Aykırı Medya
Eylem ve Örgütlenme

Şiddetsiz Direniş Gerçekten Etkili mi?

Güç yalnız silahta değil; itaatte, emekte, bilgide, lojistikte ve meşruiyette dağılmıştır. Asıl soru “şiddetsizlik her zaman işe yarar mı?” değil, bu koşullarda en çok insanın katılabildiği mücadele biçiminin hangisi olduğudur.

Şiddetsiz direniş hakkında konuşurken tartışma çoğu zaman iki ezber arasında sıkışıyor. Bir taraf onu ahlaken temiz, herkesi ikna eden ve sonunda mutlaka kazanan bir yöntem gibi anlatıyor. Diğer taraf ise gerçek iktidarın yalnızca güçten anladığını, şiddetsizliğin baskıcıların vicdanına bırakılmış safça bir bekleyiş olduğunu düşünüyor. İki anlatı da gerçeğin bir bölümünü görüyor ve geri kalanını kolayca unutuyor. Şiddetsiz direniş ne zararsız bir vicdan gösterisi ne de her koşulda işe yarayan sihirli bir formüldür. Etkisi, hangi araçlarla, kimler tarafından, ne kadar hazırlıkla ve hangi siyasal ortamda yürütüldüğüne bağlıdır.

Üstelik “etkili” derken neyi kastettiğimiz açık değildir. Bir hükümeti devirmek, bir yasayı geri çektirmek, bir şirketi masaya oturtmak, toplumun düşünme biçimini değiştirmek veya baskı altındaki insanların birlikte hareket etme kapasitesini artırmak farklı başarılardır. Bazı hareketler somut talebini kazanamaz ama yıllar sonra başka mücadelelerin kullanacağı dili ve örgütlenme deneyimini bırakır. Bazıları hızlı bir zafer elde eder, fakat kurduğu ittifak dağıldığı için eski iktidar ilişkileri kısa sürede geri döner.

Şiddetsizlik pasif bekleyiş değildir

Şiddetsiz direnişin etkisiz görülmesinin bir nedeni, hiçbir şey yapmadan ahlaki üstünlük beklemekle karıştırılmasıdır. Oysa grev, boykot, işgal, toplu ret, oturma eylemi, vergi direnişi ve kurumlarla işbirliğini kesme gibi yöntemler pasif değildir. Bunlar düzenin çalışmasını sağlayan gündelik katılımı hedef alır. İnsanlar üretmeyi, tüketmeyi, hizmet etmeyi, bilgi sağlamayı veya itaat etmeyi bıraktığında iktidarın maliyeti artar.

Bir yönetim yalnızca silahlı güçleri bulunduğu için ayakta durmaz. Memurlar kararları uyguladığı, işçiler altyapıyı işlettiği, medya normalleştirdiği, şirketler finansman sağladığı ve toplumun büyük bölümü günlük düzeni sürdürdüğü için yönetebilir. Şiddetsiz direniş, iktidarı yekpare bir duvar gibi görmek yerine bu destek sütunlarını bulmaya çalışır. Amaç yöneticinin kalbini yumuşatmak değil, yönetme kapasitesini besleyen işbirliğini azaltmaktır.

Bu bakımdan şiddetsizlik ile nezaket aynı şey değildir. Bir genel grev son derece sarsıcı olabilir. Limanların, ulaşımın veya bürokrasinin durması, fiziksel saldırı olmadan büyük bir baskı yaratır. İnsanlar gündelik düzenin bozulmasından rahatsız olabilir. Fakat hiçbir şeyi aksatmayan, karar vericilere maliyet üretmeyen protestonun kolayca görmezden gelinmesi de şaşırtıcı değildir.

Sayıdan önce örgütlenme

Kalabalık görüntüler etkileyicidir ama tek başına güç göstermez. Bir meydanı bir gün doldurmakla haftalar boyunca üretimi, tüketimi veya idari işleyişi etkileyebilmek arasında fark vardır. Şiddetsiz direnişin gücü yalnızca kaç kişinin katıldığından değil, bu kişilerin hangi toplumsal konumlarda bulunduğundan ve birlikte ne kadar süre hareket edebildiğinden doğar.

Hazırlık bu nedenle belirleyicidir. İnsanların hukuki destek, güvenli iletişim, sağlık yardımı, gıda ve gelir dayanışması olmadan uzun süre direnmesi zordur. Grev fonu bulunmayan çalışan, kirasını ödeyemediği anda işine dönmek zorunda kalabilir. Gözaltı riski taşıyan eylemci, arkasında çocuklarına bakacak bir ağ yoksa aynı kararı veremez. En görünür eylem anı, çoğu zaman aylar süren görünmez örgütlenmenin üzerinde durur.

Disiplin de yalnızca liderlerin emirlerine uyma anlamına gelmez. Katılımcıların ortak hedefi, eylemin sınırlarını ve olası provokasyonlara nasıl cevap verileceğini bilmesi gerekir. Birkaç kişinin kontrolsüz davranışı bütün hareketin meşruiyetini belirlememelidir; ama bu risk yalnızca ahlaki öğütle yönetilemez. Güven, eğitim, açık karar süreçleri ve farklı risk düzeylerine uygun görevler gerekir. Herkesi aynı cesaret ölçüsüne zorlayan hareket, en kırılgan katılımcılarını kaybeder.

Baskıcının vicdanı yoksa ne olur?

Şiddetsizliğe karşı en güçlü soru budur: Karşınızdaki iktidar görüntülerden utanmıyor, eleştiriyi önemsemiyor ve ağır şiddet kullanmaktan çekinmiyorsa ne yapacaksınız? Tarihte barışçıl insanların öldürüldüğü, hapsedildiği ve kaybedildiği sayısız örnek vardır. Şiddetsiz yöntem kullanmak güvenlik garantisi sağlamaz. Bazen tam tersine, silahsız insanları baskının karşısında açık hedef hâline getirebilir.

Fakat silahlı yöntemin de otomatik koruma ve zafer getirmediğini unutmamak gerekir. Devletler çoğu zaman silah, istihbarat ve lojistik bakımından çok daha güçlüdür. Silahlı çatışma, iktidarın en üstün olduğu alana girmek anlamına gelebilir. Ayrıca mücadeleye katılımın eşiğini yükseltir; yaşlılar, çocuklu insanlar, engelliler ve çok farklı kesimler dışarıda kalabilir. Gizlilik arttıkça kararlar dar bir kadroda toplanabilir ve hareket savunduğu toplumdan uzaklaşabilir.

Şiddetsiz direnişin etkisi yalnızca baskıcının vicdanına bağlı değildir. Rejimin içindeki görevlilerin emirlere uyup uymaması, ekonomik ortakların desteği, uluslararası bağlantılar, toplumdaki meşruiyet ve hareketin alternatif kurumlar kurabilmesi önemlidir. Yönetici utanmasa bile onu taşıyan sütunlar sarsılabilir. Ancak bütün kanalların kapalı, şiddetin sınırsız ve toplumsal örgütlenmenin çok zayıf olduğu koşullarda şiddetsiz mücadelenin alanı da ciddi biçimde daralır. Bunu kabul etmek, yöntemi küçümsemek değil, insanlara kolay kahramanlık reçetesi vermemektir.

Meşruiyet tek başına kazandırmaz

Şiddetsiz hareketlerin toplumda daha geniş destek bulabildiği sıkça söylenir. İnsanlar kendilerini daha az risk altında hisseder, talebi dinlemeye daha açık olabilir ve devletin aşırı müdahalesi iktidarın meşruiyetini aşındırabilir. Bunlar gerçek avantajlardır. Fakat ahlaki üstünlük kendi kendine siyasi sonuca dönüşmez. Toplum haksızlığı görüp üzülse bile gündelik alışkanlıklarını değiştirmeyebilir. Görüntüler kısa süre dolaşır, sonra başka bir gündem gelir.

Meşruiyetin güce dönüşmesi için örgütlü baskı gerekir. Boykotun satışları etkilemesi, grevin üretimi durdurması, kitlesel reddin uygulanabilirliği bozması veya yerel ağların iktidarın dağıtamadığı hizmetleri üstlenmesi gerekir. Eylem yalnızca “Biz haklıyız” demekle kaldığında, iktidar onu belirli bir süre seyredip yoluna devam edebilir. Şiddetsizlik, çatışmayı ortadan kaldırmaz; çatışmanın araçlarını değiştirir.

Ayrıca “iyi protestocu” imajı uğruna hareketin öfkesini, yoksulların dilini veya iktidarı gerçekten rahatsız eden taktikleri temizlemek başka bir tuzaktır. Kabul görmek için zararsızlaşan hareket, sonunda karşı çıktığı düzenin süsüne dönüşebilir. Geniş kesimlere ulaşmak önemlidir ama saygınlık arayışı, en ağır bedeli ödeyenlerin sesini kısmamalıdır.

Zaferden sonraki sabah

Şiddetsiz direniş bir yöneticiyi geri adım attırabilir, hatta bir rejimin çözülmesinde önemli rol oynayabilir. Fakat direnişin başarısı, sonrasında kurulacak düzenin adil olacağını garanti etmez. Çok farklı kesimler ortak bir “hayır” etrafında birleşebilir; eski iktidar çekildiğinde neye “evet” deneceği konusunda ayrışabilir. Hareket yalnızca protesto günlerinde buluşmuş, ortak karar ve kaynak paylaşımı deneyimi geliştirmemişse boşalan alanı en örgütlü grup doldurur.

Bu nedenle etkili şiddetsiz mücadele yalnızca iktidarın işleyişini durdurmakla değil, başka bir işleyiş kurmakla ilgilenir. Mahalle meclisleri, dayanışma ağları, bağımsız iletişim kanalları, işyeri örgütleri ve ortak bakım yapıları zafer sonrasına bırakılacak ayrıntılar değildir. Direniş sürerken insanların kendi hayatlarını birlikte yönetme kapasitesini oluşturur. Eski düzenin bazı işlevlerini yerine getirebilen bir toplum, yöneticinin tehdidine daha az bağımlı hâle gelir.

Şiddetsiz direniş gerçekten etkili olabilir. Ama bunun nedeni insanların doğal olarak iyiliğe ikna olması değildir. Gücün yalnızca silahta bulunmadığını, itaatte, emekte, bilgide, lojistikte ve meşruiyette dağıldığını doğru biçimde görmesidir. Bu kaynaklar örgütlü olarak geri çekildiğinde en sert iktidar bile zorlanabilir.

Yine de hiçbir yöntem tarih dışı bir garanti sunmaz. Şiddetsizliğin başarısız olduğu, ağır bedeller ödediği ve hareketlerin ezildiği anlar vardır. Dürüst bir siyaset bunları gizlemez. Soruyu “Şiddetsizlik her zaman işe yarar mı?” diye kurduğumuzda cevap hayırdır. Zaten hiçbir mücadele biçimi her zaman işe yaramaz. Daha anlamlı soru şudur: İçinde bulunduğumuz koşullarda en fazla insanın katılabildiği, iktidarın dayanaklarını gerçekten sarsan ve kurmak istediğimiz dünyanın ilişkilerini en az tahrip eden mücadele biçimi hangisidir?

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.