Yunancadaki “an-arkhe”, buyuran üstün makamın yokluğunu anlatır — düzenin, sorumluluğun ya da ortak kararın değil. Anarşizm kaosun adı değil; düzenin kimin düzeni olduğunu sormaktan vazgeçmemenin adıdır.
Anarşizm kelimesi, daha ne anlama geldiği konuşulmadan hükmü verilmiş kelimelerden biri. Bir yerde kavga çıktığında, kamu düzeni aksadığında, sokakta çöp biriktiğinde ya da bir kurumda kimse kimseden emir almadığında hemen “anarşi” deniyor. Televizyon haberlerinden gündelik konuşmaya kadar yerleşmiş bu kullanım yüzünden anarşizm, çoğu insanın zihninde düşünsel bir gelenek değil; kargaşanın, şiddetin ve başıbozukluğun daha gösterişli adı. Dolayısıyla “anarşist” dendiğinde de ortak hayat üzerine düşünen biri değil, ortak hayatı dağıtmak isteyen öfkeli bir figür beliriyor.
Oysa kelimenin kökü bize başka bir kapı açıyor. Yunancadaki “an-arkhe”, kabaca hükümdarın, buyuran üstün makamın yokluğunu anlatır. Buradaki yokluk düzenin, ilişkinin, sorumluluğun ya da ortak kararın yokluğu değildir. Anarşizmin temel itirazı insanların birlikte yaşamasına değil, birlikte yaşamanın mutlaka yönetenler ve yönetilenler olarak ikiye bölünmesi gerektiği inancınadır. Bu nedenle kavramı “herkes canının istediğini yapsın” diye çevirmek, yalnızca eksik değil, düşüncenin tam tersine yakın bir sonuç verir. Çünkü herkesin istediğini yapabildiği bir yerde, kaynakları ve gücü fazla olanlar diğerlerinin hayatını kolayca belirler. Anarşizmin derdi tam da bu belirleme gücünü sorgulamaktır.
Yöneticisizlik, düzensizlik değildir
Birlikte yaşam düzen gerektirir. Suyun nasıl kullanılacağına, ortak alanların nasıl korunacağına, anlaşmazlıkların nasıl çözüleceğine ve hangi işin kim tarafından yapılacağına dair kararlar olmadan kalabalık bir hayat sürdürülemez. Anarşizm bu ihtiyacı inkâr etmez. İtiraz ettiği şey, düzen kurma yetkisinin toplumdan kopmuş kalıcı bir azınlığın elinde toplanmasıdır. Bir kuralın bulunmasıyla o kuralı değiştirme hakkının birkaç kişiye ait olması aynı şey değildir; görev paylaşımıyla ayrıcalıklı bir yönetici sınıfının oluşması da aynı şey değildir.
Gündelik hayatta merkezî emir olmadan yürüyen pek çok ilişki vardır. Arkadaşlar bir yolculuğu planlar, komşular ortak bir sorunu çözer, açık kaynak yazılım geliştiren insanlar birbirinden çok uzakta oldukları hâlde ortak protokollerle üretim yapar. Bu ilişkiler kusursuz değildir; içlerinde çatışma, görünmez güç ve eşitsiz emek bulunabilir. Yine de koordinasyonun her durumda tepeden gelen buyrukla mümkün olmadığını gösterirler. Anarşist düşünce, bu küçük örneklerden hazır bir toplum modeli çıkarmaz; fakat “yönetici yoksa düzen de yoktur” varsayımının sanıldığı kadar sağlam olmadığını hatırlatır.
Devlet eleştirisinden daha geniş bir alan
Anarşizm çoğu zaman yalnızca devlet karşıtlığıyla tanımlanır. Devlet, elbette onun eleştirisinin merkezindedir; çünkü yasa yapma, vergi toplama, cezalandırma ve meşru şiddet kullanma yetkilerini büyük ölçüde kendinde toplar. Fakat devlet ortadan kalktığında bütün tahakküm ilişkilerinin kendiliğinden yok olacağını düşünmek, iktidarın ne kadar farklı yerlere yerleşebildiğini gözden kaçırır. İşyerinde patronun çalışan üzerindeki gücü, aile içinde erkeğin ya da yaşlının buyruğu, ekonomik bağımlılık, ırkçılık, cinsiyetçilik, uzmanlığın dokunulmaz otoriteye çevrilmesi ve doğanın yalnızca kullanılacak bir kaynak sayılması devlet dışında da sürebilir.
Bu yüzden anarşizmin güçlü damarları yalnızca “devleti kim yönetecek?” sorusuyla ilgilenmez; “neden bazı insanlar başkalarının hayatı üzerinde kalıcı karar yetkisine sahip?” diye sorar. Bir devrim eski yöneticileri gönderip aynı makamları yeni isimlerle dolduruyorsa, toplumsal ilişki gerçekten ne kadar değişmiştir? Bir muhalif örgüt dışarıdaki hiyerarşiyi eleştirirken içeride sözü birkaç kişinin elinde topluyorsa ne kadar özgürleştiricidir? Anarşist eleştiri, kendi tarafını bu sorulardan muaf tutmadığında anlam kazanır.
Özgürlük, yalnız kalmak değildir
Anarşizmin bireyi her türlü bağdan kurtarmak istediği de sık söylenir. Oysa insan tek başına yaşayabilen, bütün ihtiyaçlarını kendi kendine karşılayan bir varlık değildir. Doğduğumuz andan itibaren bakıma, dile, bilgiye, emeğe ve başkalarının varlığına bağlıyız. Sorun bağımlılığın kendisi değil, bu karşılıklı bağlılığın tek taraflı itaate dönüşmesidir. Birlikte yaşamak bizi güçlendirebilir; fakat geçinmek, korunmak ya da kabul görmek için birinin keyfine boyun eğmek zorunda kalıyorsak ilişki artık eşit değildir.
Bu nedenle anarşist özgürlük, toplumdan kaçan yalnız bireyin özgürlüğü değil, başkalarıyla ezmeden ve ezilmeden ilişki kurabilme arayışıdır. Karşılıklı yardım, dayanışma, gönüllü birliktelik ve özyönetim gibi kavramların anarşist gelenekte önemli yer tutması bundandır. “Kimse bana karışmasın” cümlesi tek başına yeterli olmaz; benim rahatlığımın bedelini başkası ödüyorsa görünürdeki bağımsızlığım başka birinin bağımlılığı üzerine kurulmuş olabilir.
Şiddetle kurulan zorunlu bağ
Anarşizm tarihinin şiddetle hiç ilişkisi olmadığını söylemek doğru olmaz. Bazı anarşistler suikastlara, bombalı eylemlere ve silahlı mücadeleye başvurdu; devrimci şiddeti savunan akımlar da ortaya çıktı. Fakat belirli dönemlerdeki bu eylemleri bütün geleneğin değişmez özü saymak da aynı ölçüde yanıltıcıdır. Anarko-sendikalizmden pasifist anarşizme, kooperatiflerden özgür eğitim deneyimlerine kadar şiddeti merkeze almayan geniş bir pratik alan vardır.
Dahası, şiddeti yalnızca düzene karşı çıkanların yaptığı görünür eylemler üzerinden konuştuğumuzda düzenin olağanlaştırılmış zararları görünmez kalır. Açlıkla terbiye edilen çalışan, evinden çıkarılan kiracı, sınırda bekletilen göçmen ya da ev içinde korkuyla yaşayan kadın her zaman “şiddet haberi” sayılmaz. Çünkü bu zararlar sözleşme, yasa, gelenek ve ekonomik zorunluluk dili içine yerleşmiştir. Anarşist bakış, şiddeti romantikleştirmek zorunda değildir; fakat şiddetin yalnızca taşın atıldığı anda başlamadığını söylemekte ısrar eder.
Bir cevaplar kitabından çok bir soru
Anarşizm tek bir kurucusu, değişmez kutsal metni ve herkes için hazırlanmış ayrıntılı gelecek planı bulunan kapalı bir sistem değildir. Bireyci, komünist, sendikalist, feminist, ekolojik ve pasifist damarları arasında ciddi ayrılıklar vardır. Bu çeşitlilik zaman zaman belirsizlik ve çelişki yaratır. “Yarın devlet ortadan kalkarsa hastaneyi kim işletecek?” gibi soruların tek cümlelik cevabı yoktur; zaten milyonlarca insanın hayatına ilişkin her ayrıntıyı önceden belirleyen bir planın kendisi de anarşist şüpheyi hak eder.
Belki kelimenin gerçek anlamını, hazır bir toplum tarifinden çok bitmeyen bir sorgulama biçiminde aramak gerekir: Bu yetki gerçekten zorunlu mu? Karardan etkilenenler neden karar sürecinin dışında? Görev neden geri alınamıyor? Bilgi neden birkaç kişinin tekelinde? Birlikte yapabileceğimiz şeyi niçin bir üst makamın iznine bağlıyoruz? Her sorunun cevabı otoriteyi hemen kaldırmak olmayabilir. Ancak otoritenin kendisini doğal, kaçınılmaz ve tartışılmaz göstermesine izin vermemek bile önemli bir başlangıçtır. Anarşizm kaosun adı değil; düzenin kimin düzeni olduğunu sormaktan vazgeçmemenin adıdır.