Aykırı Medya
Düşünce ve Eleştiri

Deleuze ve Guattari: Rizom ve Kaçış Çizgileri

Dünya yalnızca kökü, gövdesi ve tepesindeki dalları olan bir ağaç değilse, düşüncemiz de her seferinde tek doğru merkeze dönmek zorunda olmayabilir. Kaçış çizgisi kaçıp gitmek değil, kaçarken başka bir şey kurmaktır.

Bazı düşünceleri ağaç gibi kurmaya alışığız. Bir kök, ondan yükselen gövde, yukarı doğru ayrılan dallar… Bilginin bir başlangıç noktası, ana ilkesi ve doğru sırası olmalı. Kurumların da başı, merkezi ve alt birimleri bulunmalı. Bir sorunun temel nedenini bulduğumuzda geri kalanını onun dalları olarak açıklayabileceğimize inanıyoruz. Bu düzen zihne güven verir; karmaşayı azaltır ve kimin nereye ait olduğunu gösterir. Fakat hayat her zaman ağaç gibi büyümüyor.

Gilles Deleuze ve Félix Guattari’nin “rizom” kavramı, merkezi ve hiyerarşik düşünme alışkanlığına karşı başka bir görüntü sunar. Rizom, tek gövdeden yükselen ağaç yerine yeraltında farklı yönlere yayılan, çeşitli noktalardan filizlenebilen köksapı düşündürür. Başlangıcı ve sonu kesin değildir; herhangi bir noktası başka bir noktaya bağlanabilir. Kesilirse bütünüyle ölmek yerine başka yerden büyümeyi sürdürebilir. Bu botanik benzetme, bilgi, toplum, arzu ve siyasetin merkezsiz ilişkilerini düşünmek için kullanılır.

Ağaç düşüncesi bize ne yaptırıyor?

Ağaç modeli bütünüyle yanlış veya gereksiz değildir. Bir dosya sistemini, kurumun görevlerini ya da belirli bir bilgi alanını sınıflandırmak için hiyerarşik düzen yararlı olabilir. Sorun, bu modeli hayatın tek doğal biçimi saydığımızda başlar. Her şeyin kökenini, gerçek liderini, ana çelişkisini ve doğru yorumunu ararız. Karmaşık ilişkileri tek nedene indirger, merkez dışındaki bağlantıları önemsiz görürüz.

Siyasi yapılarda ağaç mantığı, kararın yukarıdan aşağıya akmasına yatkındır. Merkez düşünür, alt birimler uygular. Bilginin doğruluğu da çoğu zaman kaynağın rütbesiyle ölçülür. Benzer biçimde kimlikleri sabit dallara ayırırız: İnsan ya buradadır ya orada; karışık, geçişli ve bağlama göre değişen deneyimler düzeni rahatsız eder.

Rizom düşüncesi bu düzeni dağıtır. Bir toplumsal hareketin tek merkezi olmadan farklı yerlerde ortaya çıkabileceğini, bilginin yalnızca akademik kurumdan değil gündelik deneyimden de üretilebileceğini, bir fikrin hiç beklenmeyen başka bir alanla bağlantı kurabileceğini gösterir. Burada gerçeklik dağınık olduğu için değersiz değil; bağlantıları önceden tek bir şema tarafından belirlenmediği için canlıdır.

Rizom yalnızca internet ağı değildir

Rizom kavramı günümüzde kolayca internete benzetiliyor. İnternet farklı noktaları birbirine bağlar, bilgi birçok kaynaktan dolaşır ve tek bir merkez yokmuş gibi görünür. Bu benzetmenin açıklayıcı yanı var. Açık kaynak toplulukları, yatay dayanışma ağları ve merkezi olmayan iletişim biçimleri gerçekten rizomatik özellikler taşıyabilir. Bir düğüm kapandığında diğerleri çalışmayı sürdürebilir; fikir farklı kişiler tarafından değiştirilebilir.

Fakat her ağ merkezsiz değildir. Sosyal medya üzerindeki milyonlarca bağlantı birkaç şirketin altyapısından geçiyor. Kullanıcılar yan yana görünse de görünürlüğü algoritma, hesabın devamını şirket ve verinin kullanımını kapalı sözleşmeler belirliyor. Ağ görüntüsü, merkezde olağanüstü güç birikmesini saklayabilir. Rizom estetiğiyle kurulmuş bir platform, ekonomik olarak son derece hiyerarşik olabilir.

Bu nedenle kavramı yalnızca “çok bağlantı iyidir” diye okumamak gerekir. Bağlantının niteliği önemlidir. Düğümler birbirinden bağımsız hareket edebiliyor mu? Yeni bir bağ için merkezden izin gerekiyor mu? Bilgi tek noktada mı birikiyor? Ağdaki bir aktör diğerlerinin yaşam koşullarını tek taraflı belirleyebiliyor mu? Rizom, kablo şemasından çok iktidarın nasıl dağıldığıyla ilgilidir.

Kaçış çizgisi kaçıp gitmek değildir

Deleuze ve Guattari’nin sık kullanılan bir başka kavramı “kaçış çizgisi”dir. İlk duyulduğunda sorundan uzaklaşmak, mücadeleyi bırakmak veya kendine güvenli bir köşe bulmak gibi anlaşılabilir. Oysa kaçış çizgisi, bir düzenin içindeki ilişkilerin başka bir yöne açılması, önceden belirlenmiş rol ve sınırların dışına yeni bir hareket çıkmasıdır. Kaçmak yalnızca bir yerden uzaklaşmak değil, kaçarken başka bir şey kurmaktır.

Bir çalışan işini bırakıp benzer koşullarda başka işe geçtiğinde kişisel bir kaçış yaşamış olabilir. Fakat çalışanların bilgiyi ve araçları bir araya getirip kooperatif kurması, patron-işçi ilişkisinin dışına bir çizgi açmayı dener. Bir sanatçı kabul görmüş biçimi tekrar etmek yerine farklı üretim ve paylaşım yolları kurduğunda, yalnızca kuralı ihlal etmez; yeni bir ifade alanı yaratır. Bir mahalle ihtiyacını beklenen resmî kanallar yerine ortak ağla çözdüğünde mevcut bağımlılığın içinden başka bir ilişki çıkarır.

Kaçış çizgilerinin kendiliğinden özgürleştirici olduğu söylenemez. Bir yapıdan kaçan enerji yeni bir baskı biçimine bağlanabilir. Merkezi medyadan uzaklaşan insanlar kapalı komplo topluluklarına, kurumsal işten çıkan kişi güvencesiz platform emeğine, eski siyasi örgütten kopan hareket karizmatik bir liderin çevresine sürüklenebilir. Her çıkış özgürlüğe açılmaz; bazıları daha sert kapanmalara gider.

Arzu yalnızca özel hayatın konusu değil

Deleuze ve Guattari’nin düşüncesinde arzu, eksik olan nesnenin peşinden koşan kişisel bir duygu olmaktan daha fazlasıdır. İnsanları, kurumları, imgeleri ve ekonomik ilişkileri birbirine bağlayan üretken bir güç olarak ele alınır. Bu bakış siyasi açıdan önemlidir, çünkü insanların neden kendi aleyhlerine işleyen düzenlere bağlandığını yalnızca kandırılma veya korkuyla açıklamamayı sağlar.

İnsanlar bazen hiyerarşiyi yalnızca mecbur kaldıkları için değil, sağladığı aidiyet, kimlik ve güven duygusu nedeniyle de arzular. Liderin kesin sözü belirsizliği azaltır; kurumun unvanı kişiye değer hissi verir; tüketim nesnesi yalnızca ihtiyaç karşılamaz, kim olduğumuzu anlatır. İktidar arzunun karşısında duran dış güç değil, arzunun içinden de kurulabilir.

Bu durum direnişi daha karmaşık hâle getirir. İnsanlara “Gerçek çıkarını bilmiyorsun” demek yetmez. Kurulu düzenin hangi duygusal ve toplumsal ihtiyaçları karşıladığını, başka ilişkilerin bu ihtiyaçlara nasıl cevap verebileceğini düşünmek gerekir. Yatay bir yapı yalnızca ahlaken doğru olduğunu söyleyerek yaşayamaz; güven, anlam, süreklilik ve aidiyet de üretmelidir.

Harita çizmek, kopya çıkarmamak

Rizom düşüncesinin pratik değeri, her yerde aynı modeli uygulama arzusuna karşı uyarmasıdır. Başarılı bir hareketin, kooperatifin veya yerel örgütün biçimini alıp başka yere aynen taşımak çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü ilişkiler, ihtiyaçlar, tarih ve güç dengeleri farklıdır. Deleuze ve Guattari’nin diliyle harita, bulunduğu alanla temas ederek oluşur; kopya ise önceden hazırlanmış biçimi gerçeğin üzerine geçirir.

Bu, ilkesizlik veya her şeyin duruma göre değişmesi demek değildir. Özgürlük, eşitlik ve tahakküm karşıtlığı gibi yönler korunabilir. Fakat bu yönlerin somut yapısı dışarıdan hazır gelmez. Bir mahallede çalışan dayanışma biçimi başka yerde farklı bağlantılar gerektirebilir. Önemli olan merkeze sadakat değil, yaşanan soruna cevap verebilme ve yeni bağlara açık kalmadır.

Rizom ve kaçış çizgileri ilk bakışta soyut, hatta gereksiz ölçüde karmaşık görünebilir. Onları sihirli kelimelere çevirmek de kolaydır. Fakat gündelik bir karşılığı var: Her şeyin tek merkezden başlamadığını, değişimin bazen kenardaki beklenmedik bağlantıdan doğduğunu ve bir yapıdan çıkmanın ancak başka bir ilişki kurduğunda anlam kazandığını hatırlatırlar. Dünya yalnızca kökü, gövdesi ve tepesindeki dalları olan bir ağaç değilse, düşüncemiz de her seferinde tek doğru merkeze dönmek zorunda olmayabilir.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.