Aykırı Medya
Eylem ve Örgütlenme

Şimdiden Başka Türlü Yaşamak

Gelecek için yapılan her erteleme masum değildir; hayat ertelenirken iktidar alışkanlıkları yerleşir. Başka hayat uzak bir kıyıda bizi beklemiyor — onu elimizdeki sınırlı zamanın ve kusurlu ilişkilerin içinden kurmak zorundayız.

Başka bir hayatın mümkün olduğuna inanmak kolay, onu bugünün içinde yaşamaya çalışmak zordur. Daha adil, daha özgür ve daha dayanışmacı bir toplumdan söz ettiğimizde çoğu zaman gözümüzü uzak bir geleceğe çeviririz. Büyük bir dönüşüm olacak, kurumlar değişecek, eşitsizlikler azalacak ve insanlar nihayet birbirleriyle daha insanca ilişkiler kuracaktır. O güne kadar ise bildiğimiz hayat devam eder: Sevmediğimiz işlere gider, ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alır, zamanımızı yetişemediğimiz görevler arasında tüketir ve yalnızlığımızı kişisel bir kusur gibi taşırız.

“Şimdiden başka türlü yaşamak” fikri, geleceği bekleme alışkanlığına itiraz eder. Bu, dışarıdaki dünya değişmemiş gibi davranıp küçük bir mutluluk adası kurmak değildir. Herkesin mevcut düzenden bireysel tercihlerle çıkabileceğini de söylemez. Kirasını ödemek zorunda olan, bakım yükü taşıyan, borç içinde yaşayan veya güvencesiz çalışan birine “Sistemden ayrıl, sade yaşa” demek özgürleştirici değil, çoğu zaman acımasızdır. Mesele, koşulların sınırlarını inkâr etmeden, o koşulların bizi bütünüyle belirlemesine razı olmamaktır.

Hayatı ertelemenin siyaseti

İktidar yalnızca yasalarla ve yasaklarla işlemez; zamanı nasıl hayal ettiğimizi de biçimlendirir. İyi hayat hep ileride durur. Emekli olunca dinleneceğiz, borç bitince kendimize zaman ayıracağız, doğru hükümet gelince söz sahibi olacağız, ekonomik kriz geçince dayanışacağız. Bugün ise gelecekteki o hayatın bedelini ödeme günü gibidir. Sürekli hazırlık yapar, fakat yaşamaya bir türlü başlayamayız.

Siyasi hareketler de bu erteleme diline kapılabilir. Bugünkü ilişkilerde eşitlik, açıklık veya özen talep edenlere “Şimdi sırası değil” denir. Önce örgüt büyümeli, seçim kazanılmalı, tehdit atlatılmalı, esas çelişki çözülmelidir. Küçük sorunlarla uğraşmak davayı zayıflatıyormuş gibi görülür. Böylece uğruna mücadele edilen değerler, mücadelenin kendi hayatında sürekli sonraya bırakılır.

Oysa gelecek için yapılan her erteleme masum değildir. Bugün söz hakkı bulamayan kişi, yarının özgür toplumuna aynı güçsüzlükle taşınır. Bugün görünmeyen bakım emeği, yarın kendiliğinden eşit paylaşılmaz. Bugün bütün kararları alan küçük kadro, koşullar düzeldiğinde yetkisini neşeyle bırakmayabilir. Hayat ertelenirken iktidar alışkanlıkları yerleşir. Şimdiden başka türlü yaşamak, bu yüzden yalnızca kişisel huzur arayışı değil, geleceği bugünün içinde savunma çabasıdır.

Satın aldığımız özgürlük gerçekten özgürlük mü?

Günümüzde alternatif hayat fikri hızla bir tüketim biçimine çevriliyor. Şehirden kaçış paketleri, dijital göçebelik, minimalizm ürünleri, inziva kampları ve “kendi en iyi hâline” ulaşma programları bize başka türlü yaşama vaadi satıyor. Sorunlarımızın kaynağı ortak düzen değil de yanlış alışkanlıklarımızmış gibi, doğru uygulamayı indirir, doğru yerde tatil yapar ve yeterince sade eşya satın alırsak özgürleşeceğimiz söyleniyor.

Bu seçeneklerin bazıları gerçekten nefes aldırabilir. Şehirden uzaklaşmak, tüketimi azaltmak veya çalışma biçimini değiştirmek küçümsenecek tercihler değildir. Fakat yalnızca parası ve hareket imkânı olanların ulaşabildiği bir kaçış, toplumsal alternatif sayılamaz. Üstelik piyasa muhalif arzularımızı ürüne dönüştürmekte son derece beceriklidir. Sadeliğin pahalı bir estetiği, doğallığın markası, topluluğun üyelik ücreti oluşur. Sistemden uzaklaştığımızı sanırken onun daha seçkin bir müşterisine dönüşebiliriz.

Başka türlü yaşamanın ölçüsü, ne kadar farklı göründüğümüz değil, kurduğumuz ilişkilerin ne kadar değiştiğidir. Eşyayı azaltırken görünmeyen emeği artırıyorsak, doğaya dönerken bulunduğumuz yerdeki insanları hizmet veren dekorlar gibi görüyorsak veya özgür çalışırken güvencesizliği başkalarına aktarıyorsak hayatın biçimi değişmiş, iktidar ilişkisi değişmemiştir.

Bireysel seçimden ortak imkâna

“Kendi hayatından başla” sözü hem doğru hem eksiktir. Doğrudur, çünkü savunduğumuz değerleri yalnızca başkalarından bekleyemeyiz. Eksiktir, çünkü hayatımızın büyük kısmı tek başımıza değiştiremeyeceğimiz koşullar içinde geçer. Bir kişi tüketimini azaltabilir ama kentin ulaşım düzenini değiştiremez. İşinden ayrılabilir ama güvenceli çalışma hakkını herkes için kuramaz. Çocuğunun bakımını paylaşmaya çalışabilir ama kamusal bakım hizmetinin yerini tek başına dolduramaz.

Bu yüzden başka türlü yaşamak, kişisel tercihlerin ortak imkânlara dönüşmesiyle siyasal bir anlam kazanır. Bir mahallede insanların araçlarını, aletlerini veya bakım zamanını paylaşması yalnızca tasarruf sağlamaz; herkesin ayrı ayrı satın almak zorunda bırakıldığı ihtiyaçları ortaklaştırır. Bir gıda topluluğu, ürünün yalnızca daha sağlıklısını bulmakla kalmaz; üreticiyle tüketici arasındaki ilişkiyi yeniden kurabilir. Bir kooperatif yalnızca patronu ortadan kaldırmakla yetinmeyip işi, geliri ve sorumluluğu gerçekten paylaştırabiliyorsa çalışma hayatına dair başka bir deneyim yaratır.

Bu girişimler küçük oldukları için önemsiz değildir. Fakat küçük oldukları için kendiliğinden masum da değildir. Ortak mutfağın yükü hep aynı kadınlara kalabilir, kooperatifte en eğitimli olanlar yönetimi ele geçirebilir, dayanışma ağı yalnızca birbirine benzeyen insanların çevresinde kapanabilir. Başka türlü yaşam, bir kez kurulup tamamlanan model değil; ilişkilerin tekrar tekrar gözden geçirildiği yorucu bir süreçtir.

Kaçış alanı mı, mücadele zemini mi?

Alternatif topluluklara yöneltilen en güçlü eleştirilerden biri, dünyayı değiştirmek yerine dünyadan kaçmalarıdır. Gerçekten de küçük bir grup, kendi güvenli alanını kurup dışarıdaki eşitsizliklerle bağını koparabilir. İçeride paylaşımcı yaşarken temizlik, tarım, lojistik veya teknoloji için dışarıdaki ucuz emeğe dayanabilir. Kendisini sistem dışı sayarken mülkiyet güvencesini, banka altyapısını ve başkalarının görünmeyen işlerini kullanmaya devam edebilir.

Fakat her geri çekilme kaçış değildir. İnsanların dinlenebildiği, şiddetten uzaklaşabildiği, barınabildiği ve birlikte güç toplayabildiği alanlar mücadelenin koşulu olabilir. Sürekli direnme hâli insanı tüketir. Dayanışma evi, ortak bahçe veya bağımsız kültür mekânı dünyadan saklanılan yer değil, dünyaya başka türlü dönmek için soluklanılan zemin hâline gelebilir. Ayrım, kapının dışarıya kapanıp kapanmadığında ve içeride üretilen imkânın kimlerle paylaşıldığında ortaya çıkar.

Başka türlü yaşamak yalnızca örnek olmak için de yapılmaz. “Biz başardık, siz de yapabilirsiniz” cümlesi çoğu zaman koşullar arasındaki farkı örter. Bir deneyimin değeri, herkese aynı hayat reçetesini sunmasında değil; ortak ihtiyaçların başka biçimlerde karşılanabileceğine dair bilgi, cesaret ve altyapı üretmesindedir.

Bugün açılan küçük boşluk

Bugünün içinde tamamen özgür bir hayat kuramayız. Çalışma zorunluluğu, mülkiyet ilişkileri, devlet denetimi, toplumsal roller ve ekonomik eşitsizlikler kapımızın dışında kalmaz. Kurduğumuz en iyi topluluk bile dünyanın gerilimlerini içine taşır. Bu gerçeği kabul etmek, denemekten vazgeçmek anlamına gelmez; yalnızca kurduğumuz şeyi bir cennet gibi pazarlamamızı engeller.

Şimdiden başka türlü yaşamak, büyük dönüşümün yerine küçük kişisel çözümler koymak değildir. Büyük dönüşümün hangi ilişkilerden oluşacağını bugünden araştırmaktır. Bazen bir arkadaşın çocuğuna birkaç saat bakmak, kullanılmayan bir odayı ihtiyacı olana açmak, işyerinde bilgiyi saklamak yerine paylaşmak veya mahallede tek başına çözülemeyen bir ihtiyacı ortaklaştırmakla başlar. Bunlar dünyayı bir anda değiştirmez. Fakat dünyanın değişmez olduğu duygusunda küçük bir çatlak açar.

Belki başka hayat uzak bir kıyıda bizi beklemiyordur. Onu, elimizdeki sınırlı zamanın ve kusurlu ilişkilerin içinden kurmak zorundayız. Tamamlanmış, lekesiz ve herkese uygun tek bir model olarak değil; bugün birbirimize nasıl davranacağımız hakkında verdiğimiz küçük ama gerçek kararlar olarak.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.