Emir vardır, uygulama vardır, mağdur vardır; sorumluluk ise basamaklar arasında buharlaşır. Sorumluluk zincirin bir halkasında değil, kimsenin bütünü görmeye mecbur olmadığı düzende kaybolur.
Büyük kurumlarda kötülük çoğu zaman tek bir insanın kararı olarak ortaya çıkmaz. Bir kişi emri verir, başka biri yazıya döker, bir diğeri iletir, sahadaki görevli uygular ve sonradan herkes yalnızca kendi küçük parçasından sorumlu olduğunu söyler. Sonuçta bir insan haksızlığa uğrar, bir topluluk zarar görür veya geri döndürülemez bir karar uygulanır; fakat zincirin hiçbir halkası sonucun tamamını sahiplenmez. Emir vardır, uygulama vardır, mağdur vardır; sorumluluk ise basamaklar arasında buharlaşır.
“Ben yalnızca emri uyguladım” rahatlığı
Emir-komuta düzeni, karar verme ile uygulamayı birbirinden ayırır. Alt kademedeki kişi kararın içeriğini değerlendirmeden yerine getirmekle, üstteki kişi ise ayrıntıları doğrudan uygulamadığı için sonuçtan uzak durmakla kendisini aklayabilir. Ast, yetkisiz olduğunu; amir, uygulama biçimini kendisinin belirlemediğini söyler. Kurumun tamamı iş görmüş, fakat kurum içindeki hiç kimse kendisini fail saymamıştır.
Bu savunma her zaman bütünüyle sahte değildir. İnsanlar işlerini, gelirlerini ve güvenliklerini kaybetme tehdidi altında hareket edebilir. Askerî veya bürokratik yapılarda emre itaatsizliğin ağır yaptırımları bulunabilir. Yine de baskı altında olmakla her davranışın sorumluluğundan bütünüyle kurtulmak aynı şey değildir. Özellikle verilen emrin açık bir haksızlık ürettiği görülebiliyorsa “görev” sözcüğü ahlaki değerlendirmeyi ortadan kaldırmaz.
İşbölümü vicdanı da böler mi?
Modern kurumlar karmaşık işleri küçük görevlere ayırarak yürütür. Bu sayede binlerce kişi aynı amaç için çalışabilir. Fakat işbölümü yalnızca emeği değil, sonucun bilgisini de parçalar. Bir çalışan ürettiği parçanın nerede kullanılacağını bilmez, veri analisti oluşturduğu listenin kimlerin cezalandırılmasına yol açacağını görmez, yazılımcı geliştirdiği sistemin sahadaki etkisinden uzak kalabilir.
İnsan yalnızca önündeki dar göreve baktığında bütünün zararını fark etmeyebilir. Kurum da tam olarak bunu teşvik eder: Görev tanımının dışına çıkma, süreci sorgulama, kararın genel sonucuyla ilgilenme. Profesyonellik bazen işini düzgün yapmak değil, işin anlamını düşünmemek biçiminde yorumlanır. Böylece vicdan, yetki alanının dışında bırakılan gereksiz bir kişisel duyguya dönüşür.
Sorumluluk yukarı mı çıkar, aşağı mı iner?
Bir başarısızlık yaşandığında kurumlar çoğu zaman sorumluluğu en alt kademedeki uygulayıcıya yükler. “Talimat yanlış uygulanmıştır” denir. Başarı ise yönetimin doğru stratejisinin sonucu sayılır. Emir yukarıdan aşağıya inerken sorumluluğun da aynı yönde akması beklenir. Oysa kararın çerçevesini, kaynakları ve teşvikleri belirleyenlerin daha geniş bir sorumluluğu vardır.
Yine de her şeyi yalnızca tepedeki yöneticiye yüklemek de yeterli değildir. Zincirin altındaki insanlar bütünüyle iradesiz araçlar değildir. Emri yorumlar, uygulama biçimini seçer, bazen genişletir veya sertleştirirler. Kimi zaman otoritenin talep etmediği bir aşırılığı, otoriteye bağlılığını göstermek için kendileri üretir. Hiyerarşi, sorumluluğu ortadan kaldırmaktan çok farklı düzeylere dağıtır; fakat bu dağılım açıkça konuşulmadığında herkes yalnızca başkasını işaret eder.
Kurum adına yapılanın faili kim?
Şirket, devlet veya ordu hukuken tek bir kişilik gibi davranabilir. Para kazanır, sözleşme yapar ve karar alır. Fakat cezalandırma ve ahlaki hesap söz konusu olduğunda soyut kurumun arkasındaki insanlar kaybolabilir. Şirkete para cezası verilir; bedel hissedarlara, çalışanlara veya müşterilere dağılır. Yöneticiler görev değiştirir, dosyalar kapanır ve aynı yapı yeni isimlerle devam eder.
Gerçek hesap verebilirlik yalnızca bir günah keçisi bulmak değildir. Kararın nasıl üretildiğini, kimlerin hangi bilgiye sahip olduğunu, kimin itiraz edebileceğini ve hangi teşviklerin insanları susmaya yönelttiğini ortaya çıkarmayı gerektirir. Aksi hâlde bir kişi cezalandırılırken sorunu üreten düzen korunur.
İtaat yerine yargılama sorumluluğu
Emir-komuta zincirinde sorumluluğun kaybolmasını önlemek için insanlara yalnızca daha ayrıntılı talimatlar vermek yetmez. İtirazın mümkün ve güvenli olması gerekir. Çalışan hukuka, meslek etiğine veya insan onuruna aykırı gördüğü talimatı durdurabilmeli; bunu yaptığında hayatı parçalanmamalıdır. Bilgi saklanmamalı, karar kayıtları açık olmalı ve yetki kullanan herkes gerekçe gösterebilmelidir.
En önemlisi, itaat erdem sayılmaktan çıkarılmalıdır. Bir görevi üstlenmek düşünme sorumluluğunu teslim etmek değildir. “Bana emredildi” cümlesi koşulları açıklayabilir; fakat sonucu kendiliğinden haklı çıkarmaz. Bir kurumun güvenilirliği, emirlerin ne kadar hızlı uygulandığıyla değil, yanlış bir emrin nerede ve kim tarafından durdurulabildiğiyle ölçülmelidir.
Sorumluluk zincirin bir halkasında kaybolmaz. Her halkanın yalnızca yanındakine baktığı, hiç kimsenin bütünü görmeye mecbur olmadığı bir düzende kaybolur. Özgür ve ahlaki davranış bazen emri doğru uygulamak değil, o emrin uygulanmaması gerektiğini söyleyebilmekle başlar.