Ataerki “erkekler kötüdür” demez; dikkati tek tek insanların niyetinden, davranışları mümkün ve kalıcı kılan toplumsal düzene çevirir. Sevginin varlığı, güç ilişkisinin yokluğunu garanti etmez.
Ataerki kelimesi gündelik tartışmalarda çoğu zaman “erkekler kötüdür” cümlesinin akademik karşılığı gibi duyuluyor. Böyle anlaşıldığında konuşma hızla kişisel savunmaya dönüşüyor: “Ben kimseye baskı yapmıyorum”, “Bütün erkekler aynı değil”, “Kadınların da gücü var.” Bunların her biri tek tek doğru olabilir. Fakat ataerki kavramı zaten her erkeğin aynı karaktere sahip olduğunu ya da her kadının her durumda güçsüz olduğunu söylemez. Dikkati tek tek insanların niyetinden, davranışları mümkün ve kalıcı kılan toplumsal düzene çevirir.
Bir tahakküm sistemi, yalnızca kaba kuvvetle ayakta durmaz. Kimin sözünün daha ciddi sayılacağını, kimin bakım vereceğini, kimin sokakta daha rahat dolaşacağını, kimin bedeninin denetlenebileceğini ve kimin ekonomik kaynaklara daha kolay ulaşacağını belirleyen kurumlar, alışkanlıklar ve inançlarla işler. İnsanların hepsi bu düzeni aynı ölçüde istemeyebilir; hatta çoğu kendisini adil biri olarak görebilir. Yine de roller tekrarlandıkça sonuç, kişisel iyi niyetlerin toplamından farklı olabilir.
Babanın iktidarından kurumların ağına
Ataerki sözcüğü tarihsel olarak babanın ya da ailenin erkek reisinin yönetimini çağrıştırır. Ancak bugünkü kullanımda mesele yalnızca evde son sözü söyleyen baba değildir. Aile, işyeri, hukuk, siyaset, din, medya ve piyasa birbirinden kopuk olmayan bir ağ oluşturabilir. Ev içinde kadınlara yüklenen ücretsiz bakım, işyerinde daha az zaman ve hareket imkânına; işyerindeki eşitsizlik ise ev içinde daha fazla ekonomik bağımlılığa dönüşebilir.
Bu nedenle ataerkiyi tek bir merkezden yönetilen gizli bir plan gibi düşünmek yanıltıcı olur. Bazen kimsenin açıkça emretmediği hâlde işler. Bir işveren, bakım yükü nedeniyle çalışma saatleri sınırlı olan kadını “daha az uygun” bulabilir; aile de düşük gelirli olduğu için bakım görevini yine ona bırakabilir. Her adım kendi içinde pratik gerekçelerle açıklanırken, döngünün tamamı eşitsizliği yeniden üretir. Sistem tam da bu yüzden kişisel kötülükten daha dayanıklıdır.
Ayrıcalık her zaman rahatlık değildir
Ataerkil düzende erkeklerin yapısal avantajlarından söz etmek, her erkeğin kolay bir hayat yaşadığını söylemek değildir. Sınıf, yoksulluk, etnik köken, engellilik, yaş ve cinsel yönelim erkeklerin hayatını da keskin biçimde belirler. Bir erkek ağır işlerde çalışmaya, savaşa gitmeye, ailesini tek başına geçindirmeye ya da korkusunu saklamaya zorlanabilir. Bunlar gerçek bedellerdir ve “ayrıcalıklısın” sözüyle geçiştirilemez.
Fakat bir düzenin erkeklerden fedakârlık talep etmesi, o düzenin erkek egemen niteliğini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, erkekliği koruyucu, savaşçı ve ekmek getirici rolle tanımlayarak hem erkekleri daraltır hem de karar gücünü erkeklikle ilişkilendirir. Ataerki bazı erkekleri ödüllendirirken bazılarını “yeterince erkek” olmadıkları gerekçesiyle cezalandırabilir. Hiyerarşi yalnızca kadınlarla erkekler arasında değil, erkekliğin kendi içinde de kurulur.
Kadınlar sistemi yeniden üretebilir mi?
Bir tahakküm düzeni yalnızca doğrudan yarar sağlayanlar tarafından sürdürülmez. Kadınlar da kız çocuklarına daha sert davranabilir, gelinleri denetleyebilir, erkek çocuğu ayrıcalıklı yetiştirebilir ya da başka kadınların hayat tercihlerini yargılayabilir. Bu durum ataerki kavramını geçersiz kılmaz; sistemin davranışları cinsiyetten bağımsız biçimde öğretebildiğini gösterir. İnsanlar güvenlik, kabul ve küçük bir yetki alanı kazanabilmek için kendilerini sınırlayan düzenin bekçiliğini de yapabilir.
Burada sorumluluğu bütünüyle sisteme atıp kişileri masum ilan etmek de doğru olmaz. Yapı seçeneklerimizi daraltır ama her davranışı kaçınılmaz kılmaz. İnsanlar öğrendiklerini sorgulayabilir, zarar veren alışkanlıklarını değiştirebilir ve başkalarına alan açabilir. Yine de yalnızca tek tek kişilerin “bilinçlenmesine” güvenmek yeterli değildir. Bakım hizmetleri, çalışma düzeni, miras, eğitim ve şiddete karşı koruma değişmeden, iyi niyet çoğu zaman eski iş bölümünün içinde sıkışır.
Sevgi ve tahakküm yan yana durabilir
Ataerkinin anlaşılmasını zorlaştıran şeylerden biri, en güçlü olduğu ilişkilerin çoğunun aynı zamanda sevgi ilişkileri olmasıdır. Bir baba kızını gerçekten sevebilir ve onu korumak adına hayatını daraltabilir. Bir eş ailesi için büyük fedakârlık yapabilir ama son kararın kendisine ait olduğunu düşünebilir. Bir anne oğluna duyduğu sevgiyle onu bakım sorumluluğundan uzak tutabilir. Sevginin varlığı, güç ilişkisinin yokluğunu garanti etmez.
“Senin iyiliğin için” cümlesi bu yüzden dikkat ister. Her koruma girişimi tahakküm değildir; insanlar birbirinin güvenliğini düşünür. Fakat korunacak kişinin sözü sürekli değersizleştiriliyor, risk alma hakkı elinden alınıyor ve bağımsızlaşması tehlike sayılıyorsa bakım ile denetim birbirine karışmıştır. Tahakküm her zaman düşmanlık yüzüyle gelmez; bazen şefkat diliyle, aile bütünlüğüyle ve fedakârlık beklentisiyle yerleşir.
Sistemi görmek, insanı silmek değildir
Ataerki kavramının değeri, bütün ilişkileri tek bir açıklamaya indirgemesinde değil; ayrı görünen eşitsizlikler arasındaki bağlantıyı göstermesinde. Evdeki iş bölümüyle meclisteki temsil, sokaktaki güvenlikle ekonomik bağımsızlık, beden üzerindeki kararlarla kültürel saygınlık birbirine dokunur. Bu bağlantıyı görmek, kadınları yalnızca mağdur, erkekleri yalnızca fail ilan etmeyi gerektirmez. İnsanlar aynı anda hem bazı alanlarda baskı görebilir hem başka alanlarda başkasının payını daraltabilir.
Ataerkiyi bir suçlama sözcüğü olarak kullandığımızda insanlar savunmaya geçiyor ve düzen görünmez kalıyor. Onu değişmez bir kader gibi anlattığımızda ise mücadele anlamsızlaşıyor. Daha işe yarar soru şu olabilir: Bu ilişkide karar gücü kimde, bakım yükü kimde, risk kime, özgürlük kime düşüyor? Cevap her evde ve her kurumda aynı olmayabilir. Fakat bu soruları birlikte sormaya başladığımızda, “zaten böyle” diye sürdürülen düzenin aslında her gün yeniden kurulduğunu ve dolayısıyla başka türlü kurulabileceğini de görürüz.
Sistemin sürekliliğinde ekonomik düzen belirleyici bir yer tutar. Bakım hizmetlerinin pahalı veya erişilemez olduğu, ücretlerin haneyi tek gelir sahibine bağımlı kıldığı ve uzun çalışma saatlerinin ev içindeki yükü görünmezleştirdiği yerde ataerkil işbölümü iyi niyetle kolayca geri döner. Eşitliği kişilerin ahlakına bırakmak, insanların hareket ettiği maddi koşulları unutmak olur. Kreş, güvenli konut, eşit ücret ve çalışma zamanının kısalması yalnız sosyal politika değil, tahakküm ilişkisini zayıflatan özgürlük araçlarıdır.
Ataerkinin her yerde aynı biçimde yaşanmadığını görmek de gerekir. Sınıf, yaş, engellilik, etnik kimlik ve cinsel yönelim, kimin ne tür baskıyla karşılaşacağını değiştirir. Bazı kadınlar başka kadınların emeği sayesinde kamusal alanda güç kazanabilir; bazı erkekler yoksulluk ve ayrımcılık nedeniyle başka iktidarların altında ezilebilir. Bu karmaşıklık ortak yapıyı inkâr etmez. Tam tersine, tek bir “kadın deneyimi” veya tek bir “erkek ayrıcalığı” anlatısının kaçırdığı güç ilişkilerini görünür kılar.