Aykırı Medya

Yetkiyi Geri Çağırmak Neden Bu Kadar Zor?

Birini seçmek çoğu kurumda olağan, seçtiğimiz kişiyi görev süresi dolmadan değiştirmek ise kriz gibi görülüyor.

Birini seçmek çoğu kurumda olağan, seçtiğimiz kişiyi görev süresi dolmadan değiştirmek ise kriz gibi görülüyor. Yönetici başarısız olabilir, temsil ettiği insanların açıkça tersine hareket edebilir, güvenini kaybedebilir; yine de “istikrar” için beklemek gerektiği söylenir. Yetkiyi vermek demokratik sayılır, geri almak tehlikeli.

Bu gariplik yalnız büyük siyasette yok. Dernek yönetimi, kooperatif kurulu, sendika temsilcisi, apartman yöneticisi veya kolektif koordinatörü için de aynı durum görülebilir. Başlangıçtaki onay zamanla kalıcı bir hak gibi davranmaya başlar.

Seçim günü açık çek değil

Bir temsilci seçildiğinde gelecekte karşılaşacağı her sorunu bilmiyoruz. O da bilmiyor. Bu yüzden temsilcinin belirli hareket alanına ihtiyacı var. Her küçük karar için yeniden izin istemesi kurumu çalışamaz hale getirebilir.

Fakat bu gereklilik, ilk seçimde verilen oyun yıllar boyunca alınacak bütün kararları önceden onayladığı anlamına gelmiyor. Temsilci ciddi biçimde yön değiştirirse “beni zaten seçtiler” cümlesi tek başına yeterli olmayabilir.

Yetkinin kaynağı seçimse, seçimden sonra temsil edilenlerin tamamen seyirciye dönüşmesi tuhaf.

Belki sorun seçim ile rızayı aynı şey saymamızda. Seçim bir başlangıç kararıdır; rıza zaman içinde değişebilir.

İstikrar kimi koruyor?

Geri çağırmaya karşı en güçlü itirazlardan biri istikrarsızlık. Her tartışmada yönetici değişirse uzun vadeli iş yürütmek zorlaşır. Sürekli kampanya, popüler ama kısa vadeli kararları teşvik edebilir.

Bu kaygı gerçek. Fakat “istikrar” sözcüğü makam sahibinin rahatlığına dönüşebilir. Kurumun düzeni ile o kişinin görevde kalması birbirine eşitlenir.

Bir kurum tek kişiyi değiştirdiğinde dağılıyorsa problem yalnız geri çağırma mekanizmasında olmayabilir. Bilginin, bağlantının ve yetkinin fazla merkezileşmiş olması da bu kırılganlığı yaratır.

Vazgeçilmez yönetici, bazen güçlü kurumun değil, zayıf devir düzeninin işaretidir.

Geri çağırma da güçlülerin silahı olabilir

Yetkiyi geri alma hakkını romantikleştirmek doğru değil. Parası ve örgütlü ağı güçlü gruplar sürekli geri çağırma kampanyasıyla seçilmiş temsilciyi baskı altında tutabilir. Azınlık haklarını savunan biri popüler tepki nedeniyle görevden uzaklaştırılabilir.

Bu nedenle “halk istedi, gitsin” cümlesi her durumda özgürleştirici değil. Çoğunluk da tahakküm kurabilir. Geri çağırma süreci açık kurallara, makul eşiklere ve manipülasyonu sınırlayacak güvencelere ihtiyaç duyabilir.

Ama kötüye kullanılabilir olması, yetkinin hiç geri alınamaz olması gerektiğini de göstermiyor. Seçimin kendisi de manipüle edilebilir; yine de seçimden vazgeçmiyoruz.

Asıl mesele güç kullanımını tek bir anda değil, süreç boyunca denetlenebilir tutmak.

Görevden almadan önce düzeltmek

Yetki ilişkisini yalnız “ya kalsın ya gitsin” biçiminde kurduğumuzda ara alan kayboluyor. Temsilcinin belirli kararını geri çevirmek, yetki kapsamını daraltmak, ara değerlendirme yapmak veya bazı görevleri başka kişilere devretmek mümkün olabilir.

Bu tür mekanizmalar cezadan çok düzeltme işlevi görür. İnsan hata yaptığında bütün siyasi varlığının sona ermesi gerekmez. Aynı şekilde seçilmiş olmak da her hatayı görev süresi bitene kadar taşımayı gerektirmez.

Kurumun olgunluğu belki çatışmayı ne kadar hızlı bastırdığıyla değil, yetkiyi tamamen kişiselleştirmeden değiştirebilmesiyle anlaşılır.

Bilgi devri yapılmıyorsa geri çağırmak pahalılaşır

Uzun süre görev yapan kişi kurumun hafızasını üzerinde toplar. Dosyaları, ilişkileri, teknik ayrıntıları, geçmiş pazarlıkları bilir. Yerine gelecek kişinin aynı bilgiye ulaşması zaman alır.

Sonra bu gerçek, görev sahibinin kalmasının gerekçesine dönüşür. “Şimdi değişirse işler aksar.” Haklı olabilir. Ama neden bilgi yıllarca paylaşılmadı?

Yetkiyi geri çağırabilmek için yalnız hukuki prosedür yetmez; kurumun insan değiştirebilir olması gerekir. Açık arşiv, devir alışkanlığı, birden fazla kişinin aynı işi öğrenmesi gibi sıkıcı görünen ayrıntılar siyasi özgürlüğün altyapısına dönüşür.

Aksi halde seçme hakkımız var, değiştirme kapasitemiz yoktur.

Yetki emanet mi, mülk mü?

Görevdeki insan bazen koltuğu kendi başarısının veya emeğinin sonucu olarak görebilir. “Bu kurumu ben kurdum”, “yıllarımı verdim”, “beni üyeler seçti.” Bunların hepsi doğru olabilir. Fakat görev bir tür mülke dönüşmeye başladığında geri çağırma kişisel saldırı gibi hissedilir.

Temsil edilenler de aynı duyguyu yaşayabilir. Yöneticiyi değiştirmek yalnız idari karar değil, sadakatsizlik sayılır. Özellikle küçük topluluklarda dostluk ve siyaset iç içe geçtiğinde bu daha güçlü.

Böylece yetki ilişkisi prosedürden duyguya taşınır. “Artık seni bu görevde istemiyoruz” demek, “seni değersiz buluyoruz” gibi duyulur.

Belki geri çağırmanın en zor yanı hukuki değil, kültürel. Makam ile insanı birbirinden ayıramamak.

Yetki gerçekten emanet ise geri alınabilmesi hakaret olmamalı. Ama bunu söylemek kolay; böyle kurumlar kurmak daha zor.

Çünkü yetki bir kez elde edildiğinde yalnız karar gücü vermiyor. Bilgi, statü, ilişki ve kimlik de biriktiriyor. Geri çağrılan şey bu yüzden yalnız bir imza yetkisi değil, zamanla kurulmuş küçük bir dünya.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası