Aykırı Medya
Eylem ve Örgütlenme

Aracısız Siyaset Ne Demek?

“Bizi kim yönetecek?” sorusundan önce “Neden yönetilmek zorundayız?” diye sormak. Bazen ilk adım, masayı biraz genişletip “Bu kararı neden kendimiz almıyoruz?” demektir.

Siyasetle kurduğumuz ilişkinin tuhaf bir tarafı var. Hayatımızı doğrudan etkileyen kararların çoğuna doğrudan katılmıyoruz ama yine de bu düzene “temsili” olduğu için demokratik diyoruz. Beş yılda bir oy veriyor, arada bir ankete cevaplıyor, bazen bir dilekçe imzalıyor, sonra kararların alınacağı yerlere bizim adımıza konuşacak insanları gönderiyoruz. Mahallemizdeki ağacın kesilip kesilmeyeceğine, çalıştığımız yerde günümüzün nasıl geçeceğine, kentte hangi alanların kime ayrılacağına ve ödediğimiz vergilerin nerede kullanılacağına çoğunlukla bizden uzakta karar veriliyor. Bize düşen ise kararı öğrenmek, beğenmezsek itiraz etmek ve bir sonraki seçimde başka birini denemek oluyor.

Aracısız siyaset, önce bu alışkanlığın doğal olmadığını hatırlatır. İnsanların ortak meseleleri hakkında konuşmak ve karar vermek için mutlaka profesyonel siyasetçilere, parti merkezlerine ya da kalıcı temsilcilere ihtiyaç duyduğu düşüncesini sorgular. “Bizi kim yönetecek?” sorusundan önce “Neden yönetilmek zorundayız?” diye sorar. Bu soru ilk duyulduğunda fazla büyük, hatta biraz romantik gelebilir. Fakat aracısız siyasetin başladığı yer çoğu zaman devletin bütünü değil, gündelik hayatın küçük alanlarıdır: Bir apartmanın ortak gideri, işyerindeki çalışma düzeni, mahalledeki boş arsanın kullanımı, çocuğun gittiği okulun ihtiyaçları veya bir dayanışma grubunun elindeki parayı nasıl harcayacağı.

Temsil etmek ile yerine geçmek arasındaki çizgi

Temsil fikrinin kendisi başlı başına kötü değildir. Herkesin her toplantıya katılması, her ayrıntıyı öğrenmesi ve her işi birlikte yapması mümkün olmaz. Bir topluluk kimi zaman içinden birini görüşmeye gönderebilir, belirli bir işi yürütmesi için görevlendirebilir veya teknik bilgi gerektiren bir konuda uzman desteği alabilir. Sorun, verilen görevin giderek bağımsız bir iktidara dönüşmesidir. Bizim adımıza konuşması için seçilen kişi, bir süre sonra ne istediğimizi bize anlatmaya başlıyorsa; geri çağrılamıyor, kararları denetlenemiyor ve görevinin sınırlarını kendisi belirliyorsa artık yalnızca temsil etmiyor, yerimize geçiyor demektir.

Modern siyaset bu yer değiştirmeyi olağanlaştırdı. Seçilen kişinin, seçildiği andan itibaren seçenlerden daha fazla bildiği ve ortak çıkarı onlardan daha iyi görebildiği varsayılıyor. Yurttaş ise kendi hayatının öznesi olmaktan çok, belirli aralıklarla yönetici kadroyu onaylayan bir seyirciye dönüşüyor. Üstelik bu yalnızca parlamentoda yaşanmıyor. Derneklerde, sendikalarda, meslek örgütlerinde, hatta yataylık iddiasıyla kurulan küçük inisiyatiflerde bile aynı ilişki tekrar edebiliyor. Başlangıçta işleri kolaylaştırmak için görevlendirilen birkaç kişi bilgiyi, bağlantıları ve karar yetkisini elinde topladıkça yapı onların çevresinde dönmeye başlıyor.

Aracısız siyaset, hiçbir görev dağılımının olmadığı bir kalabalık hayal etmez. Görevin açık, sınırlı, denetlenebilir ve geri alınabilir olmasını ister. Bir sözcünün topluluğun kararını iletmesiyle topluluk adına kendi kararını vermesi aynı şey değildir. Biri koordinasyondur, diğeri yönetim. Aradaki fark bazen küçük görünür ama zaman içinde bütün yapının karakterini değiştirir.

Siyaset yalnızca devletin bulunduğu yerde değildir

Aracısız siyaset denildiğinde akla hemen meydanlar, meclisler veya büyük halk toplantıları geliyor. Oysa hayatımızdaki iktidar ilişkilerinin önemli bir bölümü devletle doğrudan karşılaşmadığımız yerlerde kuruluyor. İşyerinde kimin konuşabileceği, ev içinde bakım yükünü kimin taşıdığı, bir çevrimiçi toplulukta hangi sözün görünür olduğu, apartmanda kiracıların söz hakkı bulunup bulunmadığı da siyasetin konusudur. Bunları “özel hayat”, “işletme kararı” veya “teknik mesele” diye siyasetin dışına çıkardığımızda, üzerlerindeki iktidarı da görünmez hâle getiriyoruz.

Bir işyerinde çalışanların yalnızca ücret konusunda değil, çalışma temposu, vardiya düzeni, kullanılan teknoloji ve üretimin amacı hakkında da söz sahibi olması aracısız siyasetin bir biçimidir. Bir mahallede insanların belediyenin davet ettiği göstermelik bir toplantıda görüş bildirmesiyle, bütçenin bir bölümünü gerçekten birlikte kararlaştırması arasında büyük fark vardır. İlkinde katılım, alınacak karara malzeme sağlar; ikincisinde karar yetkisi paylaşılır. Bugün pek çok kurum “katılımcılık” kelimesini seviyor ama katılım çoğu zaman son kararı değiştirmeyen bir danışma töreni olarak kalıyor.

Gerçek katılımın biraz huzursuz edici olmasının nedeni budur. İnsanlara söz hakkı vermek kolaydır; yetki vermek daha zordur. Bir yöneticinin herkesi dinlemesi, sonuçta yine kendi istediğini yapmasına engel değildir. Aracısız siyaset ise dinlenmeyi değil, ortak kararın gerçek sonuç üretmesini önemser. Bu nedenle yalnızca iyi niyetli yöneticiler değil, yöneticinin iyi niyetine ihtiyaç bırakmayacak düzenekler arar.

Dijital aracılar ortadan kalkmadı, görünmezleşti

İnternet bir dönem aracısızlığın büyük alanı gibi sunuldu. İnsanlar yayıncı olmadan yazacak, banka olmadan para gönderecek, şirket olmadan birbirleriyle alışveriş yapacak, parti örgütü olmadan siyasal hareket kuracaktı. Gerçekten de dijital araçlar daha önce bir araya gelmesi zor insanların birbirini bulmasını kolaylaştırdı. Fakat aradan geçen yıllar, aracının ortadan kalkmadığını; çoğu zaman yalnızca biçim değiştirdiğini gösterdi.

Bugün bir topluluğun birbirine ulaşması için kullandığı platform, hangi mesajın görüleceğine karar verebiliyor. Bir kampanya binlerce gönüllüyü bir araya getirse bile hesabı tek bir şirketin kararıyla kapatılabiliyor. “Aracısız” diye sunulan çalışma platformlarında müşteriyle çalışan arasına bu kez puanlar, sıralama algoritmaları ve kesintiler giriyor. Eski aracının yüzü ve masası vardı; yeni aracının kullanım koşulları ve kodu var. Görünmez olduğu için de tarafsız sanılıyor.

Bu durum aracısız siyasetin teknoloji karşıtı olması gerektiğini göstermez. Tam tersine, kullanılan aracın kime ait olduğunu, nasıl yönetildiğini ve topluluğun onu değiştirme imkânı bulunup bulunmadığını sormayı gerektirir. Bir grubun bütün iletişimi tek kişinin yönettiği hesapta duruyorsa orada resmî başkan olmasa bile bir iktidar merkezi vardır. Teknik bilgi birkaç kişinin elindeyse kararların görünmeyen sınırlarını onlar çizer. Açık kaynak, ortak veri mülkiyeti ve topluluk denetimi bu nedenle yalnızca teknik tercihler değil, siyasal meselelerdir.

Herkes gerçekten katılabilir mi?

Aracısız siyaset kulağa eşitlikçi gelir ama katılma imkânları eşit değilse toplantının kapısını herkese açmak yetmez. Vakti olanla iki işte çalışan, rahat konuşanla sözü sürekli kesilen, bakım sorumluluğu bulunmayanla çocuğunu bırakacak yer bulamayan aynı koşullarda değildir. Bir karar toplantısı gece yarısına kadar sürüyorsa, o toplantıda kalanların kararı biçimsel olarak ortak olsa bile topluluğun tamamını yansıtmayabilir. Sürekli konuşanlar görünür iktidarı, tutanak tutan, yemek hazırlayan, insanları arayan ve gerilimi yatıştıranlar ise görünmez emeği üstlenebilir.

Bu nedenle aracısızlık, “Herkes gelsin, konuşsun” demekten daha fazlasıdır. Bilginin anlaşılır biçimde paylaşılması, toplantı saatlerinin erişilebilir olması, görevlerin dönüşümlü yürütülmesi, konuşma tekellerinin kırılması ve bakım yükünün hesaba katılması gerekir. Katılım bir karakter testi değildir; gelmeyenleri ilgisiz veya bilinçsiz ilan etmek kolaycılıktır. İnsanların neden katılamadığını sormayan bir yapı, farkında olmadan zamanı, parası ve özgüveni olanların yönetimine dönüşebilir.

Üstelik herkes her meseleye aynı yoğunlukta katılmak istemeyebilir. Aracısız siyaset insanları bitmeyen toplantılara mahkûm etmek anlamına gelmez. Karardan doğrudan etkilenenlerin ağırlıklı söz sahibi olması, görevlerin devredilebilmesi ve ortak ilkeler içinde küçük grupların özerk hareket edebilmesi mümkündür. Mesele herkesi her an aynı masaya toplamak değil, karar gücünün kalıcı biçimde birkaç elde birikmesini önlemektir.

Seyircilikten çıkmanın küçük başlangıcı

Aracısız siyaset bir gecede kurulacak kusursuz bir model değildir. İnsanlar yıllarca karar süreçlerinin dışında tutulduktan sonra bir araya geldiklerinde nasıl konuşacaklarını, anlaşmazlığı nasıl taşıyacaklarını ve sorumluluğu nasıl paylaşacaklarını hemen bilemeyebilir. Görünmez liderler çıkabilir, toplantılar dağılabilir, ortak iş birkaç kişinin omzuna kalabilir. Bunlar aracısızlığın imkânsızlığını değil, birlikte karar verme yeteneğimizin ne kadar kullanılmadan bırakıldığını gösterir.

Belki başlangıç, bütün devleti nasıl yöneteceğimize dair büyük bir şema çizmek değildir. Yaşadığımız en yakın yerde bir kararın nasıl alındığına bakmaktır. Kim biliyor, kim konuşuyor, kim son sözü söylüyor, kim bedel ödüyor? Sonra da küçük ama gerçek bir yetki alanını geri istemek değil, birlikte kullanmaya başlamaktır. Çünkü siyaset yalnızca bizim adımıza konuşanları seçtiğimiz anlarda yaşanmıyor. Birlikte ne yapacağımıza karar verdiğimiz her yerde zaten var.

Aracısız siyasetin en güçlü vaadi, bütün aracıları yok etmek değil; insanları kendi ortak hayatlarının sürekli seyircisi olmaktan çıkarmaktır. Bazen bunun ilk adımı, “Bizi kim temsil edecek?” sorusuna yeni bir isim bulmak değil, masayı biraz genişletip “Bu kararı neden kendimiz almıyoruz?” diye sormaktır.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.