Aykırı Medya
Otorite ve İktidar

Devlet Bir “Haraç Örgütü” müdür? Charles Tilly’nin Rahatsız Edici Benzetmesi

Bir güç önce tehlikeyi büyütüp sonra o tehlikeden korumak için ödeme istiyorsa, koruyucu ile haraççı arasındaki fark nedir? Vergiyi haraçtan ayıran şey yasanın kendisi değil, hesap verebilirliktir.

Devlet kendisini güvenliğin kaynağı, hukukun koruyucusu ve toplumun ortak işlerini yürüten zorunlu kurum olarak anlatır. Vergi toplar, sınırları korur, mahkemeler kurar ve şiddeti denetim altına aldığını söyler. Charles Tilly’nin devlet kurma ile örgütlü suç arasındaki benzerliğe işaret eden yaklaşımı bu anlatıyı rahatsız edici bir soruyla karşılaştırır: Bir güç önce tehlikeyi üretip sonra bizi o tehlikeden korumak için ödeme istiyorsa koruyucu ile haraççı arasındaki fark nedir?

Savaş devleti, devlet savaşı yaptı

Tilly’nin tarihsel yaklaşımında modern devletler önceden hazırlanmış kusursuz planların sonucu olarak doğmadı. Avrupa’daki yöneticiler savaşmak, ordu beslemek ve rakiplerini yenmek için kaynak topladı. Vergi sistemleri, bürokrasi ve merkezî yönetim büyük ölçüde bu ihtiyacın çevresinde gelişti. Savaş yapabilen yapılar güçlendi; güçlenen yapılar daha fazla savaş yapabildi.

Bu bakış devletin yalnızca toplumun ortak ihtiyacından doğduğu düşüncesini sarsar. Güvenlik kurumları aynı zamanda yöneticinin rakiplerini bastırmasının ve kaynaklara el koymasının aracıydı. Koruma ile hâkimiyet başından itibaren birbirine karışmıştı.

Koruyucu tehdidi kendisi yaratıyorsa

Bir haraç düzeninde örgüt, esnafı kendisinin veya rakiplerinin vereceği zarardan koruma karşılığında para ister. Devlet elbette bundan çok daha karmaşık ve kamusal işlevlere sahip olabilir. Yine de benzetme şu soruyu diri tutar: Güvenlik tehdidinin ne kadarı devletin kendi politikaları tarafından büyütülüyor?

Silahlanma yarışı, dış düşman söylemi ve sürekli olağanüstü hâl duygusu daha fazla kaynak ve yetki talebini kolaylaştırır. Devlet güvenliğimizi sağladığını söylerken başka toplumlar için tehdit üretebilir; onların verdiği karşılık da içeride yeni güvenlik önlemlerinin gerekçesi olur. Böylece koruma ihtiyacı ile tehdidin üretimi birbirini besler.

Vergi ile haraç arasındaki fark

Vergiyi haraçtan ayıran şey yalnızca yasal olması değildir; yasayı da devlet yapar. Asıl fark kaynakların nasıl belirlendiği, kullanıldığı ve denetlendiğinde ortaya çıkar. İnsanlar verginin miktarı ve harcanacağı alan üzerinde gerçek söz hakkına sahipse, kaynak ortak hizmetlere gidiyor ve yönetenler hesap veriyorsa ilişki karşılıklı bir yükümlülüğe yaklaşır.

Buna karşılık verginin büyük bölümü toplumun itiraz ettiği savaşlara, baskı kurumlarına veya küçük bir kesimin çıkarına aktarılıyorsa “kamusal katkı” açıklaması zayıflar. Yurttaş ödemeyi reddettiğinde cezalandırılır; devlet kaynağı kötü kullandığında aynı hızla sonuçla karşılaşmaz. Zorunluluk tek tarafa, takdir diğer tarafa bırakılmıştır.

Devlet yalnızca şiddet değildir

Devleti örgütlü suçla özdeşleştirmek, eğitim, sağlık, altyapı ve sosyal güvence gibi işlevleri görmezden gelme riski taşır. Bu hizmetler insanların hayatını gerçekten iyileştirebilir ve özel güçlere bağımlılığını azaltabilir. Sorun devletin hiçbir kamusal yarar üretmediğini söylemek değil, ürettiği yararın kullandığı zorlayıcı araçları kendiliğinden meşru kılmadığını görmektir.

Ayrıca devlet geri çekildiğinde boşalan alanın özgür bireylerle dolacağı garanti değildir. Şirketler, silahlı gruplar ve yerel güç odakları daha ağır bir haraç düzeni kurabilir. Tilly’nin benzetmesi devletsizliğin otomatik çözümünü değil, koruma iddiasının her durumda sorgulanmasını gerektirir.

Korunmak mı, bağımlı kalmak mı?

Bir kurum bizi gerçek bir tehlikeden koruyabilir; fakat korunma yollarını yalnız kendi tekelinde tuttuğunda ona bağımlı hâle geliriz. Toplumun kendi dayanışma, arabuluculuk ve ortak güvenlik kapasitesi zayıfladıkça devlet vazgeçilmez görünür. Ardından her eleştiri düzenin çökmesi ve kaos tehdidiyle karşılanabilir.

Özgür bir toplum güvenliği küçümseyemez. Fakat güvenliği profesyonel bir aygıtın topluma sunduğu hizmet olarak değil, insanların birlikte kurduğu bir ilişki olarak düşünmek zorundadır. Karar süreçleri kapalı, kaynak kullanımı denetimsiz ve şiddet tek yönlüyse koruma sözü itaat talebine dönüşür.

“Devlet bir haraç örgütü müdür?” sorusu basit bir evet veya hayırla kapanmaz. Devletin hangi yüzünün ağır bastığını anlamak için şunu sormak gerekir: Tehdidi kim tanımlıyor, bedeli kim ödüyor, korumanın biçimine kim karar veriyor ve koruyucuya karşı bizi kim koruyor? Bu sorulara yalnızca devletin kendisi cevap veriyorsa Tilly’nin benzetmesi rahatsız edici güncelliğini korur.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.