Aykırı Medya
Eylem ve Örgütlenme

Karşılıklı Yardım Kavramı

Yardım eden güçlü, alan güçsüz değildir; roller değişir. Birbirimize muhtaç olmak utanç değildir — özgürlük de bütün bağlardan kurtulmak değil, bizi yaşatan bağların nasıl kurulduğunda söz sahibi olabilmektir.

Bir felaket olduğunda ilk anlatılan hikâye genellikle aynıdır: Düzen çöker, insanlar paniğe kapılır ve herkes kendi canını kurtarmaya çalışır. Marketler yağmalanır, komşular birbirine düşer, insanın ince uygarlık kabuğunun altındaki bencillik ortaya çıkar. Bu hikâye o kadar sık tekrarlanır ki acil durumlarda sert otoritenin kaçınılmaz olduğuna kolayca inanırız. Oysa deprem, yangın, sel ya da ekonomik çöküş anlarında yaşananlara yakından bakıldığında başka bir manzara da görülür. Enkaz başında hiç tanımadığı insanı kurtarmaya çalışanlar, evini açanlar, ücretsiz yemek hazırlayanlar, ilaç bulanlar ve resmi yardım gelmeden çok önce birbirine ulaşanlar vardır.

Karşılıklı yardım, bu davranışları geçici bir duygusallık veya kahramanlık anı olarak görmez. İnsanların hayatta kalma ve iyi yaşama kapasitesinin önemli bir bölümünün işbirliğine dayandığını söyler. Yardım eden güçlü, alan güçsüz değildir; roller değişebilir. Bugün benim taşıdığım yükü yarın sen taşırsın. Hatta karşılığın aynı kişiden, aynı biçimde veya hemen gelmesi de gerekmez. Karşılıklı yardım bir alışveriş hesabı değil, hepimizin başkalarına ihtiyaç duyan varlıklar olduğunun kabulüdür.

Hayırseverlikten farklı bir ilişki

Karşılıklı yardım sık sık hayırseverlikle karıştırılır. İkisinde de bir ihtiyaç karşılanır; yiyecek, para, barınak veya emek paylaşılabilir. Fakat kurdukları ilişki aynı değildir. Hayırseverlik çoğunlukla sahip olanın olmayana verdiği dikey bir yapı kurar. Veren kişi kaynağın nasıl kullanılacağına karar verebilir, alan kişiden minnet, sessizlik veya belirli bir davranış bekleyebilir. Yardım bir hak değil, iyi niyetin lütfu gibi sunulur.

Karşılıklı yardımda ise ihtiyaç sahibi kişi edilgen bir alıcı değildir. İhtiyacın ne olduğunu tanımlama ve çözümün nasıl kurulacağına katılma hakkı vardır. İnsanların değerini ne kadar üretken olduklarına, ne kadar geri ödeme yapabileceklerine veya ne kadar “hak ettiklerine” göre ölçmez. Bugün katkıda bulunamayacak durumda olan biri de topluluğun eşit parçasıdır. Çünkü hastalık, yaşlılık, işsizlik ve bakım ihtiyacı hayatın istisnaları değil, hepimizin farklı zamanlarda karşılaşabileceği hâllerdir.

Bu fark, yardım eden kişinin iyi niyetini küçümsemek için kurulmaz. Bazen acil bir durumda birinin yalnızca vermesi, diğerinin yalnızca alması gerekir. Mesele, bu anın kalıcı bir üstünlük ilişkisine dönüşmemesidir. Fotoğraf çektirmek için dağıtılan kolilerle, mahallelinin birlikte kurduğu ve kimsenin hesap vermek zorunda kalmadan ihtiyacı kadar alabildiği bir paylaşım noktası aynı işi yapıyor gibi görünse de insanlara söyledikleri şey farklıdır.

Dayanışma neden krizlerde görünür oluyor?

Gündelik düzende birbirimize ne kadar bağlı olduğumuz kolayca unutulur. Yediğimiz ekmekten kullandığımız internete kadar hayatımız sayısız insanın emeğine dayanır, fakat piyasa bu ilişkiyi fiyat etiketiyle örter. Parasını verdiğimizde kimseye borçlu olmadığımızı düşünürüz. Bakım, temizlik, duygusal destek ve komşuluk gibi fiyatlandırılmayan emekler ise çoğu zaman görünmez kalır. Kriz anı, normal düzenin üzerini örttüğü bu bağımlılığı açığa çıkarır.

Depremden sonra bir telefon şarjının, tanımadığımız birinin arabasının veya mahallede hangi evde yaşlı bulunduğunu bilen kişinin ne kadar önemli olduğunu görürüz. Resmî kurumların ölçeği büyük olabilir ama yerel bilgisi sınırlıdır. İnsanlar birbirini tanıdığında ihtiyaç daha hızlı fark edilir, kaynak daha doğru yere ulaşır. Bu yüzden kendiliğinden kurulan ağlar yalnızca devletin boşluğunu doldurmaz; merkezi yapıların göremediği ayrıntıları taşıyan başka bir bilgi biçimi üretir.

Fakat dayanışmayı yalnızca felaket günlerine bırakırsak, her krizde sıfırdan başlamak zorunda kalırız. Kriz geçince dağılan iletişim grupları, depolarda unutulan malzemeler ve birkaç kişinin omzunda kalan yorgunluk tanıdık bir döngüdür. Karşılıklı yardımın asıl gücü, olağan zamanda kurulan güvenin olağanüstü zamanda işe yaramasında yatar. Birbirinin adını bilmeyen insanların afet anında kusursuz bir topluluğa dönüşmesini beklemek yerine, küçük ortak işleri bugünden örgütlemek gerekir.

Devletin boşluğunu ücretsiz emekle doldurmak mı?

Karşılıklı yardım ağlarına yönelik önemli bir kuşku vardır: Devletin sağlamak zorunda olduğu hizmetleri gönüllüler üstlenince kamu sorumluluğu görünmez hâle gelmez mi? İnsanlar gıda, bakım ve barınma sorunlarını kendi aralarında çözdükçe yöneticiler yükümlülüklerinden daha kolay kaçmaz mı? Bu tehlike gerçektir. Özellikle sosyal hakların budandığı dönemlerde “topluluk dayanışması” söylemi, kamusal hizmetlerin yerine ücretsiz emeği koymanın sevimli adı olabilir.

Karşılıklı yardım, hak talebinden vazgeçmek anlamına gelmemelidir. Bir yandan aç kalan komşuya bugün yemek ulaştırırken, diğer yandan insanların neden aç kaldığını ve bu koşulları kimin ürettiğini sormak mümkündür. Acil ihtiyacı “devlet çözsün” diyerek ertelemek ne kadar duyarsızsa, ihtiyacı karşılamakla yetinip yapısal nedeni unutmak da o kadar eksiktir. Dayanışma ağı hem hayatı sürdürebilir hem de ortak talebin ve mücadelenin zemini olabilir.

Buradaki ölçülerden biri karar gücüdür. Gönüllüler yukarıdan belirlenen açığı sessizce kapatıyorsa sistemin yardımcı personeline dönüşebilir. Fakat ihtiyaç yaşayanlar kaynakların yönetimine katılıyor, deneyimlerini ortak söze ve baskıya dönüştürebiliyorsa ağ yalnızca hizmet sunmaz; siyasal kapasite de üretir. Yardımın insanları uslu alıcılara mı, birlikte karar veren öznelere mi dönüştürdüğü belirleyicidir.

Görünmez emek ve tükenme

Dayanışmanın romantik anlatılarında herkes içinden geldiği kadar katkı sunar ve işler kendiliğinden yürür. Gerçekte ise listeleri hazırlayan, telefonlara cevap veren, yemek yapan, temizleyen, anlaşmazlıkları yatıştıran ve ertesi gün yeniden gelen belli kişiler olur. Bu kişiler çoğu zaman kadınlar, gençler veya “nasıl olsa yapar” denilen sessiz üyelerdir. Övgü görünür konuşmacılara giderken sürekliliği sağlayan bakım emeği arka planda kalabilir.

Karşılıklı yardımın sürdürülebilmesi için iyi niyet yetmez. Görevlerin dönüşümlü olması, yorulan kişinin suçluluk duymadan çekilebilmesi, ihtiyaç sahibinin aynı zamanda gönüllü olmak zorunda bırakılmaması ve kaynakların açık biçimde yönetilmesi gerekir. “Herkes elinden geleni yapsın” cümlesi, elinden sürekli daha fazlası gelenlerin sömürülmesine dönüşmemelidir. Dayanışma kendini feda etme kültürüne yaslandığında bir süre sonra en özverili insanlarını tüketir.

Ayrıca yakınlık her zaman adalet üretmez. İnsanlar tanıdıklarına, kendilerine benzeyenlere veya hikâyesini daha ikna edici anlatanlara öncelik verebilir. Sessiz kalan, dili bilmeyen, dışlanan veya kimliği nedeniyle güvenilmez görülen kişiler ağın dışında kalabilir. Bu yüzden karşılıklı yardım yalnızca sıcak duygulara değil, ayrımcılığı fark eden açık ilkelere de ihtiyaç duyar.

Birbirimize muhtaç olduğumuzu hatırlamak

Modern hayat bağımsızlığı, kimseye ihtiyaç duymamak gibi anlatıyor. Başarılı insan kendi parasını kazanır, kendi sorununu çözer ve yardım istemez. Oysa bu bağımsızlık görüntüsü, başkalarının emeğinin satın alınabilir ve görünmez hâle gelmesine dayanır. Parası olan bakım emeğini, ulaşımı, yemeği ve güvenliği satın alır; sonra kendi kendine yettiğini sanır. Karşılıklı yardım bu yanılsamayı bozar.

Birbirimize muhtaç olmak utanç değildir. Özgürlük de bütün bağlardan kurtulmak değil, bizi yaşatan bağların nasıl kurulduğunda söz sahibi olabilmektir. Mecbur bırakıldığımız, karşılığında itaat beklenen bağımlılıkla; açıkça kabul ettiğimiz ve birlikte yönettiğimiz karşılıklı bağımlılık aynı şey değildir.

Karşılıklı yardım dünyayı tek başına değiştirecek sihirli bir yöntem değildir. Küçük çevrelerde kapanabilir, devletin yükünü taşıyabilir, görünmez emeği sömürebilir. Fakat bu risklerle yüzleştiğinde çok temel bir gerçeği yeniden kurar: Hayat, tek tek güçlü bireylerin başarısı değil, çoğu zaman adını bile bilmediğimiz insanların ortak eseridir. Dayanışma bu gerçeği bir felaket anında kısa süreliğine hatırlamak değil, gündelik düzenin temeline yerleştirmeye çalışmaktır.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.