Aykırı Medya

İş Garantisi Çözüm mü, Yeni Bir Çalışma Zorunluluğu mu?

Kamu herkese iş sunmayı vaat ediyor; işin yararı, reddetme hakkı ve ücret düzeyi belirlenmezse güvence disipline dönüşebiliyor. İş Garantisi Çözüm mü, Yeni Bir Çalışma Zorunluluğu mu?

Kamu herkese iş sunmayı vaat ediyor; işin yararı, reddetme hakkı ve ücret düzeyi belirlenmezse güvence disipline dönüşebiliyor. İş Garantisi Çözüm mü, Yeni Bir Çalışma Zorunluluğu mu? sorusu böyle bir anda soyut ekonomi kitabından çıkıp hayatımızın içine giriyor. İş konuştuğumuzda yalnız üretimi değil; kira gününü, bakım yükünü, boş zamanı ve kötü bir ilişkiye hayır diyebilme gücünü de konuşuyoruz. Kamusal istihdam ve sosyal güvence içinde seçenekler çok görünebilir, fakat işsizler, yerel topluluklar, kamu çalışanları ve bakım verenler aynı pazarlık gücüne ve bekleme imkânına sahip değildir. Ekonomik ilişkiyi anlamak için yalnız sözleşmede ne yazdığına değil, o sözleşmeyi reddetmenin neye mal olduğuna da bakmak gerekir.

ILO’nun çalışma süresi araştırması, dünya çalışanlarının üçte birden fazlasının haftada 48 saatin üzerinde, beşte birinin ise 35 saatin altında çalıştığını; istenenden uzun sürenin yaşam dengesini bozduğunu gösteriyor. Birleşmiş Milletler’in Mayıs 2026 tarihli “GSYH Ötesi” çerçevesi de refahı üretim toplamının yanında sağlık, eşitlik, haklar, zaman ve ekolojik sürdürülebilirlikle ölçmeyi öneriyor. Ekonominin başarısını yalnız daha çok üretimle ölçmediğimizde gelir ve iş tasarımları yeniden tartışılabilir. Bu veriler burada savunulan düşüncenin yerine geçmiyor; her ülke, sektör ve hane aynı deneyimi yaşamıyor. Yine de herhangi bir işi gelir hakkından daha değerli ve ahlaki saymak alışkanlığının neleri sakladığını görmemizi sağlıyor. Aykırı Medya’nın amacı okura doğru ekonomi dersini vermek değil. Daha çok, olağan kabul ettiğimiz ücretin, borcun, iş gününün ve mülkiyetin hangi ilişkiler üzerinde durduğunu birlikte yeniden açmak.

İşin toplumsal yararı

Garanti programı bakım, ekoloji ve yerel altyapı açığını karşılayabilir; sırf meşguliyet için iş üretmemelidir. Bu nedenle ekonomi yalnız para hareketi değildir; kimin zamanının satın alınabildiği ve kimin bekleyebildiğiyle de ilgilidir. İşsizler, yerel topluluklar, kamu çalışanları ve bakım verenler için gerçek özgürlük, seçenek listesinin uzunluğundan çok kötü seçeneğe hayır dediğinde temel yaşamını koruyabilmesine bağlıdır. Çıkış bedeli yükseldikçe biçimsel gönüllülük maddi mecburiyete yaklaşır.

Hatanın ardından ne olduğu bu başlığın iyi bir sınavıdır. Kurum sonucu gizliyor, çalışanı kolayca değiştiriyor veya zararı müşteriye atıyorsa öğrenme gerçekleşmez. Gönüllülük, toplumsal ihtiyaç, demokratik planlama, ücret tabanı ve çıkış hakkı kurmak, hatayı cezasız bırakmak değil onu doğuran hedefi, iş yükünü ve yetkiyi de değiştirmektir. Sorumluluk yalnız en alttaki uygulayıcıda durduğunda ekonomi kendini korur.

Reddetme hakkı

Gelir yalnız sunulan işi kabul şartına bağlanırsa iş garantisi çalışma cezasına dönüşebilir. Ekonomik dil bu durumu bazen “verimlilik”, “esneklik” veya “uyum” gibi temiz kelimelerle anlatıyor. Kelimeler bütünüyle yanlış değildir; asıl soru faydanın ve riskin kime dağıldığıdır. Kamusal istihdam ve sosyal güvence için esneklik bir tarafın planını kolaylaştırırken diğerinin bütün hayatını son dakika çağrısına bağlayabilir. Aynı kavramın iki taraf için aynı sonucu doğurduğunu varsayamayız.

Belki de reddetme hakkı için en dürüst başlangıç, tek bir kahraman çözüm aramaktan vazgeçmektir. Ücret artışı hizmet yokluğunda eriyebilir, teknoloji süreyi kısaltmak yerine tempoyu büyütebilir, kooperatif içeride yeni hiyerarşi kurabilir. Çözümün başarısı adıyla değil gücü gerçekten dağıtıp dağıtmadığı ve hayatı sürdürülebilir kılıp kılmadığıyla ölçülmelidir.

Ücret tabanı

Kamusal iş çok düşük ücretliyse özel sektörün ücretini aşağı, adil taban ise yukarı çekebilir. Teknoloji bu ilişkiyi ortadan kaldırmak yerine biçimini değiştirebilir. Emir ekrandaki öneriye, işten çıkarma hesap kapatmaya, mesai çevrimiçi görünmeye dönüşür. Kamusal istihdam ve sosyal güvence içinde aracı dijital olduğunda karar daha nesnel görünür; oysa ölçüyü seçen, veriyi tutan ve itiraz kapısını açan yine toplumsal bir güçtür.

Ücret tabanı meselesinde önemli olan yalnız sonuç değil süreçtir. İyi bir ücret veya hizmet yukarıdan verildiğinde hayatı gerçekten kolaylaştırabilir; yine de onu alanların karar gücü değişmemiş olabilir. Hak ile lütuf arasındaki fark, yardımın büyüklüğünden çok şartların birlikte konulabilmesi ve kaynağın keyfî biçimde geri çekilememesidir.

Yerel karar

Hangi işin gerekli olduğunu merkezî kurum kadar hizmeti yaşayan topluluk da belirlemelidir. İlk bakışta mesele kişisel seçim gibi görünebilir. Oysa herhangi bir işi gelir hakkından daha değerli ve ahlaki saymak, seçeneğin hangi kira, borç, bakım yükü ve işsizlik korkusu altında seçildiğini gizler. İnsanların iradesi vardır; fakat irade boşlukta hareket etmez. Ekonomiyi anlamak, kişiyi edilgen ilan etmek değil hangi kararın ne kadar ağır bedelle verilebildiğini görmek demektir.

Yerel karar üzerinde durmak bakımın ekonomi içindeki yerini de açar. Her çalışan çocukluk, hastalık, dinlenme ve gündelik yeniden üretim dönemlerinde başkalarının emeğine bağlıdır. Bu bağı görünmez tutmak bağımsız birey efsanesini korur; maliyeti ise çoğu zaman kadınlara, göçmenlere ve düşük ücretlilere bırakır. Karşılıklı bağımlılığı kabul etmek özgürlüğü küçültmez, gerçek koşuluna yerleştirir.

Bakımın tanınması

Zaten ücretsiz yapılan bakım işini yeni programa sokmak hak ve ücret getirebilir; aile içi yükü resmileştirip sabitlememelidir. Sayılar bu ilişkinin bir bölümünü görünür kılar. Yine de oran, ortalama ve endeks hangi hanenin hangi hayatı yaşadığını tek başına söylemez. Gönüllülük, toplumsal ihtiyaç, demokratik planlama, ücret tabanı ve çıkış hakkı kurmak, nicel veriyi reddetmek değil onu kira, zaman, cinsiyet, statü ve güç farkıyla birlikte okumaktır. Veri tartışmayı bitiren mühür değil, daha iyi soruyu mümkün kılan ortak bir başlangıç olabilir.

Bu yaklaşım her ekonomik farkı sömürü saymak değildir. Beceri, sorumluluk, yatırım ve risk gerçek farklar yaratabilir. Bakımın tanınması, bu farkların neden kalıcı buyurma gücüne ve sınırsız gelir hakkına dönüşmesi gerektiğini ayrıca sormamızı sağlar. Gerekçesi açıklanamayan ayrıcalık, “piyasa böyle” denildiğinde meşru olmaz; yalnız tartışmadan korunur.

Herkese iş sunmakla herkesi çalışmaya mecbur etmek arasındaki sınır nerede? Bunu tek cümleyle kapatmak kolay olurdu; oysa İş Garantisi Çözüm mü, Yeni Bir Çalışma Zorunluluğu mu? tam da kolay cevabın dışında kalan güç farklarını görünür kıldığı ölçüde işe yarıyor. Gönüllülük, toplumsal ihtiyaç, demokratik planlama, ücret tabanı ve çıkış hakkı kurmak ancak sonuçtan etkilenenlerin bilgisi, gerçek itiraz hakkı ve kötü seçeneği reddedebilecek maddi güvenceyle birlikte anlam taşır. Anarşist düşüncenin ekonomi tartışmasına kattığı kuşku, her örgütlenmeyi dağıtmak değil; üretimi mümkün kılanların neden üretimin amacı ve koşulları üzerinde bu kadar az söz sahibi olduğunu sormaktır.

Ekonomi bizden uzakta, yalnız uzmanların okuyabildiği rakamlar alanı değil. Vardiyayı kimin hazırladığı, evdeki ücretsiz işi kimin yaptığı, fiyat artınca hangi harcamadan vazgeçildiği ve teknoloji zaman kazandırdığında bu zamanın kime kaldığı da ekonomidir. Kamusal istihdam ve sosyal güvence içindeki küçük bir kuralı bu gözle incelemek, büyük bir gelecek tasarımını beklemeden güç ilişkisini görmemizi sağlar. Belki daha özgür bir ekonomi, herkese tek bir yaşam biçimi vermekle değil; insanların ihtiyaçlarını karşılamak için birbirine bağlı olduğunu kabul ederken bu bağlılığın hiç kimseye sürekli buyurma hakkı vermemesini sağlamakla başlayacaktır.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası