Aykırı Medya
Emek ve Ekonomi

Yabancılaşma: Emeğin Kendine Yabancılaşması

Emek dünyayı kurarken çalışan, kurduğu dünyanın karşısında güçsüzleşir. Yabancılaşma bireyin içindeki boşluk gibi yaşansa da kaynağı çoğu zaman ortak düzenimizdedir.

İnsan bazen bütün gün çalıştıktan sonra “Bugün ne yaptım?” sorusuna cevap veremez. Dosyalar tamamlanmış, mesajlar yanıtlanmış, sayılar artmış olabilir; yine de ortaya çıkan şeyle arasında bir bağ hissetmez. İş yalnız yorucu olduğu için değil, insanın kendi faaliyetine dışarıdan bakmasına neden olduğu için ağırlaşır. Yabancılaşma kavramı bu tuhaf kopukluğu anlatır: Ürettiğimiz şey, çalışma sürecimiz, birlikte çalıştığımız insanlar ve sonunda kendi yeteneklerimiz bize ait değilmiş gibi görünmeye başlar. Emek dünyayı kurarken çalışan, kurduğu dünyanın karşısında güçsüzleşir.

Ürün neden üretenden uzaklaşıyor?

Ücretli çalışmada ortaya çıkan ürün genellikle çalışana ait değildir. Fabrikada üretilen mal, yazılan yazılım, hazırlanan rapor ve kurulan müşteri ilişkisi şirketin varlığına dönüşür. Çalışan karşılığında ücret alır ama ürünün nasıl kullanılacağına, kime satılacağına veya yaratacağı sonuca karar veremez. Kendi emeğinin nesnesi ona yabancı bir mülk olarak döner.

Bu uzaklık üretim büyüdükçe artabilir. İnsan yalnız küçük bir parçayı yapar ve bütünün ne olduğunu bilmez. Bir algoritmanın satırını yazan kişi sistemin kimi eleyeceğini, bir finans çalışanı hazırladığı işlemin hangi topluluğu etkileyeceğini görmeyebilir. İş bölümü verimliliği yükseltir ama anlam ve sorumluluğu parçalara ayırır. Herkes görevini yapar; ortaya çıkan sonucun sahibi ve faili belirsizleşir.

Çalışma süreci kimin kontrolünde?

Yabancılaşma yalnız ürünün sahibinden kaynaklanmaz. İnsan yaptığı işi nasıl, hangi hızda ve hangi sırayla yapacağına karar veremediğinde kendi faaliyeti ona dışarıdan dayatılmış görünür. Becerisi ve deneyimi talimatın sınırları içinde kullanılır. Performans sistemi her hareketi ölçer, mola zamanı ve müşteriyle kurulacak cümle önceden belirlenir. Çalışan kendi bedeninin ve dikkatinin yöneticisi olmaktan çıkar.

Bugünün esnek çalışma biçimleri bu denetimi ortadan kaldırmış gibi görünebilir. Kurye ne zaman uygulamayı açacağını, serbest çalışan hangi işi alacağını seçer. Fakat ücret algoritması, puan ve görünmeyen önceliklendirme karar alanını daraltır. Yönetici insan biçiminden çıkar, ekranın içindeki teşvike dönüşür. Çalışan özgür girişimci sayıldığı için riskleri de tek başına taşır; buna karşılık sistemin kurallarını belirleyemez.

İş arkadaşından rakibe dönüşmek

Üretim ortak bir faaliyet olduğu hâlde çalışma düzeni insanları birbirine karşı konumlandırabilir. Prim, terfi ve iş güvencesi sınırlı olduğunda arkadaşın başarısı kendi kaybımız gibi görünür. Bilgi paylaşmak yerine saklamak, başkasının hatasını düzeltmek yerine görünür olmasını beklemek rasyonel davranışa dönüşebilir. İnsan birlikte ürettiği kişiyi dayanışma ortağı değil, performans sıralamasındaki rakip olarak görür.

Bu rekabet yalnız ilişkileri bozmaz; çalışanın kendi sorununu kişisel başarısızlık sanmasına da yol açar. Herkes tek başına daha hızlı ve uyumlu olmaya çalışırken ortak koşullar konuşulmaz. Yorulan kişi yetersiz, itiraz eden uyumsuz, geride kalan motivasyonsuz sayılır. Aynı baskıyı yaşayan insanlar birbirlerinin sessizliğini memnuniyet sanabilir. Yabancılaşma, ortak deneyimi kişisel utançlara böler.

İnsan kendi yeteneğine nasıl yabancılaşır?

Emek yalnız geçim aracı değil, insanın becerisini geliştirip dünyada etkisini görme biçimi olabilir. Fakat iş sürekli tekrara, hedefe ve başkasının kararına bağlandığında yetenek daralır. Öğretmen eğitimi sınav puanına, doktor bakımı işlem sayısına, gazeteci haberi tıklanmaya göre düzenlemek zorunda kalabilir. İnsan mesleğinin değerini bilir ama kurumun ölçüsüne uymak için o değerden uzaklaşır.

Zamanla “İş böyle yapılır” diyerek kendi yargısından vazgeçebilir. Başlangıçta rahatsız olduğu uygulamaları normal kabul eder, iyi iş ile sistemin ödüllendirdiği iş arasındaki farkı unutmaya başlar. Yabancılaşmanın en derin hâli belki de insanın baskıyı fark etmemesi değil, kendi arzusunu kurumun hedefiyle tamamen özdeşleştirmesidir. Daha çok üretmek, daha görünür olmak ve sürekli ilerlemek kişisel isteği sanılır.

Emeği yeniden sahiplenmek

Yabancılaşmanın çözümü yalnız sevdiğimiz işi bulmak değildir. En tutkulu iş bile geçim korkusu, tek taraflı yönetim ve sınırsız performans baskısı altında yabancılaşabilir. Sorun kişisel tutumdan çok üretim ilişkisidir. Çalışanın ürünün amacı, işin ritmi, teknoloji ve kazancın bölüşümü üzerinde söz sahibi olması gerekir. İşin bütününü görebilmek ve sonuçtan etkilenenlerle ilişki kurmak emeğe anlam kazandırabilir.

Her iş bütünüyle yaratıcı ve keyifli olmayacak; toplumun gerekli ama yorucu görevleri bulunacaktır. Bu işleri görünmez insanlara bırakmak yerine azaltmak, dönüşümlü paylaşmak ve karşılığını adil vermek gerekir. Çalışma saatinin kısalması da yalnız dinlenme değil, insanın kimliğini işin dışındaki faaliyetlerde kurabilmesi için önemlidir. Yabancılaşma bireyin içindeki boşluk gibi yaşansa da kaynağı çoğu zaman ortak düzenimizdedir. Ürettiğimiz dünya üzerinde sözümüz arttığında emek yalnız sattığımız zaman olmaktan çıkıp birlikte kurduğumuz hayatın bilinçli parçasına dönüşebilir.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.