Aykırı Medya

Devrim

Bir seçim gecesi, büyük bir isyan ya da yönetimin çöküşü devrim anı diye anlatılıyor; hayatın gündelik ilişkileri ise ertesi sabah sürüyor. Devrim başlığı tam bu gündelik gerilimin içine yerleşiyor.

Bir seçim gecesi, büyük bir isyan ya da yönetimin çöküşü devrim anı diye anlatılıyor; hayatın gündelik ilişkileri ise ertesi sabah sürüyor. Devrim başlığı tam bu gündelik gerilimin içine yerleşiyor. Kelimeyi yalnız sözlük karşılığıyla öğrenmek kolay; daha zor olan, aynı kelimenin farklı hayatlarda neden başka sonuçlar ürettiğini görmek. Siyasi dönüşüm, kurumlar ve gündelik hayat içinde kurallar, maddi kaynaklar ve konuşma gücü eşit dağılmıyor. Bu nedenle kavramı doğru tanımlamak kadar kimin tanımının kurumun kuralına dönüştüğünü ve bu kuralın bedelini kimin taşıdığını sormak gerekiyor.

Onarıcı adalet, zarara yalnız hangi cezanın verileceği üzerinden değil, kimlerin etkilendiği ve zararın nasıl giderilebileceği üzerinden yaklaşır. UNODC bu yaklaşımı kapsayıcı, esnek ve katılımcı bir süreç olarak tanımlıyor; bu, güvenlik ihtiyacını veya ağır zararı küçümsemek anlamına gelmiyor. Bakım, adalet ve devrim kavramlarını birlikte düşünmek, özgürlüğün yalnız bağımsız birey değil birbirinin hayatını sürdüren ve zarar karşısında sorumluluk alan ilişkiler gerektirdiğini gösterir. Bu güncel bağlam kavramın anlamını tek başına belirlemez ve burada anılan kurumlar bize siyasi bir reçete sunmaz. Yine de devrimi tek gün, tek merkez ve iktidarı ele geçirme olayı saymak eğiliminin gerçek hayatı nasıl eksilttiğini görmeye yardım eder. Aykırı Medya’nın derdi okura ezberletilecek bir sonuç vermek değil; aşina olduğumuz kelimeyi, sakladığı güç ve karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle yeniden açmaktır.

Olay ve süreç

Yönetimin devrilmesi önemli bir kopuştur; mülkiyet, cinsiyet, bürokrasi ve gündelik itaat bir günde kaybolmaz. Aykırı Medya açısından amaç bu başlıkta doğru kelimeyi ezberletmek değil, kelimeyle gizlenen ilişkiye tekrar bakmaktır. Devrim neyin yıkıldığı kadar neyin nasıl kurulduğuyla mı ölçülür? Sorunun cevabı bağlamdan bağımsız değildir; yine de bazı ölçüler taşınabilir: etkilenenin sözü, gerçek çıkış imkânı, yetkinin sınırı, bakım yükünün görünürlüğü ve kararın geri çevrilebilirliği.

Olay ve süreç üzerine düşünmek, bağımlılığın tek başına tahakküm olmadığını gösterir. Hepimiz başkalarının bilgisine, emeğine ve bakımına bağlıyız. Sorun bu bağın tek taraflı, görünmez ve itiraz edilemez hâle gelmesidir. Karşılıklı bağımlılık açık sorumluluk ve söz hakkıyla kurulduğunda, tek başına yetme hayalinden daha gerçek bir özerklik sağlayabilir.

İktidarı almak

Eski merkez ele geçirilince onun araçları yeni amacı da merkezileşmeye zorlayabilir. Burada iki kolay uç beliriyor. Bir uç alışılmış tanımı olduğu gibi kabul eder; diğer uç kavramı bütünüyle kötü ya da iyi ilan ederek her örneği aynı sayar. Kurumsal kırılmayı uzun süreli toplumsal kapasite ve ilişki dönüşümüyle birlikte düşünmek, rahat bir orta yol aramak değildir. Ayrımları çoğaltarak gerçek çatışmayı görünür kılmaktır: kullanım ile denetim, görev ile statü, rıza ile mecburiyet, ortaklık ile sahipsizlik birbirine benzese de aynı ilişki değildir.

Devrim neyin yıkıldığı kadar neyin nasıl kurulduğuyla mı ölçülür? İktidarı almak bu soruya herkes için tek cevap vermez. Fakat hangi cevabın daha adil sınanabileceğini gösterir: Kararın maliyeti kimde kalıyor, bakım işini kim üstleniyor, azınlığın itirazı nereye kaydoluyor ve görevli başarısız olduğunda ne oluyor? Kavram ancak bu sorularla gündelik hayata değdiğinde açıklayıcı olur.

Kurucu kapasite

Gıda, sağlık, ulaşım ve çatışma çözümü için önceden oluşmuş toplumsal beceri özgürlüğün maddi zeminidir. En güçlü karşı itirazı küçümsememek gerekir: Ortak hayatın kurala, uzmanlığa, sürekliliğe ve zamanında karara ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyaç kalıcı üstünlüğü veya sınırsız dışlama hakkını kendiliğinden haklı çıkarmaz. Görev farklılığı ile insan değeri, koordinasyon ile yönetilme, güvenlik ile vesayet arasındaki sınır tam da burada kurulmalıdır.

Kurucu kapasite bakımından önemli ölçü, kararın bizim tercihimize uyması değildir. Azınlıkta kalabilir, görev alabilir veya geçici bir sınıra razı olabiliriz. Yine de gerekçeye erişiyor, karşı kanıt sunuyor, yetkiyi denetliyor ve şartlar değişince süreci yeniden açabiliyorsak ortak hayatın pasif nesnesi olmaktan çıkarız.

Çoğul özne

Devrimi tek sınıf, lider veya örgütün eseri saymak farklı mücadele ve ihtiyaçları bastırabilir. Deneyim bize her ilişkinin aynı biçimde işlemediğini de hatırlatır. Küçük bir arkadaş grubu için çalışan yöntem, milyonlarca kişinin kullandığı altyapıya doğrudan taşınamaz. Ölçek büyüdükçe bilgi, koordinasyon ve azınlık koruması zorlaşır; fakat karmaşıklık, kararın mutlaka erişilemez bir merkezde toplanması gerektiğini kanıtlamaz. Federasyon, açık kayıt ve sınırlı görev gibi araçlar bu gerilimi yönetmek için düşünülür.

Hatanın ardından ne olduğu bu kavram için ayırt edicidir. Kişi damgalanıp geri dönüş yolu bulamazsa topluluk korku üretir; zarar hiç adlandırılmazsa güvenlik ortadan kalkar. Kurumsal kırılmayı uzun süreli toplumsal kapasite ve ilişki dönüşümüyle birlikte düşünmek, sorumluluğu yalnız cezaya ya da iyi niyete bırakmadan zararın giderilmesini, davranışın değişmesini ve aynı koşulun tekrar üretilmemesini hedeflemelidir.

Başarı ölçüsü

Yalnız yeni bayrak değil insanların hayır diyebilmesi, karara katılması ve güvenli yaşayabilmesi ölçülmelidir. Gündelik dil bu farkı çoğu zaman tek bir kelimenin içine kapatıyor. Böyle olunca devrimi tek gün, tek merkez ve iktidarı ele geçirme olayı saymak kolaylaşıyor; tarihsel olarak kurulmuş bir ilişki doğanın değişmez düzeni gibi sunuluyor. Oysa kavramların sınırları siyasal mücadeleler, teknoloji, hukuk ve ekonomik koşullarla değişir. Kavramı ciddiye almak, ona değişmez bir öz vermek değil hangi koşulda kimin elinde nasıl çalıştığını izlemektir.

Başarı ölçüsü meselesi, özgürlüğün yalnız engellenmemek olmadığını gösterir. İnsan kararın hazırlanmasına erişemiyor, hayır dediğinde temel ihtiyacını kaybediyor ya da sonuç hakkında bilgi alamıyorsa görünürdeki tercih zayıftır. Kurumsal kırılmayı uzun süreli toplumsal kapasite ve ilişki dönüşümüyle birlikte düşünmek bu nedenle özgürlüğü ilişkisiz bireyin mülkü değil, ortak koşulları değiştirebilme kapasitesi olarak ele alır.

Devrim neyin yıkıldığı kadar neyin nasıl kurulduğuyla mı ölçülür? Bu soruyu tek bir sloganla kapatmak, kavramı yeniden donmuş bir tanıma çevirirdi. Kurumsal kırılmayı uzun süreli toplumsal kapasite ve ilişki dönüşümüyle birlikte düşünmek ancak sonuçtan etkilenenlerin bilgisi, maddi güvence, açık görev ve gerçek itiraz hakkıyla birlikte kurulursa anlam taşır. Anarşist düşüncenin bu tartışmaya kattığı en verimli kuşku, her kuralı ve örgütlenmeyi reddetmek değildir; gerekli görünen yetkinin neden sürekli, tek taraflı ve dokunulmaz hâle geldiğini sormaktır.

Kavramlar hayatın dışında bekleyen doğru cevaplar değil, ortak hayatı görme ve değiştirme araçlarıdır. Bu araçlar da kullananların elinde körelebilir. Devrim üzerine düşünmek bu yüzden kendi ilişkilerimizi de incelemeyi gerektirir: Kimin emeğini sıradan sayıyoruz, kimin hayır deme bedelini görmüyoruz, hangi görevi statüye çeviriyor ve hangi ortak kaynağın bakımını başkasına bırakıyoruz? Siyasi dönüşüm, kurumlar ve gündelik hayat içindeki küçük uygulamayı bu sorularla yeniden okumak, büyük ve uzak bir çözümü beklemeden kavramın sınırlarını sınamamızı sağlar. Belki kavramı gerçekten anlamaya, onu başkasına açıklayabildiğimiz anda değil, kendi rahatımızı ve kurduğumuz düzeni de aynı sorulara açabildiğimiz anda başlarız.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası