Kule her hücreyi görür, hücredeki kişi kulenin içini göremez. İzlenme ihtimali, sürekli bir denetçinin yapacağından fazlasını yapar: insan kendi davranışının bekçisi hâline gelir.
Gözetim denildiğinde aklımıza önce bizi izleyen bir çift göz gelir. Kamera, gardiyan, polis veya yönetici görünür durumdadır; davranışımızı ona göre değiştiririz. Panoptikon fikrini çarpıcı yapan ise gözetleyenin gerçekten bakıp bakmadığını bilmememizdir. Merkezdeki kule her hücreyi görebilir, hücredeki kişi ise kulenin içini göremez. İzleniyor olma ihtimali, sürekli bir denetçinin yapacağından daha fazlasını yapar: İnsan kendi davranışının bekçisi hâline gelir.
Bir hapishane tasarımından toplum modeline
Jeremy Bentham’ın tasarladığı panoptikon, az sayıda görevliyle çok sayıda mahkûmun denetlenmesini amaçlayan mimari bir projeydi. Michel Foucault bu modeli yalnızca hapishane planı olarak değil, modern disiplin toplumunu anlamanın simgesi olarak kullandı. Okul, hastane, fabrika ve kışla da bedenleri görünür kılan, zamanı bölen, davranışları kaydeden yapılar kuruyordu.
Disiplin kaba şiddetten daha incelikliydi. İnsanı yalnızca cezalandırmıyor, onu kullanılabilir, karşılaştırılabilir ve düzeltilebilir bir özneye dönüştürüyordu. Sınav öğrenciyi, dosya hastayı, performans kaydı çalışanı tanımlıyordu. İnsan bir kez kayda girdiğinde geçmişi onun önüne çıkıyor, gelecekteki muamelenin ölçüsüne dönüşüyordu.
İzlenme ihtimalinin ekonomisi
Herkesi her an izlemek pahalı ve çoğu zaman imkânsızdır. Fakat insanlar ne zaman izlendiğini bilmiyorsa denetim çok daha ucuza gelir. Trafik kamerasının çalışıp çalışmadığını, işverenin hangi e-postaları okuduğunu veya platformun hangi hareketi şüpheli sayacağını bilmiyoruz. Bu belirsizlik, güvenli tarafta kalmak için davranışlarımızı gereğinden fazla sınırlamamıza yol açabilir.
Gözetimin en başarılı biçimi, itaatin dışarıdan dayatılmasına gerek bırakmaz. Çalışan ekran başında geçirdiği zamanı kendisi uzatır, öğrenci yalnızca öğrenmek için değil sürekli değerlendirilme ihtimaline göre çalışır, yurttaş hangi sözün ileride karşısına çıkabileceğini düşünerek susar. Gözetleyen ortadan kaybolsa bile onun bakışı zihinde yaşamaya devam eder.
Kayıt tutmak tarafsız değildir
Modern kurumlar kaydı nesnel gerçekliğin temsili gibi görür. Oysa neyin kaydedildiği ve neyin dışarıda bırakıldığı bir tercihtir. Çalışanın gönderdiği e-posta sayısı ölçülür ama çözdüğü görünmez sorunlar kayda girmeyebilir. Öğrencinin sınav notu saklanır, arkadaşına verdiği destek unutulur. Sistem ölçebildiğini gerçek, ölçemediğini önemsiz saymaya eğilimlidir.
Kayıtlar ayrıca insanları geçmiş davranışlarına sabitler. Bir hata puana, puan risk profiline, risk profili gelecekteki fırsatların daralmasına dönüşebilir. İnsan değişse bile dosya onu izler. Gözetim yalnızca şimdiki davranışı düzenlemez; geçmişi geleceğin üzerinde sürekli bir otorite hâline getirir.
Dijital panoptikonun farkı
Bugünün gözetimi tek bir kuleye sahip değildir. Telefon, kart, kamera, tarayıcı ve platformlar farklı verileri toplar. Üstelik insanlar yalnızca izlenmeye katlanmaz; paylaşım, kolaylık ve görünürlük karşılığında kendi verilerini üretir. Klasik panoptikonda mahkûm kuleden kaçmak isterdi. Dijital düzende kullanıcı, görülmemeyi toplumsal yokluk gibi yaşayabilir.
Bu durum gözetimi gönüllü yapmaz. İletişim, çalışma ve kamu hizmetleri belirli platformlara bağlandığında sistemi kullanmamak ağır bir bedel yaratır. “Kabul ediyorum” düğmesi gerçek bir pazarlık değildir. İnsanlar hizmete erişebilmek için nasıl işleneceğini bilmedikleri geniş bir veri alanını teslim ederler.
Görünürlük kime, karanlık kime?
Panoptik düzende yönetilenler görünür, yönetenler görünmezdir. Kurum bizim hakkımızda ayrıntılı bilgi toplarken algoritmanın nasıl karar verdiğini açıklamayabilir. Devlet yurttaştan şeffaflık isterken kendi işlemlerini güvenlik veya gizlilik gerekçesiyle saklayabilir. Şirket çalışanı ölçer, fakat ücret politikasının ve yönetim kararlarının ayrıntılarını paylaşmaz.
Gözetimin karşıtı bütünüyle görünmez olmak değildir. Ortak hayat bazı kayıtlar ve karşılıklı bilgi gerektirir. Mesele görünürlüğün tek yönlü olmamasıdır. Veriyi toplayan kurum da amaçlarını, ölçütlerini ve kararlarını açıklamalı; insan kendisi hakkındaki kayda erişebilmeli, yanlışları düzeltebilmeli ve gereksiz veriyi sildirebilmelidir.
Panoptikon bize yalnızca izlendiğimizi değil, izlenme ihtimalinin bizi nasıl dönüştürdüğünü anlatır. Özgürlük kameranın bulunmadığı bir köşe aramakla sınırlı değildir. Kimin kimi hangi hakla gördüğünü, kaydın ne kadar saklandığını ve bakışın sahibinin neden görünmez kaldığını sorgulayabilmektir.