlendirilen taraftır. Bilgi ortak bir keşif olmaktan çıkıp yukarıdan aşağıya aktarılan bir mala dönüşebilir. Elbette çocukların rehberliğe, öğretmenin sınıfı düzenlemeye ihtiyacı vardır. Sorun bu ihtiyacın, insanları sürekli emir alan ve emir veren rollere hazırlayan bir alışkanlığa dönüşmesidir. İşyerine geldiğimizde ast-üst dilinin bize yabancı gelmemesi biraz da bu uzun eğitimin sonucudur.

Yeteneğin farklı olması üstünlük yaratır mı?

İnsanların yetenekleri, deneyimleri ve ilgileri eşit değildir. Biri hesap yapmada, diğeri insanlarla iletişimde, bir başkası teknik onarımda daha iyi olabilir. Hiyerarşiyi savunanlar bu gerçek farklardan toplumsal üstünlük sonucunu çıkarır: Karmaşık işi bilen yönetmeli, diğerleri uygulamalıdır. Fakat belirli bir alandaki yetkinlik, kişinin diğerlerinin amaçlarını belirleme hakkına sahip olduğunu göstermez. İyi bir pilot uçağı kullanabilir; yolculuğun kimin için ve hangi koşullarda yapılacağına tek başına karar vermesi gerekmez.

Dahası, “liyakat” dediğimiz şey de boşlukta ölçülmez. İyi eğitim alma, hata yapacak güvenli zamana sahip olma, doğru çevrelere girme ve kendini gösterme fırsatları eşit dağılmadığında üst basamaklara çıkanların yalnızca doğal yetenekleriyle orada olduğunu söylemek güçleşir. Sonra yukarıdakilerin deneyimi artar, aşağıdakilere karar fırsatı verilmez ve ortaya çıkan fark başlangıçtaki sıralamanın kanıtı sayılır. Hiyerarşi kendi sonucunu üretip onu kendi gerekçesine dönüştürebilir.

Kurulmuş olan gerçek değil mi?

Bir şeyin toplumsal olarak kurulmuş olması onun hayalî olduğu anlamına gelmez. Para, sınırlar, unvanlar ve hukuk kuralları insanlar tarafından yaratılmıştır; fakat hayatımız üzerindeki etkileri son derece gerçektir. Müdürlük makamı doğal olmayabilir ama işten çıkarma yetkisi gerçek bir korku üretir. Cinsiyet rolleri tarihsel olabilir ama bakım yükünü taşıyan kişinin yorgunluğu gerçektir. “Bu kurulmuş bir düzen” demek, onu yalnızca düşüncemizi değiştirerek ortadan kaldırabileceğimiz anlamına gelmez.

Kurulmuş düzenler kurumlarla, kaynaklarla, alışkanlıklarla ve yaptırımlarla korunur. Onları değiştirmek de yalnızca doğru fikri anlatmakla mümkün olmaz. İnsanların başka türlü davranabileceği güvenli alanlara, karar deneyimine, ekonomik imkânlara ve kalıcı örgütlenmelere ihtiyaç vardır. Hiyerarşinin doğal olmadığını göstermek kapıyı açar; kapının arkasındaki ilişkileri dönüştürmek ise uzun ve çatışmalı bir iştir.

Doğa bize emir vermiyor

İnsan da doğanın parçasıdır; bedenimizin, bakım ihtiyacımızın ve sınırlı kaynakların dışına çıkamayız. Fakat doğada bir davranışın bulunması, onun ahlaken doğru veya siyasal olarak zorunlu olduğu anlamına gelmez. Doğada şiddet de bakım da vardır. Hangisini nasıl örgütleyeceğimiz, biyolojik gözlemin tek başına cevaplayamayacağı ortak bir karardır. Doğayı bir emir kitabı gibi okumaya başladığımızda çoğu zaman zaten vermek istediğimiz kararı orada buluruz.

Sıradüzenin bütünüyle bir gecede silinebileceğini söylemek kolaycılık olur. Bilgi farkları, acil durumlar ve büyük ölçekli koordinasyon geçici yetkilere ihtiyaç doğurabilir. Fakat geçici görevle kalıcı üstünlüğü, rehberlikle boyun eğdirmeyi ve farklılıkla ayrıcalığı aynı şey saymak zorunda değiliz. Hiyerarşi ne gökten inmiş değişmez bir yasa ne de yalnızca kötü insanların icadı. Her gün kurumlarda, dilde ve alışkanlıklarda yeniden kurulan bir ilişkidir. Yeniden kuruluyorsa, başka türlü kurulmasının ihtimali de vardır.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Gizlilik ve Çerez Politikası