Aykırı Medya

İktidar ve Bilgi: Kim Neyi Bilmeli?

Bir kurum hakkımızda karar verdiğinde tuhaf bir terslik giderek daha tanıdık hale geliyor: Kurum bizi ayrıntılarıyla biliyor, biz ise kararın nasıl verildiğini bilmiyoruz.

Bir kurum hakkımızda karar verdiğinde tuhaf bir terslik giderek daha tanıdık hale geliyor: Kurum bizi ayrıntılarıyla biliyor, biz ise kararın nasıl verildiğini bilmiyoruz. Banka gelir hareketlerimizi, ödeme geçmişimizi ve borçlarımızı görüyor; kredi talebimizin neden reddedildiğini birkaç kelimelik bir mesajdan öğreniyoruz. İşyerindeki yazılım ne zaman çevrim içi olduğumuzu, hangi işi ne kadar sürede tamamladığımızı kaydediyor; performans puanının nasıl oluştuğu ise “şirket politikası” olarak kalıyor. Platform yıllardır bıraktığımız izlerden ilgi alanlarımızı çıkarıyor, fakat önümüze neden belirli içeriklerin geldiğini ancak tahmin edebiliyoruz.

Bilgi ile güç arasındaki bağ burada çok çıplak. Bir taraf diğerini ne kadar ayrıntılı görebiliyorsa davranışını öngörme, sınıflandırma ve yönlendirme imkânı da o kadar artıyor. Buna karşılık karar veren tarafın kendisi karanlıkta kaldığında, hatayı fark etmek bile güçleşiyor. İtiraz etmek için önce neye itiraz ettiğimizi bilmek gerekiyor.

Şeffaflık diye önümüze bırakılan sis

Kurumların “şeffaf” olması kulağa açık bir talep gibi geliyor. Fakat açıklık da kolayca biçimsel bir gösteriye dönüşebiliyor. Yüzlerce sayfalık sözleşme yayımlanıyor, teknik rapor siteye konuyor, algoritmanın genel çalışma prensibi birkaç soyut cümleyle anlatılıyor. Bilgi saklanmamış oluyor; yalnızca onu gerçekten anlayabilecek insan sayısı çok az kalıyor.

Bir kararın gerekçesi, kararın başka kelimelerle tekrarı değildir. “Risk kriterlerini karşılamadınız” cümlesi, neden riskli bulunduğumuzu açıklamaz. “Topluluk standartlarına aykırı” demek, hangi davranışın hangi ölçütle sorun sayıldığını göstermeyebilir. “Sistem otomatik değerlendirdi” ise açıklamadan çok konuşmayı bitiren bir duvar işlevi görebilir.

Bazen iktidarın gizliliğe bile ihtiyacı yoktur. Bilgiyi o kadar dağınık, teknik ve zahmetli hale getirir ki ulaşılabilir olan fiilen kullanılamaz olur. Kapı açıktır, ama içeri girmek için uzmanlık, zaman ve para gerekir.

Bizi bilmek neden bu kadar kolay?

Ters yöndeki akış çok daha hızlı. Bir kamu hizmetine başvururken, işe girerken, kredi isterken veya sıradan bir uygulama kullanırken hakkımızda giderek daha fazla veri bırakıyoruz. Bu verilerin bir bölümü hizmet için gerçekten gerekli olabilir. Sorun, “işe yarar” olanla “toplanabilir” olanın kolayca birbirine karışması.

Bir kurum bir bilgiyi toplayabiliyor diye o bilgiye sahip olması gerektiği sonucu çıkmıyor. Özellikle veriler başka verilerle birleştiğinde, ilk başta önemsiz görünen ayrıntılar hayatımız hakkında geniş bir profil çıkarabiliyor. Konum, alışveriş, çalışma düzeni, sağlık bilgisi, sosyal ilişkiler… Tek tek farklı amaçlarla toplanan izler bir araya geldiğinde insan kendisinden daha düzenli bir veri gölgesine dönüşüyor.

Buradaki eşitsizlik yalnız mahremiyet sorunu değil. Kurum bizi sınıflandırabilirken bizim kurumun sınıflandırma ölçütlerini göremememiz pazarlık gücünü de değiştiriyor. O bizi tanıyor; biz onun hangi yüzüyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.

Bilgi kimde birikirse makam da orada oluşuyor

Bu mesele yalnız devlet ve büyük teknoloji şirketleriyle sınırlı değil. Küçük bir dernekte bütçenin ayrıntılarını yalnız sayman biliyorsa, işyerinde müşterilerle ilişkinin geçmişi tek çalışanın kişisel notlarında duruyorsa, bir kolektifte eski kararların neden alındığını yalnız kurucu ekip hatırlıyorsa bilgi sessiz bir makama dönüşebilir.

İnsan kötü niyetli olmayabilir. Hatta yıllarca daha fazla sorumluluk aldığı için bütün bilgiyi doğal olarak üzerinde toplamış olabilir. Fakat bir süre sonra diğerleri onun görüşüne yalnız deneyimli olduğu için değil, başka kimse bütünü göremediği için bağımlı hale gelir. “Onsuz yapamayız” duygusu bazen kişinin olağanüstü yeteneğinden değil, bilginin paylaşılmamasından doğar.

Bilgiyi paylaşmak bu yüzden yalnız nezaket değil, güç dağılımıyla ilgilidir. Ama her dosyayı herkese göndermek de çözüm değildir. Bilgi seli, bilgiyi saklamanın başka biçimine dönüşebilir. Mesele insanların karar verebilecekleri kadarını anlayabilir biçimde görebilmesi.

Mahremiyet kime, açıklık kime?

“Her şey açık olsun” talebinin kendi tehlikesi var. Bir şiddet mağdurunun adresi, hastanın sağlık kaydı veya çalışanın kişisel dosyası kamusal denetim adına ortaya saçıldığında açıklık güçlü olanı değil, zaten kırılgan olanı teşhir eder.

Belki ayrım burada daha berrak: İnsanların özel hayatı korunurken, insanlar üzerinde karar gücü kullanan yapıların karar yolları daha görünür olmalı. Bugün çoğu zaman bunun tersiyle karşılaşıyoruz. Birey kendisini defalarca açıklamak zorunda kalıyor; kurum ise “gizlilik”, “ticari sır”, “güvenlik” ya da “iç prosedür” diyerek kararının arka tarafını kapatabiliyor.

Şeffaflık tartışmasının garipliği de burada. Güçsüz olanın daha fazla görünür olması özgürlük getirmiyor. Görünür olması gereken, kişinin yatak odası değil; onun hayatını değiştirebilecek kararın nerede ve nasıl üretildiği.

Bilgi tek başına kurtarmaz

Bütün belgelerin yayımlandığı ama kimsenin kararı değiştiremediği bir kurum yine kapalı olabilir. Toplantı tutanakları açıktır, bütçe internettedir, herkes ne olduğunu bilir; ama son söz değişmez bir merkezdeyse bilgi yalnız seyir imkânı sağlar.

Bu nedenle bilgi hakkının asıl anlamı, karar hakkıyla temas ettiği yerde ortaya çıkıyor. Bir yanlış veri düzeltebiliyor muyuz? Kriteri tartışabiliyor muyuz? Aynı karardan etkilenen insanlar birbirlerinin deneyimini görebiliyor mu? Yoksa bize yalnızca neden yönetildiğimizi daha ayrıntılı anlatan bir sistem mi kuruluyor?

İktidar her zaman bilgiyi saklayarak çalışmıyor. Bazen bilgiyi topluyor, sınıflandırıyor ve kimin hangi bilgiye ulaşacağını düzenliyor. Belki bugünün asıl sorusu “Kim neyi bilmeli?”den biraz daha rahatsız edici: Neden kurumların bizi bilme hakkı bu kadar doğal, bizim kurumları bilme hakkımız ise sürekli gerekçe isteyen bir talep gibi görülüyor?

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası