Aykırı Medya

Otorite ve Uzmanlık: Bilene İtaat Etmeli miyiz?

Bir uçağa bindiğimizde motorun çalışma prensibini pilotla tartışmıyoruz. Ameliyat olacaksak cerrahın yıllar süren eğitimini birkaç saatlik internet araştırmasıyla eşitlemiyoruz.

Bir uçağa bindiğimizde motorun çalışma prensibini pilotla tartışmıyoruz. Ameliyat olacaksak cerrahın yıllar süren eğitimini birkaç saatlik internet araştırmasıyla eşitlemiyoruz. Bir binanın deprem güvenliğini de sezgimizle hesaplamıyoruz. Modern hayat, başka insanların bilgisine güvenmeden sürdürülemeyecek kadar karmaşık. Tam da bu nedenle uzmanlık ile otorite arasındaki çizgi kolayca silikleşiyor.

Bir insanın bir konuda bizden daha çok bilmesi ona kulak vermek için güçlü bir neden. Ama aynı durum, onun bizim adımıza değer seçmesi için yeterli mi? Sorunun zor tarafı burada. Çünkü “uzmanlara güvenmeyelim” cümlesi ne kadar sorunluysa, “uzman ne diyorsa odur” cümlesi de o kadar rahat bir teslimiyet sağlayabiliyor.

Bilgi aynı yerde toplanmıyor

Bir hekim hastalığın seyri, ilaçların etkisi ve olası riskler konusunda hastadan çok daha fazla bilimsel bilgiye sahip olabilir. Hasta ise kendi bedeninde ne yaşadığını, hangi yan etkinin hayatını nasıl etkilediğini, hangi tedaviyi hangi koşullarda sürdürebileceğini bilir. Bu iki bilgi türü aynı değil, ama biri diğerini gereksiz kılmıyor.

Benzer durum şehir planlamasında da var. Ulaşım mühendisi trafik akışını modelleyebilir; mahallede yaşayanlar ise okul çıkışında hangi sokağın nasıl kullanıldığını, yaşlıların nerede zorlandığını, bir meydanın yalnız geçiş alanı olmadığını bilir. Masadaki teknik veri gerçek olabilir, fakat hayatın tamamı o veri setine sığmayabilir.

Uzmanlık çoğu zaman tam burada otoriteye dönüşmeye başlıyor: yalnızca daha çok bildiğini söylemekle kalmayıp, başka türden bilginin bilgi sayılıp sayılmayacağına da karar verdiğinde.

“Bilim böyle söylüyor” cümlesinin rahatlığı

Bilimsel bilgi ile siyasal karar arasındaki mesafe bazen tek bir cümleyle kapatılıyor: “Uzmanlar böyle diyor.” Oysa uzmanlar çoğu zaman bir kararın sonuçlarını hesaplıyor; hangi sonucun kabul edilebilir olduğuna tek başına karar vermiyor.

Bir enerji projesinin maliyeti, verimi, çevresel etkisi ve teknik riski hesaplanabilir. Fakat hangi riskin kimin adına alınacağı, hangi bölgenin feda edilebilir sayılacağı, ekonomik kazancın hangi kayıptan daha değerli olduğu salt mühendislik sorusu değil. Bir ekonomi modeli belirli politikanın büyümeyi artıracağını gösterebilir; büyümenin nasıl dağıldığı ve uğruna hangi hayatların güvencesizleştiği başka bir tartışma açar.

“Teknik gereklilik” sözü burada siyasi tercihin saklanabileceği rahat bir alan yaratıyor. Kararı veren kişi kendi değer tercihini savunmak yerine onu bilimsel zorunluluk olarak sunabiliyor. Böylece itiraz eden de yalnızca farklı bir değer savunan biri değil, sanki gerçeklere karşı çıkan cahil biri gibi gösterilebiliyor.

Uzman karşıtlığının kolay zaferi

Bu eleştirinin tersinden doğan başka bir sorun var. Uzman otoritesine duyulan haklı kuşku, bazen bütün bilgileri eşitleyen bir noktaya gidiyor. Yıllarca çalışan bir araştırmacının kanıtıyla sosyal medyada rastlanan bir iddia “iki farklı görüş” olarak yan yana konabiliyor.

Bu durum iktidarı otomatik olarak dağıtmıyor. Tam tersine, güçlü şirketler ve siyasi aktörler belirsizlik üretmenin ne kadar işe yaradığını uzun zamandır biliyor. Bir konuda yeterince kuşku yaratıldığında, kanıtın ağırlığı görünmez hale gelebiliyor. “Uzmanlar da yanılıyor” cümlesi doğru; fakat bu doğruluk, her iddianın aynı güvenilirliğe sahip olduğu anlamına gelmiyor.

Uzmanın yanılabilir olması, bilgisini değersizleştirmiyor. Asıl ilginç soru, yanıldığında ne olduğunda. Yanlışını düzeltebiliyor mu? Verisini paylaşabiliyor mu? Başka uzmanlar ona itiraz edebiliyor mu? Çıkar ilişkileri görülebiliyor mu? Yoksa uzmanlık, eleştiriden muaf bir unvana mı dönüşüyor?

Acil durumda söz kimin?

Uzmanlık tartışması en çok acil anlarda sertleşiyor. Yangında herkesin uzun toplantı yapması beklenemez. Ameliyatta cerrahın her hareketi oylamaya açılmaz. Fırtınada deneyimli denizcinin sözü, ilk kez tekneye binen yolcunun sözüyle aynı ağırlıkta olmayabilir.

Fakat acil durumda ortaya çıkan geçici yönlendirme, kalıcı bir yönetme hakkı üretmek zorunda değil. Yangını bilen kişinin yangın sırasında öne çıkması başka, sonrasında herkesin hayatına ilişkin kararları da onun vermesi başka. Belirli bir beceri belirli bir anda merkezi hale gelebilir; mesele o merkezin ne zaman dağıldığı.

İktidarın sevdiği şeylerden biri geçici yetkinin kalıcılaşması. “Şimdilik” verilen ayrıcalığın süresi uzuyor, acilin ölçüsü genişliyor, uzmanlık alanı giderek daha fazla karara yayılıyor. Sonunda başlangıçtaki gerekçe ortadan kalksa bile makam yerinde kalıyor.

Güven ile teslimiyet arasında

Uzmanlıkla ilişkimizde garip bir ikilik var. Bir yandan hayatımızı hiç tanımadığımız insanların bilgisine emanet ediyoruz; öte yandan kurumlara duyulan güvensizlik büyüdükçe herkesten şüphe etmeye başlıyoruz. İki uç da düşünme yükünü hafifletiyor. Birinde “uzman bilir”, diğerinde “kimseye güvenilmez” diyerek meseleyi kapatıyoruz.

Belki güven daha zahmetli bir şey. Bilginin nereden geldiğini, ne kadar kesin olduğunu, hangi noktada yorum başladığını ayırt etmeyi gerektiriyor. Ama herkesin her konuda uzman olması mümkün olmadığına göre, bu da kusursuz bir çözüm değil. Sonunda yine başkalarına güveniyoruz; yalnızca bu güvenin koşullarını daha görünür kılmaya çalışıyoruz.

Bir uzmana kulak vermek, kendi hayatımızın bütün kararlarını ona devretmek anlamına gelmediği sürece sorun daha az keskin görünüyor. Fakat bilgi ile hükmetme hakkı aynı kişide ve aynı kurumda birleştiğinde, soru değişiyor: Bilenin sözü neden yalnızca daha ağır değil de son söz olmak zorunda?

Uzmanlık otoritesinin en ikna edici yanı, gerçek bir ihtiyaca dayanması. Tam da bu nedenle sorgulanması zor. Sahte bir otoriteyi reddetmek kolay; gerçekten bir şey bilen kişinin yetkisinin nerede bitmesi gerektiğini konuşmak çok daha rahatsız edici. Çünkü burada hem cehaletin hem de teslimiyetin rahatlığından vazgeçmek gerekiyor.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası