Afet anında merkezî koordinasyona neden ihtiyaç duyulduğunu açıklamak zor değil. Hangi bölgede kaç ekip var, hangi yol açık, hangi hastanede kapasite kaldı, nereden malzeme gönderilecek?
Afet anında merkezî koordinasyona neden ihtiyaç duyulduğunu açıklamak zor değil. Hangi bölgede kaç ekip var, hangi yol açık, hangi hastanede kapasite kaldı, nereden malzeme gönderilecek? Büyük resim tek mahalleden görülemez. Aynı anda merkez de sokağın köşesindeki bilgiyi bilmez: Hangi yaşlı tek başına yaşıyor, hangi binanın arka girişi açık, kimin düzenli ilaca ihtiyacı var, hangi yol haritada açık görünse de fiilen geçilemiyor.
Afet yönetiminin en zor taraflarından biri tam burada. İki bilgi türü de gerçek, ama çoğu zaman birbirine ulaşmıyor. Merkez yereli uygulayıcı, yerel de merkezi yalnızca yavaş bürokrasi olarak görmeye başladığında kriz yalnız fiziksel değil, örgütsel hale geliyor.
Haritadaki yol ile sokaktaki yol
Kriz masasının önündeki harita gereklidir. Fakat afetin ilk saatlerinde haritanın bilgisi hızla eskir. Bir köprü kapanır, bina çöker, mahalle yolu araçla geçilemez hale gelir. Orada yaşayan insanlar değişimi anlık olarak bilir.
Sorun, bu bilginin resmî sisteme nasıl gireceği. Her telefon ihbarı doğru olmayabilir; söylenti ve panik yanlış bilgi üretebilir. Merkez doğrulama yapmak zorunda. Fakat doğrulama o kadar ağırsa yerel bilgi işe yarayacağı zamanı kaybedebilir.
Böylece hiyerarşinin klasik gerilimi afet anında daha sert görünür: Güvenilirlik için bilgi yukarı çıkmak zorunda, hız için aşağıda kullanılmak zorunda.
Gönüllü yalnız kol gücü mü?
Büyük afetlerde resmî kapasitenin yetmediği anlar olur. İnsanlar kendiliğinden yiyecek taşır, arama yapar, araç sağlar, barınma organize eder. Bu dayanışma bazen romantikleştirilir; bazen de “profesyonellerin işine karışmak” diye küçümsenir.
Her iki yaklaşım da eksik. Eğitim almamış insanın tehlikeli alana girmesi yeni risk yaratabilir. Ama yerel insanın yalnız komut bekleyen yardımcı sayılması da elindeki bilgiyi çöpe atar.
Asıl fark hazırlıkta ortaya çıkıyor. Gönüllü ağlar afet öncesinde tanınıyor, eğitim görüyor, kimin hangi işi yapabileceği biliniyorsa kriz anında merkez ile yerel arasında güven daha hızlı kurulabilir. Her şey afet günü başlayınca tanımadığımız insanları bir anda sisteme sokmaya çalışırız.
Dayanışmanın değeri kendiliğinden olmasında; dayanıklılığı ise önceden kurulmuş ilişkilerde.
Erken uyarı mesajı herkese ulaştı mı?
Teknik sistem açısından uyarı gönderilmiş olabilir. Fakat telefon kullanmayan yaşlı, dili bilmeyen göçmen, işitme engelli kişi, şebekenin çekmediği köy veya mesajın ne yapması gerektiğini anlamayan insan için uyarı ulaşmış sayılır mı?
Merkezî sistem genellikle “mesaj gönderildi”yi ölçer. Yerel ağ ise kimin gerçekten haberi olduğunu görebilir. Bu küçük fark hayatî olabilir.
Aynı nedenle afet planının yalnız kurumlar arası protokol olması yetersiz. İnsanların planı anlayabileceği, kendi ihtiyaçlarını ekleyebileceği ve gerektiğinde değiştirebileceği bir ilişki kurulmadığında kâğıt üzerinde kusursuz plan sahada yabancı bir metne dönüşür.
Acil durumda emir gerekmiyor mu?
Bazen gerekiyor. Yangına müdahale eden ekipte herkesin bağımsız taktik izlemesi ölümcül olabilir. Enkaz alanında güvenlik kurallarının tartışılması için her an uygun değildir. Uzmanlık ve komuta belirli görevlerde hayati.
Fakat bunun kapsamı sınırsız değil. Kurtarma ekibinin teknik operasyonu yönetmesi, mahallenin bütün ihtiyaçları hakkında tek karar sahibi olmasını gerektirmiyor. Kriz merkezinin lojistiği koordine etmesi, yerel dayanışma ağını tamamen emrine alması anlamına gelmeyebilir.
Afette “hız” ile “merkez” kolayca aynı kelimeye dönüşüyor. Oysa bazı işler merkezden hızlanır, bazıları tam tersine yerelde daha hızlı çözülür.
Sorun, hangi kararın nerede alınacağını kriz başladıktan sonra kavga ederek belirlemek.
Yeniden inşa başladığında kriz siyasete dönüşür
Afetin ilk saatleri hayat kurtarmakla ilgili. Aylar sonra ise başka sorular gelir: Nerede yapılaşılacak, kim taşınacak, hangi mahalle öncelikli, hangi mülk kamulaştırılacak, bütçe kime verilecek?
Bu noktada “acil durum” dilinin sürmesi özellikle tehlikeli. Çünkü artık yalnız teknik koordinasyondan değil geleceğin kentinden söz ediyoruz. Afetten en çok etkilenen insanlar kendi mahallesinin nasıl kurulacağına dair kararın dışında kaldığında yardım alan kişi konumuna sıkışabilir.
Yeniden inşa, merkeziyetçiliğin kalıcılaştığı an da olabilir. İlk gün zorunlu olan hızlı karar modeli aylar sonra ekonomik ve mekânsal tercihlere taşınır.
Krizden önce kurulmayan güven
Afet anında toplumun birbirine ve kurumlara güvenmesi istenir. Fakat güven de acil yardım malzemesi gibi depodan çıkarılamaz. Kurum yıllarca mahalleyi dinlememişse, yerel örgütlenmeleri yalnız sorun kaynağı olarak görmüşse, kriz günü “bize güvenin” demesi sınırlı etki yaratabilir.
Aynı şekilde yerel topluluk resmî kurumla hiçbir ilişki kurmamışsa merkezden gelen bilgiye otomatik olarak kuşkuyla yaklaşabilir.
Afet yönetimindeki en önemli altyapılardan biri belki görünmez olan bu bağ. İnsanların birbirini tanıması, hangi bilginin kimden geldiğini bilmesi, yanlışın nasıl düzeltileceğine dair ortak alışkanlık.
Merkez mi, yerel bilgi mi? Afet bize bu ikiliğin ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyor. Büyük ölçekli koordinasyona da, sokağın hafızasına da ihtiyaç var.
Asıl sorun birinin diğerini dinleyip dinlememesi değil yalnızca. Hangi anda kimin karar verdiğinin ve o kararın sınırının krizden önce konuşulup konuşulmadığı.