Kesişim, iki geleneğin birbirini onayladığı yerde değil, birbirine rahatsız edici sorular sorduğu yerde verimli olur. Özgürlük iddiası, en mahrem görünen köşelere kadar sınanmadığında eksik kalır.
Feminizm ile anarşizm ilk bakışta birbirine yakın iki düşünce geleneği gibi görünür. Biri kadınların ve cinsiyetlendirilmiş hayatların üzerindeki tahakkümü, diğeri devlet, sermaye ve hiyerarşinin farklı biçimlerini sorgular. İkisi de insan hayatının bir üstün otorite tarafından yönetilmesini kuşkuyla karşılar; özgürlüğün yalnızca yasalar önünde eşitlikten ibaret olmadığını söyler. Buna rağmen bu yakınlık hiçbir zaman kendiliğinden ve sorunsuz olmadı. Ortak kelimeler kullanmak, aynı kör noktaları taşımadığımız anlamına gelmiyor.
Anarşist bir hareket devleti ve patronu eleştirirken kendi içindeki erkek egemenliğini görmeyebilir. Feminist bir mücadele kadınların devlet ve piyasa içindeki konumunu iyileştirmeye çalışırken, bu kurumların ürettiği başka tahakküm biçimlerini yeterince sorgulamayabilir. Kesişim tam da birbirini onaylama noktasında değil, iki geleneğin birbirine rahatsız edici sorular sorduğu yerde verimli hâle gelir.
Özel hayat gerçekten özel mi?
Klasik siyaset uzun süre devleti, yasayı, savaşı ve kamusal kurumları asıl siyasi alan saydı. Ev içindeki iş bölümü, cinsellik, evlilik, çocuk bakımı ve duygusal ilişkiler özel hayatın konusu kabul edildi. Feminizmin en güçlü müdahalelerinden biri, iktidarın evin kapısında sona ermediğini göstermesiydi. Kimin para kazandığı, kimin ücretsiz bakım verdiği, kimin bedeni üzerinde karar sahibi olduğu ve kimin öfkesinin korku yarattığı da siyasetin parçasıdır.
Bu bakış anarşizmin iktidar eleştirisini derinleştirir. Devletin ortadan kalkması, ev içindeki hiyerarşiyi kendiliğinden çözmez. Patronun olmadığı bir kolektifte yemek, temizlik, duygusal destek ve toplantı düzeni yine kadınların üzerine kalabilir. Resmî lider bulunmasa bile sözü daha çok dinlenen erkekler gayriresmî bir merkez oluşturabilir. Özgürlük iddiası, gündelik ilişkilerin en mahrem görünen köşelerine kadar sınanmadığında eksik kalır.
Yasayla eşitlik yeterli olur mu?
Feminist mücadelelerin oy hakkı, eğitim, çalışma, boşanma, miras ve şiddete karşı koruma alanlarında kazandığı hukuki haklar küçümsenemez. Bu haklar milyonlarca insanın hayatını somut biçimde değiştirdi. Anarşist eleştiri ise devletin verdiği hakkın aynı zamanda devletin tanıma ve sınırlandırma gücünü koruduğunu hatırlatır. Kâğıt üzerindeki eşitlik, ekonomik bağımlılık ve toplumsal baskı sürdüğünde herkes için aynı ölçüde kullanılamaz.
Buradan “yasal haklar önemsizdir” sonucu çıkmaz. Şiddete maruz kalan birinin korunması, çalışanların ayrımcılığa karşı başvuru yolu bulması ve medeni hakların güvence altına alınması ertelenemeyecek ihtiyaçlardır. Mesele, özgürleşmeyi yalnızca mevzuata teslim etmemektir. Bir hak kazanılırken o hakkı kullanmayı mümkün kılacak dayanışma, barınma, gelir ve bakım ağları kurulmadığında en kırılgan insanlar yine dışarıda kalabilir.
Özgür birey kimin emeği üzerinde duruyor?
Anarşist düşüncede özerk, kendi kararını veren ve buyruğa boyun eğmeyen birey güçlü bir figürdür. Feminizm bu figüre basit bir soru yöneltir: Bu bağımsız insanın yemeğini kim hazırladı, çocuğuna kim baktı, hastalandığında kim yanında kaldı? İnsan hiçbir zaman bütünüyle kendi kendine yetmez. Özerklik, bakım emeğini görünmez kıldığında başkasının karşılıksız emeği üzerine kurulmuş ayrıcalığa dönüşebilir.
Feminizm bu nedenle karşılıklı bağımlılığı zayıflık değil, insan hayatının gerçeği olarak düşünmeye çağırır. Anarşizmin karşılıklı yardım fikriyle burada güçlü bir bağ kurulur. Özgür toplum, kimsenin kimseye ihtiyaç duymadığı bir yer değil; ihtiyacın itaate ve bakımın zorunlu kadınlık görevine dönüşmediği bir yer olabilir. Bakımı ortaklaştırmadan ve veren kişinin de dinlenme, karar ve gelecek hakkını korumadan kurulan özgürlük, yarım kalır.
Hareketin içindeki iktidar
Hem feminist hem anarşist çevreler yataylık, dayanışma ve eşit söz hakkı iddiasıyla örgütlenebilir. Fakat resmî hiyerarşinin olmaması iktidarın yokluğu anlamına gelmez. Daha çok zamanı, eğitimi, bağlantısı ve kendine güveni olanlar gündemi belirleyebilir. Teknik işleri bilenler vazgeçilmezleşebilir; bakım ve arabuluculuk görevleri görünmeden aynı kişilerin üzerine yığılabilir. Taciz ya da sınır ihlali ortaya çıktığında hareketin itibarı, zarar gören kişinin güvenliğinin önüne geçebilir.
Feminist deneyim, “biz zaten eşitiz” ilanının yeterli olmadığını öğretir. Görevlerin kimde biriktiğine, toplantıda kimin sustuğuna, çatışmanın yükünü kimin taşıdığına ve hesap verme mekanizmalarının gerçekten işleyip işlemediğine bakmak gerekir. Anarşist şüphe de feminist örgütlerin görünmez liderler, profesyonelleşme ve kurumsal bağımlılık karşısında kendini sorgulamasına katkı sunar. Kendi içindeki iktidarı konuşamayan hareketin dışarıdaki iktidarı dönüştürmesi zordur.
Ortaklık bir birleşme değil, açık bir gerilim
Feminizm tek bir düşünce olmadığı gibi anarşizm de değildir. Liberal, sosyalist, radikal, siyah, ekolojik ve queer feminizmler arasında; bireyci, komünist, sendikalist ve başka anarşist damarlar arasında ciddi farklar bulunur. Bu nedenle iki geleneğin kesişiminden tek ve tartışmasız bir program çıkmaz. Bazen bireysel tercih ile toplumsal yapı, güvenlik ile devlet eleştirisi, kimlik ile evrensellik konusunda sert anlaşmazlıklar yaşanır.
Belki kesişimin değeri, bütün bu farkları kapatmasında değil, özgürlüğün ölçüsünü genişletmesindedir. Ev içinde tahakküm sürerken kamusal devrim yeterli değildir; yoksulluk ve devlet şiddeti sürerken yalnızca temsil eşitliği de yeterli değildir. Feminizm anarşizme iktidarın bedene ve bakıma nasıl yerleştiğini, anarşizm feminizme özgürleşmenin yönetici kadrolara katılmaktan daha fazlası olduğunu hatırlatır. İki gelenek birbirini tamamlanmış cevaplar olarak değil, kendi rahatını bozan birer soru olarak dinlediğinde ortaklık gerçek bir düşünsel güce dönüşür.
Bu kesişimin bugünkü sınavlarından biri güvenlik meselesidir. Şiddet gören bir insanın hızlı ve etkili korunmaya ihtiyacı vardır; devletin cezalandırıcı kurumlarını eleştirmek bu ihtiyacı erteleyemez. Öte yandan yalnız polis ve hapis üzerinden kurulan güvenlik, şiddetin ekonomik ve ilişkisel nedenlerini çözmeyebilir, hatta başka kırılgan gruplar için yeni baskılar üretebilir. Feminist ve anarşist yaklaşımın verimli gerilimi, güvenliği küçümsemeden cezalandırmayı tek çözüm olmaktan çıkarmaya çalışmasında bulunur.
Barınma, gelir, bakım desteği, güvenilir topluluklar ve onarıcı süreçler bu nedenle özgürlüğün tali ayrıntıları değildir. Bir kişinin şiddet içeren ilişkiden ayrılabilmesi için yalnız hukuki hak değil, gidecek yer ve sürdürebileceği hayat gerekir. Kesişim, devleti ya bütünüyle kurtarıcı ya da bütünüyle önemsiz sayan kolay cevapları bozar. Asıl soru, zarar görenin sözünü merkeze alan ve yeni bir tahakküm üretmeyen koruma biçimlerinin nasıl kurulacağıdır.