Aykırı Medya
Teknoloji ve Müşterekler

Bir Köprü, Bir Uygulama Nasıl Politik Olur?

Açık yasak hiç değilse kendini belli eder; bir düzenleme aynı sonucu yasak ilan etmeden doğurduğunda itirazın adresi bulanıklaşır. İktidar bazen “yasaktır” demez — yalnızca ekranda ilerleyemediğimizi fark ederiz.

Köprü dediğimiz şey iki yakayı birbirine bağlar. Uygulama dediğimiz şey de bir ihtiyacı hızlıca karşılar: yol gösterir, sipariş alır, insanları buluşturur. İkisine de uzaktan bakınca siyasetle ilişkileri yokmuş gibi görünür. Köprü betondur, uygulama koddur; ikisi de konuşmaz, oy kullanmaz, tarafını ilan etmez. Ama bir köprünün yüksekliği hangi araçların geçebileceğini, bir uygulamanın kuralları kimin görünür olacağını belirleyebilir. Bağlamak için yapılan bir şey, aynı anda ayırabilir de.

Langdon Winner’ın teknoloji tartışmalarında sıkça anılan köprü örneği tam da bu yüzden etkileyicidir. New York’taki Long Island park yollarındaki bazı köprülerin, otobüslerin geçemeyeceği kadar alçak tasarlandığı; böylece toplu taşımayı kullanan yoksul ve siyah nüfusun belirli bölgelere erişiminin zorlaştırıldığı ileri sürülür. Bu örneğin tarihsel ayrıntıları sonradan tartışılmış olsa da ortaya attığı soru yerinde duruyor: Bir ayrımcılık kararı betona gömüldüğünde, görünmez ve kalıcı bir yönetim aracına dönüşebilir mi? Aynı soruyu bugün elimizdeki uygulamalara sormak için köprünün hikâyesinin kusursuz olması gerekmiyor.

Yasak koymadan engellemek

Açık yasak en azından kendini belli eder. “Buraya giremezsiniz” yazan bir levhaya itiraz edebilir, yasağın sahibini arayabilir, onu tartışmaya açabiliriz. Fakat fiziksel ya da dijital düzenleme aynı sonucu yasak ilan etmeden doğurduğunda itirazın adresi bulanıklaşır. Otobüs köprünün altından geçemez; sistem yalnızca ölçüleri gösterir. İnsan başvuru ekranını tamamlayamaz; yazılım sadece “geçersiz bilgi” uyarısı verir. Dışarıda bırakılan kişi, karşısında karar veren birini değil, sanki doğa kanunuymuş gibi çalışan bir düzenek bulur.

Günümüzde bu durum özellikle dijital kamu hizmetlerinde önem kazanıyor. Bir işlem yalnızca e-posta adresi, akıllı telefon, banka hesabı veya yeni kimlik doğrulama yöntemiyle yapılabiliyorsa bunlara erişemeyen insan açıkça yasaklanmış değildir. Yine de hizmetin dışında kalır. Kurum “herkese aynı sistem” sunduğunu söyleyebilir; oysa eşit sunulan teknik koşul, eşit olmayan hayatlar üzerinde farklı sonuçlar üretir. Köprünün yüksekliği bu kez giriş formunun zorunlu alanlarında saklanır.

Uygulamanın görünmeyen şehir planı

Bir navigasyon uygulaması bize en kısa yolu gösterirken yalnızca mevcut şehri tarif etmez; trafik akışını da değiştirebilir. Bir mahalleyi kestirme güzergâha dönüştürür, küçük bir sokağa sürekli araç yönlendirebilir, bazı işletmeleri öne çıkarırken bazılarını haritanın dibine itebilir. Teslimat uygulaması restoranları hangi sırayla gösteriyorsa müşteri akışını da o sıraya göre dağıtır. Puanı düşen bir işletme fiziksel olarak aynı yerde dursa bile dijital şehrin arka sokağına taşınmış olur.

Bu gücü belediye meclisi kararı gibi algılamayız, çünkü karşımızda harita, liste ve öneri vardır. Fakat bir yere ulaşmanın, bir işletmenin ayakta kalmasının veya bir çalışanın iş bulmasının koşulları giderek uygulamalar tarafından düzenleniyorsa, orada küçük bir özel yönetim biçimi kurulmuş demektir. Kurallar çoğu zaman kamuya açık değildir; değişiklikler seçimle değil güncellemeyle gelir. Kullanıcı da yurttaş gibi değil, şartları kabul etmiş müşteri gibi muamele görür.

Puan kimin sözü, sıralama kimin kararı?

Uygulama ekonomisi puanları, yıldızları ve sıralamaları nesnel ölçüler gibi sunuyor. Beş yıldıza baktığımızda toplumun ortak kararını görüyormuşuz gibi hissediyoruz. Oysa kimin puan verebildiği, hangi değerlendirmenin silindiği, yeni yorumların mı eski yorumların mı ağır bastığı ve sıralamada puanın dışında hangi etkenlerin kullanıldığı tasarım kararlarıdır. Reklam veren bir işletmenin üstte görünmesiyle çok beğenilen bir işletmenin üstte görünmesi aynı şey değildir; ama arayüz bu farkı kolayca bulanıklaştırabilir.

Çalışanlar açısından sonuç daha da ağır olabilir. Bir kurye ya da sürücü, tek bir düşük puanın gelirini etkilemesinden çekindiğinde müşteriyle ilişkisindeki güç dengesi değişir. Puanlama, hizmet kalitesini ölçmekten çıkıp sürekli itaat üreten bir denetim aracına dönüşebilir. Kararı veren yönetici görünmez; işten çıkarma yerine hesaba erişim kapanır, disiplin cezası yerine sipariş sayısı azalır. Köprünün altından geçemeyen otobüs gibi çalışan da nedenini tam olarak bilmediği bir eşiğe takılır.

Teknik zorunluluk denen şey

Bu düzenlemeler eleştirildiğinde sıkça “algoritma böyle çalışıyor” ya da “sistem buna izin vermiyor” cevabıyla karşılaşırız. Cümle, sorumluluğu insandan makineye taşıdığı için kullanışlıdır. Oysa algoritmayı kuran, hedefini seçen, başarı ölçütünü belirleyen ve değiştirmemeye karar veren yine insanlardır. Sistemin bazı sınırlamaları olabilir; ama o sınırlamalar gökten inmemiştir. Hızın adaletten, kârın erişilebilirlikten, güvenliğin mahremiyetten daha öncelikli sayılması teknik değil, siyasi bir tercihtir.

Her uygulamanın kötü niyetli olduğunu düşünmek gerekmiyor. Birçok dışlayıcı sonuç, aceleyle alınan kararların, dar kullanıcı testlerinin veya mevcut eşitsizliklerin sorgulanmadan koda aktarılmasının ürünü olabilir. Fakat niyetsiz ayrımcılık da ayrımcılıktır. Bir köprünün mühendisi bütün sonuçları düşünmemiş olabilir; bu, köprünün kimi geçirdiği ve kimi durdurduğu gerçeğini değiştirmez.

Geçiş hakkını yeniden düşünmek

Bir köprünün ya da uygulamanın politik olduğunu kabul ettiğimizde önümüzde yeni bir sorumluluk alanı açılır. Tasarım kararlarını “uzmanların işi” diyerek kapatmak yerine, bu kararlardan etkilenenlerin söz hakkını konuşabiliriz. Kamusal işlev gören algoritmaların denetlenmesi, temel hizmetlerin dijital olmayan yollarının korunması, çalışanların otomatik kararlara itiraz edebilmesi ve platform kurallarının anlaşılır olması bu tartışmanın başlangıçlarıdır.

Asıl mesele her teknolojiyi kuşkuyla reddetmek değil, onun açtığı yol kadar kapattığı geçidi de görebilmektir. Köprü iki yakayı birleştirirken kimin aracına göre yükseliyor? Uygulama hayatı kolaylaştırırken kimin hayatını hesaba katmıyor? Cevaplar değişebilir, ama soru sabit kalmalı. Çünkü iktidar bazen karşımıza “yasaktır” diye çıkmaz. Bazen yalnızca ekranda ilerleyemediğimizi ya da başımızın köprüye çarptığını fark ederiz.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.