Aykırı Medya
Cinsiyet ve Kimlik

Cinsiyet Rolleri Nasıl Öğretilir?

Kimse bir sabah kalkıp çocuklara ayrıntılı bir kadınlık ve erkeklik programı öğretmeye karar vermiyor. Rol; açıklanarak değil tekrar, ödül, utandırma ve örnek yoluyla öğreniliyor.

Kimse bir sabah kalkıp çocuklara ayrıntılı bir kadınlık ve erkeklik programı öğretmeye karar vermiyor. Çoğu evde “Bugünkü dersimiz toplumsal cinsiyet” diye bir ders yapılmıyor. Yine de çocuklar daha konuşmayı tam öğrenmeden hangi davranışın kendilerine yakıştırıldığını seziyor. Kimin kucağına oyuncak bebek verildiğini, kimin düşüp yeniden kalkmasının beklendiğini, kimin üzerinin daha çok örtüldüğünü ve kimin sokakta daha geç saate kadar kalabildiğini görüyorlar. Rol, çoğu zaman açıklanarak değil; tekrar, ödül, utandırma ve örnek yoluyla öğreniliyor.

Bu nedenle cinsiyet rolleri yalnızca açık yasaklardan ibaret değil. “Kızlar bunu yapamaz” cümlesi kadar, bir kız çocuğu tamir işine ilgi duyduğunda şaşırmak da öğreticidir. “Erkekler ağlamaz” demesek bile ağlayan oğlana sabırsız davranırken kız çocuğunu teselli etmemiz bir mesaj taşır. Çocuklar yetişkinlerin söylediklerinden çok, kimden ne beklediklerini izler. Evin içinde eşitlikten söz edilirken masayı her akşam aynı kişi topluyorsa, sessiz ders çoktan verilmiştir.

İlk sınıf: evin gündelik düzeni

Ev, cinsiyet rollerinin en erken ve en güçlü biçimde öğrenildiği yerlerden biri. Çocuk kimin yemek hazırladığını, kimin para getirdiğini, kimin öfkesinin bütün evi susturduğunu, kimin herkesi sakinleştirmek zorunda kaldığını izler. Bu görevler biyolojik zorunluluk gibi tekrarlandığında, kız çocuk bakımın ve düzenin kendiliğinden sorumlusu; oğlan çocuk ise bakım alan fakat bu emeği fark etmesi gerekmeyen kişi olarak yetişebilir.

Üstelik görev yalnızca bulaşık yıkamak ya da alışverişe çıkmak değildir. Doğum günlerini hatırlamak, evde neyin eksildiğini takip etmek, hasta yakının randevusunu ayarlamak, aile içindeki kırgınlıkları onarmak gibi zihinsel ve duygusal işler de vardır. Çocuk bunların çoğunu görünür bir “iş” olarak görmez; çünkü ücret ödenmez, mesai saati yoktur ve genellikle sevginin doğal uzantısı sayılır. Böylece yetişkin olduğunda bu yükün neden belirli kişilerin üzerinde biriktiğini sorgulamakta zorlanabilir.

Oyuncak, renk ve küçük yönlendirmeler

Oyuncak mağazalarının rafları yıllarca iki ayrı gelecek tasarladı: Bir tarafta mutfak setleri, bebekler ve güzellik araçları; diğer tarafta araçlar, silahlar, deney setleri ve inşa oyuncakları. Bir gruba bakım, görünüş ve ev içi dünya; diğerine hareket, teknik beceri, rekabet ve kamusal alan önerildi. Tek bir oyuncağın kader belirlediğini söylemek abartı olur. Ancak yüzlerce küçük yönlendirme birleştiğinde hangi becerinin kimde gelişeceği üzerinde etkili olur.

Çocuklar elbette kendilerine sunulanı aynen kabul etmez; kuralları bozar, başka oyuncaklara yönelir, kendi oyunlarını kurar. Fakat sınırı aşmanın maliyeti herkes için aynı değildir. Kız çocuğun “erkek oyuncağına” ilgisi zaman zaman güçlü ve cesur bulunurken, oğlan çocuğun “kız oyuncağına” yönelmesi daha ağır alaya maruz kalabilir. Çünkü toplum kadınsı saydığı özellikleri yalnızca kadınlara ait görmekle kalmaz, onları erkeklikten daha aşağıda da konumlandırabilir.

Okulun açık ve gizli müfredatı

Okulda çocuklar matematik, tarih ve dil öğrenirken bir de yazılı olmayan müfredatla karşılaşır. Öğretmen kime daha çok söz veriyor, sınıf başkanlığında kimleri otoriter buluyor, temizlik ve süsleme görevini kimlere, teknik işleri kimlere yakıştırıyor? Ders kitaplarında bilim insanı, lider, işçi ve ebeveyn hangi cinsiyetle gösteriliyor? Koridorda bir kızın kıyafeti düzenin sorunu hâline gelirken oğlanların ısrarlı davranışı neden “çocukluk” diye geçiştiriliyor?

Eğitim fırsatları eşitlense bile beklentiler aynı hızda değişmeyebilir. Bir kız öğrenci başarılı olduğunda çalışkanlığı, bir oğlan başarılı olduğunda yeteneği vurgulanabilir. Bazı alanlarda kadınların azlığı “ilgisizlik”, erkeklerin bakım mesleklerinden uzaklığı ise “doğal seçim” diye açıklanabilir. Oysa çocuklar hangi alanlarda kendilerine benzeyen yetişkinleri gördüklerine, hata yaptıklarında nasıl karşılandıklarına ve başarılarının nasıl adlandırıldığına göre de yön bulur.

Arkadaş grubu ve utandırmanın gücü

Ergenlikte rol öğretiminin önemli bir kısmını akranlar üstlenir. Yeterince sert olmayan oğlan, yeterince güzel ya da ölçülü davranmayan kız kolayca grubun hedefi olabilir. Lakaplar, şakalar ve dışlama çoğu zaman yetişkinlerin koyduğu kurallardan daha etkili işler. İnsan yalnızca ceza almaktan değil, ait olduğu çevreden kopmaktan korkar. Bu yüzden kendi isteğini açıkça bastırmasa bile grubun beklentisine uygun davranmayı öğrenir.

Bugün bu denetim okul çıkışında sona ermiyor. Telefon ekranı, bedenlerin ve ilişkilerin gün boyu değerlendirildiği kesintisiz bir koridora dönüşebiliyor. Beğeni sayıları, yorumlar, filtreler ve kısa videolar “makbul kadınlık” ile “makbul erkeklik” görüntülerini hızla çoğaltıyor. Fakat aynı dijital alan, farklı hayatları görebilme ve yalnız olmadığını fark etme imkânı da sunuyor. Araç tek başına özgürleştirmiyor ya da baskılamıyor; hangi sesleri büyüttüğü ve hangi davranışı ödüllendirdiği belirleyici oluyor.

Rolü öğretmemek mümkün mü?

Bir çocuğu toplumun bütün cinsiyet beklentilerinden yalıtmak mümkün değil. Aile ne kadar dikkatli olursa olsun okul, akraba, reklam, dinî anlatı, dizi ve arkadaş çevresi devreye girer. Üstelik çocuğa “Hiçbir rolün olmasın” diye baskı yapmak da başka bir katı role dönüşebilir. Özgürlük, çocuğun belirli oyuncakları, kıyafetleri ya da davranışları seçmesini engellemek değil; seçimi yüzünden değerinin azaltılmamasını sağlamaktır.

Belki yapılabilecek en dürüst şey, evdeki ve kendi içimizdeki otomatik tepkileri fark etmekle başlar. Neden aynı davranışı iki çocukta farklı okuyoruz? Neden birine cesaret, diğerine dikkat öğretiyoruz? Kimden yardım istiyor, kimin yardımını doğal sayıyoruz? Cinsiyet rolleri büyük nutuklarla kurulmadığı gibi tek bir nutukla da çözülmez. Her gün tekrarlanan küçük ilişkiler içinde öğrenilir; yine aynı ilişkiler içinde, görevleri paylaşarak, duygulara yer açarak ve çocuklara önceden yazılmış bir hayat yerine gerçek seçenekler sunarak gevşetilebilir.

Bu değişim yalnız çocuklara söylenen sözlerle sınırlı kalamaz; yetişkinlerin gündelik düzeni de başka bir örnek sunmalıdır. Evde bütün planlamayı bir kişi yapıyor, tamir ve para işleri kendiliğinden diğerine bırakılıyor, çocuk da bu paylaşımı her gün görüyorsa eşitlik üzerine yapılan konuşma zayıf kalır. Çocuklar çoğu zaman öğütten çok tekrar eden ilişkiyi öğrenir. Bu nedenle rol öğretmemek, yalnız “İstediğin oyuncağı seçebilirsin” demek değil; bakımın, kararın, kazancın ve dinlenme hakkının ev içinde nasıl paylaşıldığını yeniden düzenlemektir.

Üstelik çocukların seçimi yetişkinleri rahatsız ettiğinde özgürlük gerçekten sınanır. Alışılmış kalıba uyan tercihleri kabul etmek kolaydır; alay edilme korkusuna rağmen başka türlü davranan çocuğun yanında durmak daha zordur. Onu yeni bir doğru kimliğe zorlamak yerine, merak edebileceği ve fikrini değiştirebileceği güvenli bir alan gerekir. Cinsiyet rollerinin gevşemesi, çocukların kim olacağına bu kez başka yetişkinlerin karar vermesi değil; kendi hayatlarını daha az korkuyla keşfedebilmesidir.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.