Müşterek denince akla herkese ait ve dolayısıyla kimsenin sorumluluğunda olmayan bir alan gelebiliyor.
Müşterek denince akla herkese ait ve dolayısıyla kimsenin sorumluluğunda olmayan bir alan gelebiliyor. Oysa müşterek, sahipsiz şey değil; bir topluluğun birlikte yararlandığı, sınırını ve kullanım kurallarını birlikte kurduğu varlıktır. Su kaynağı, mera, mahalle parkı, balıkçılık alanı, tohum bilgisi, yazılım kodu veya ortak veri farklı koşullarda müşterek olabilir. Onları müşterek yapan yalnız fiziksel ya da dijital nitelikleri değildir. Kaynak, onu kullanan topluluk ve kullanımın nasıl düzenleneceği birbirine bağlandığında müşterek oluşur. Bu nedenle “herkese açalım” demek kadar “nasıl bakacağız, aşırı kullanımı kim önleyecek, yeni gelenin hakkı ne olacak?” soruları da önemlidir.
Ortak olan kendiliğinden ortak kalmaz
Bir kaynak çok sayıda insan tarafından kullanılabiliyorsa bakım sorumluluğunun dağılması kolaydır. Herkes faydayı alır, maliyeti başkasının üstlenmesini bekler. Bu durum müştereklerin mutlaka çökeceğini kanıtlamaz; kural ve güven ihtiyacını gösterir. Yerel topluluklar yüzyıllar boyunca su sırası, otlatma dönemi, bakım nöbeti ve uyuşmazlık çözümü gibi kurumlar geliştirdi. Kural dışarıdan hazır gelmediğinde de düzen kurulabilir. Fakat bunun için kullanıcıların birbirini görmesi, kararın sonucunu öğrenmesi ve kuralı değiştirme yoluna sahip olması gerekir.
Müşterekleri romantikleştirmek de yanıltıcıdır. Topluluk içinde aile, cinsiyet, yaş ve mülkiyet gücü eşit değildir. “Geleneksel kural” bazı kişileri kararın dışında bırakabilir. Yerel yönetim, dışarıdaki şirket kadar tahakküm üretebilir. Bu nedenle topluluk özerkliği temel hak ve eşit katılım güvencesiyle birlikte düşünülmelidir. Müşterek, devletin ve hukukun tamamen yokluğu değil; karar yetkisinin kaynağı kullananlara yakınlaştığı, üst kurumların da dışlama ve şiddete karşı güvence sunduğu katmanlı bir düzen olabilir.
Mülkiyetten farklı bir ilişki
Özel mülkiyet, sahibine başkalarını dışlama ve varlık hakkında karar verme yetkisi verir. Kamusal mülkiyette devlet sahip ve yönetici olabilir; yurttaş hizmetten yararlanır ama günlük karara katılmayabilir. Müşterek ise kullanım hakkıyla yönetime katılımı bir araya getirmeye çalışır. Bu ayrımlar mutlak değildir. Bir belediye parkı mahalle meclisiyle ortak yönetebilir; özel bir arazi üzerinde kolektif kullanım hakkı kurulabilir; açık kaynak kod vakıf mülkiyetinde tutulup topluluk kurallarıyla geliştirilebilir.
Asıl soru tapunun kimin adına olduğundan geniştir: Kim erişebilir, ne kadar kullanabilir, bakım yükünü nasıl paylaşır, karar değiştirilebilir mi ve kaynak satılmak istendiğinde kim veto edebilir? Bir varlık kâğıt üzerinde kamuya aitken kapalı ihale ve ücret yüzünden erişilemez olabilir. Tersine kooperatif mülkiyetindeki altyapı belirli topluluğun ortak yararına çalışabilir. Müşterekler kavramı, sahiplik etiketinden yönetim ve ilişki biçimine bakmayı sağlar.
Dijital kaynakların farklılığı
Mera aşırı kullanıldığında tükenir; bir yazılımın kopyalanması özgün kodu azaltmaz. Bu nedenle dijital müştereklerde temel kıtlık çoğu zaman içerik değil, dikkat, bakım, sunucu, enerji ve güvenilir bilgidir. Herkes kodu indirebilir ama güvenlik açığını düzeltecek uzman az olabilir. Herkes ansiklopedi maddesi okuyabilir ama kaynak doğrulayacak, vandalizmi geri alacak ve tartışmayı yönetecek insan zamanı sınırlıdır. Dijital bolluk, bakım kıtlığını gizler.
Ayrıca ortak dijital kaynağın özel hizmetlerce alınması kolaydır. Şirket açık veriyi veya kodu kullanıp kapalı bir ürün geliştirebilir, kullanıcı ilişkisini ve geliri kendinde tutabilir. Lisans buna izin verse bile müşterek ekonomik olarak zayıflayabilir. Karşılıklılık, her kullanımın yasaklanması değil büyük kullanıcıların bakım ve yönetişime katkı vermesidir. Açık kaynak fonu, veri ortaklığı, atıf ve kamu alım şartları dijital müştereklerin tükenmeyen içeriğini kıt bakım kaynaklarıyla buluşturabilir.
Devlet ve pazarın ötesinde, ama onlardan bağımsız değil
Müşterekler bazen “ne devlet ne piyasa” diye tanımlanıyor. Bu ayrım düşünsel olarak yararlı, pratikte eksiktir. Topluluğun hukuki kişilik, arazi hakkı, frekans lisansı, vergi düzeni ve saldırıya karşı koruma için devlete ihtiyacı olabilir. Pazarla alışveriş yapabilir, ürün satabilir veya hizmet satın alabilir. Sorun ilişki kurmak değil, dış aktörün kaynağın amacını ve kurallarını ele geçirmesidir. Özerklik, yalıtılmışlık değil pazarlık ve çıkış gücüdür.
İyi kamu politikası müşterekleri ya kamulaştırılacak düzensiz alan ya özelleştirilecek verimsiz kaynak olarak görmemelidir. Topluluğun kural koyma hakkını tanıyabilir, teknik destek sağlayabilir, güçlü şirket karşısında koruyabilir ve farklı müşterekler arasında uyuşmazlık çözebilir. Fakat yardım, kararın merkezileşmesine dönüşürse müşterek ruhu zayıflar. Destekleyen devlet ile yöneten devlet arasındaki sınır açık olmalıdır.
Bir isimden çok bir fiil
Müşterekleri bitmiş nesne değil “müşterekleştirme” pratiği olarak görmek daha açıklayıcıdır. İnsanlar kaynağı ortak sayar, bakım görevini paylaşır, kuralları tartışır ve yeni kuşağa aktarır. Bu süreç durduğunda tabelada “ortak alan” yazması yetmez. Katılım yalnız kriz anında çağrılan toplantı değil, gündelik bilgi ve bütçeye erişimdir. Yeni gelenlerin kapıda bekletilmediği, azınlığın itiraz edebildiği ve bakım yapanın tükenmediği kurumlar gerekir.
Müşterekler her soruna hazır çözüm sunmaz. Büyük ölçek, teknik karmaşıklık, sınır aşan etkiler ve iç eşitsizlik ciddi güçlüklerdir. Yine de kavram önemli bir imkân açar: Toplumsal hayatı yalnız devlet hizmeti ile özel ürün arasında seçmek zorunda olmadığımızı gösterir. Bir şeyi ortak kullanmak, onun hakkında ortak karar verme talebini de doğurabilir. Su, bilgi veya dijital altyapı üzerinde bu talebi kurduğumuzda “kimin malı?” sorusundan “hangi kurallarla birlikte yaşayacak?” sorusuna geçeriz. Müşterek tam da bu geçişte oluşur.
Bu geçişin başarı ölçüsü yalnız kaynağın bugün açık kalması değildir. On yıl sonra yeni bir kuşak aynı kaynağı devralabilecek mi; kurum kurucuların kişisel çevresi olmadan çalışabilecek mi; iklim, göç veya teknoloji değişince kural yenilenebilecek mi? Kuşaklar arası adalet, müşterekleri geçici paylaşım projesinden ayırır. Bugünkü çoğunluk kaynağı tüketme yetkisine sahip değildir, ama geleceğin insanları adına bütün değişimi de donduramaz. Düzenli durum raporu, uzun vadeli bakım fonu ve genç katılımcıların karar sürecine girmesi bu dengeyi kurar. Müşterek, geçmişten alınan emanet kadar geleceğe bırakılan yönetme kapasitesidir.