Aykırı Medya

Sustuğumuzda Onaylamış mı Oluruz?

“Sükût ikrardan gelir” sözü, sessizliği kabul olarak okumaya alışık olduğumuzu gösteriyor. Bir toplantıda itiraz etmeyen kararı onaylamış, aile içinde ses çıkarmayan yapılanı kabullenmiş, kamusal bir haksızlık karşısında susan da olan bitene razı olmuş sayılıyor.

“Sükût ikrardan gelir” sözü, sessizliği kabul olarak okumaya alışık olduğumuzu gösteriyor. Bir toplantıda itiraz etmeyen kararı onaylamış, aile içinde ses çıkarmayan yapılanı kabullenmiş, kamusal bir haksızlık karşısında susan da olan bitene razı olmuş sayılıyor. Bu yorum bazen sorumluluğu hatırlatmak için kullanışlıdır. Gerçekten de hiçbir şey söylemeden düzenin bize sağladığı rahatlıktan yararlandığımız anlar vardır. Fakat sessizlik her zaman aynı şeyi anlatmaz. Korku, yorgunluk, umutsuzluk, bilgi eksikliği veya konuşacak güvenli alanın bulunmaması da insanı susturabilir.

Sessizliği otomatik onay saymak, güç sahibinin işine yarar. İtiraz gelmedikçe kararın benimsendiğini söyleyebilir; insanların neden konuşamadığını araştırmak zorunda kalmaz. Oysa bir odadaki herkesin susması, ortak bir kanaatten çok ortak bir çekingenliğin işareti olabilir. Özellikle itiraz edenlerin cezalandırıldığı biliniyorsa sessizlik rıza değil, tehlikeyi ölçme biçimidir. Soru yalnızca “Neden konuşmadın?” olmamalı; “Konuşsaydın ne olurdu?” diye de sorulmalıdır.

Sessizliğin birçok dili

İnsan bazen kabul ettiği için susar. Bazen tartışmayı önemsiz bulur, bazen karşısındakini ikna edemeyeceğini düşünür, bazen de konuşmanın bedelinden korkar. Travma, şaşkınlık veya ani baskı anında kişi ne söyleyeceğini bilemeyebilir. Toplantıda daha sonra düşünebilmek için sessiz kalmakla patronun öfkesinden çekinerek susmak aynı değildir. Dışarıdan bakıldığında ikisi de sözsüzlük olarak görünür, fakat içerideki deneyim bütünüyle farklıdır.

Bu nedenle sessizliğe tek ve kesin anlam yüklemek yerine bağlama bakmak gerekir. İnsanların geçmişteki itirazlarına nasıl karşılık verildi? Söz almak için hangi dili ve bilgiyi kullanmak gerekiyor? Konuşan kişi yalnız mı kalıyor? Kararın sonuçlarını kim taşıyor? Sessizlik, ancak ifade imkânının gerçek olduğu yerde onaya yaklaşabilir. Kapının açık olduğu söylenirken içeri girenin cezalandırıldığı bir yerde kimsenin gelmemesi memnuniyet kanıtı değildir.

Toplantıdaki oybirliği yanılsaması

Kurumlar ve topluluklar bazen “Kimsenin itirazı var mı?” diye sorar, birkaç saniyelik sessizlikten sonra kararı oybirliğiyle geçmiş sayar. Bu yöntem hızlıdır, fakat eşit katılım görüntüsü altında pek çok şeyi örtebilir. Yeni gelen kişi süreci bilmiyor olabilir, ast konumdaki çalışan yöneticinin yanında konuşamayabilir, toplantının dili bazılarını dışarıda bırakabilir. Ayrıca gündem ve seçenekler önceden daraltılmışsa itiraz yalnızca sunulan iki tercih arasında kalır.

Gerçek onay için insanlara düşünme zamanı, bilgi ve güvenli geri bildirim yolları gerekir. Herkes kalabalık içinde söz almak istemeyebilir; isimsiz görüş, küçük grup tartışması veya sonradan itiraz imkânı sessizliğin anlamını açabilir. Kararı kolaylaştıran kişinin özellikle daha az konuşanlara alan açması da önemlidir. Ama bu, insanları konuşmaya zorlamak değildir. Sessizlik hakkı korunurken sessizliğin yöneticiler tarafından açık çek gibi kullanılmaması gerekir.

Korku kadar yorgunluk da susturur

Her sessizliğin arkasında doğrudan ceza tehdidi yoktur. İnsanlar bazen yıllarca aynı konuyu anlatıp sonuç alamadıkları için susar. Şikâyet mekanizması vardır ama cevap gelmez; toplantılar yapılır ama karar değişmez; seçimler olur ama temel sorunlar yerinde kalır. Böyle bir ortamda sessizlik memnuniyet değil, etkisizlik duygusunun sonucudur. Kişi itiraz etmeyi bırakır çünkü iktidarın duymadığına değil, duysa da önemsemediğine inanır.

Yorgun sessizlik, yönetenler için tehlikeli biçimde rahatlatıcı olabilir. Görünür çatışma azaldığı için kurum sakin sanılır. Oysa insanlar içeriden çekilmiş, yalnızca zorunlu olanı yapıyor ve ilk fırsatta ilişkiyi terk etmeyi bekliyor olabilir. İşyerindeki yüksek çalışan devri, siyasetten uzaklaşma veya topluluk toplantılarına katılımın düşmesi bazen ilgisizliğin değil, sözün değersizleşmesinin belirtisidir. İnsanları yeniden konuşturmak için iletişim kampanyasından önce konuşmanın sonuç yaratabileceğini göstermek gerekir.

Susmanın da siyasi bir biçimi olabilir

Sessizlik her zaman edilgenlik değildir. Sorulara cevap vermeyi reddetmek, bir propagandayı paylaşmamak, zorunlu alkışa katılmamak veya dayatılan tartışma dilini kabul etmemek bilinçli bir direniş olabilir. Güç, yalnızca ne söylediğimizi değil, hangi soruya cevap vermek zorunda olduğumuzu da belirler. Bazen kendi sözümüzü korumanın yolu, bize çizilen sahnede konuşmamaktır.

Fakat sessiz direnişin anlamı herkes tarafından okunmayabilir. Dışarıdan onay sanılabilir veya tamamen görünmez kalabilir. Bu nedenle sessizliğin etkisi çoğu zaman ortaklıkla güçlenir. Tek kişinin alkışlamaması fark edilmeyebilir; bir grubun birlikte geri çekilmesi, işi yavaşlatması veya belirli bir ritüele katılmaması başka bir mesaj üretir. Yine de her insanın sessizliğini kahramanca direniş diye romantikleştirmek de doğru değildir. Sessizlik bazen korunma, bazen vazgeçiş, bazen onay ve bazen itirazdır.

Sorumluluk nerede başlar?

Sessizliğin her zaman rıza olmadığını söylemek, susmanın hiçbir sorumluluğu bulunmadığı anlamına gelmez. Bir haksızlıktan yararlandığımız, konuşma imkânımız bulunduğu ve bedeli başkasının taşıdığını bildiğimiz hâlde sessiz kalıyorsak düzenin sürmesine katkıda bulunabiliriz. Özellikle güçlü konumdaki kişinin “Ben yapmadım” demesi yeterli değildir; engelleyebileceği bir zarara göz yumması da sonuç üretir. Ancak bu sorumluluğu değerlendirirken insanların risklerini eşit varsayamayız.

Aynı kurumda yöneticiyle geçici çalışan, aynı ailede ekonomik gücü olanla olmayan, aynı ülkede ayrıcalıklı yurttaşla kırılgan statüdeki kişi konuştuğunda aynı bedeli ödemez. Sessizliği eleştirmek kolay, güvenli konuşma koşullarını kurmak daha zordur. Belki daha doğru ilke şudur: Sessizliği onay sayma; ama kendi sessizliğinin kime yaradığını da sormaktan kaçma. Rıza, yalnızca söz çıkmamasıyla değil, insanların korkmadan evet veya hayır diyebildiği bir ilişkinin varlığıyla anlaşılır.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Gizlilik ve Çerez Politikası