Aykırı Medya
Teknoloji ve Müşterekler

Gözetim Kapitalizmi

Satılan şey yalnızca kişisel bilgilerimiz değil; dikkatimiz, tereddütlerimiz ve gelecekteki davranış ihtimallerimiz. Hayatımızın bir bölümü ölçülmeyen, tahmin edilmeyen ve satılmayan bir karanlıkta kalabilmeli.

Bir mağazaya girip hiçbir şey satın almadan çıktığımızı düşünelim. Hangi rafa baktığımız, bir ürünün önünde kaç saniye durduğumuz, hangi etiketi okuyup yüzümüzü buruşturduğumuz ve çıkarken aklımızdan ne geçtiği mağaza sahibinin elinde değildir. En azından fiziksel dünyada her hareketimiz kendiliğinden kayda dönüşmez. Dijital dünyadaysa dokunmadığımız düğme bile anlamlı olabilir. Nerede durduğumuz, neyi hızla geçtiğimiz, gece hangi saatte uyandığımız ve hangi kelimeyi yazıp sildiğimiz, hakkımızda kurulan büyük tahmin makinesinin küçük parçalarına dönüşebilir.

Gözetim kapitalizmi kavramı, bu kayıt düzeninin yalnızca güvenlik veya reklam meselesi olmadığını anlatır. İnsan deneyimi, ham madde gibi toplanır; davranışlarımızdan çıkarılan veriler gelecekte ne yapacağımızı tahmin etmek ve mümkünse davranışımızı belirli bir yöne itmek için kullanılır. Burada satılan şey yalnızca kişisel bilgilerimiz değildir. Dikkatimiz, alışkanlıklarımız, tereddütlerimiz ve gelecekteki davranış ihtimallerimiz ekonomik değere çevrilir. Biz hizmet alırken arka planda hakkımızda sürekli yeni bir ürün üretilir.

İzlenmekten daha fazlası

Gözetim denildiğinde aklımıza çoğu zaman bir kameranın bizi seyretmesi gelir. Oysa dijital gözetimin asıl gücü, tek tek anları izlemekten çok onları birleştirmesindedir. Bir konum kaydı tek başına sıradan olabilir. Arama geçmişi, satın alma bilgisi, uyku saati, mesaj trafiği ve arkadaş çevresiyle birleştiğinde yaşam biçimimizin ayrıntılı bir haritası çıkar. İnsanların bilmediği, unuttuğu ya da kimseye söylemediği ilişkiler veriler arasındaki bağlardan tahmin edilebilir.

Bu sistemde başında ekran bulunan bir görevlinin bizi sürekli izlemesi gerekmez. Sınıflandırma otomatik yapılır. “Yeni ev arıyor olabilir”, “iş değiştirmeye yatkın”, “borçlanma ihtimali yüksek”, “bu mesaja tepki verebilir” gibi olasılıklar üretilir. Tahmin doğru da olabilir, yanlış da. Fakat her iki durumda da sonuçları gerçektir: Önümüze çıkan fiyat, reklam, haber veya teklif değişebilir. Hakkımızda verilen karar, bizim hiçbir zaman görmediğimiz bir profile dayanabilir.

Ücretsiz hizmetin görünmeyen sözleşmesi

Birçok dijital hizmetin para istememesi, aramızdaki ekonomik ilişkiyi görünmez kılar. Kullanıcı olarak kendimizi müşteri sanırız; oysa platformun gelirini sağlayan başka taraflar için dikkatimiz ve davranış tahminlerimiz asıl değerdir. “Ürün sensin” cümlesi meseleyi kabaca anlatır, ama eksik bırakır. İnsan satılan bir nesne değildir; onun davranışına ulaşma ve onu etkileme imkânı pazarlanır.

Bu alışverişte gerçek bir pazarlık yaşanmaz. Hizmetin koşulları önümüze gelir, kabul ederiz; çoğu zaman başka seçeneğimiz veya metni değerlendirecek zamanımız yoktur. Üstelik gelecekte veriden hangi sonuçların çıkarılacağını bilmemiz mümkün değildir. Bugün önemsiz görünen bir kayıt, yarın farklı bir veri kümesiyle birleştiğinde hassas bir bilgiye dönüşebilir. Bu yüzden rıza, bir kez verilen sınırsız izin gibi ele alınamaz.

Davranışı tahmin etmek yetmediğinde

Bir şirket hangi ürünü alacağımızı tahmin edebiliyorsa reklamını doğru zamanda gösterebilir. Fakat rekabet ilerledikçe yalnızca tahmin etmek yetmez; davranışı değiştirmek daha değerlidir. Bildirimler, öneriler, sıralamalar, ödüller ve kişiye göre düzenlenen akışlar burada devreye girer. Sistem bize zorla bir şey yaptırmaz. Önümüzdeki seçeneklerin düzenini değiştirir, bazı duyguları besler, acele veya eksiklik hissi yaratır.

Bu etki her zaman başarılı değildir; insan davranışı bütünüyle hesaplanabilir değildir. Yine de milyonlarca insanın küçük bir bölümünü belirli yönde hareket ettirmek bile ticari ya da siyasi açıdan büyük sonuçlar doğurabilir. Üstelik hangi davranışın teşvik edildiğini çoğu zaman fark etmeyiz. Reklam ile öneri, popüler olan ile öne çıkarılan, kendi isteğimiz ile tasarlanmış dürtü arasındaki sınır bulanıklaşır. İktidar, yasağın sertliğinden çok ortamın ayarlanmasında çalışır.

Mahremiyet saklayacak şeyi olanların meselesi değil

Gözetim tartışmalarında sıkça “saklayacak bir şeyim yok” denir. Bu cümle mahremiyeti suçla ilişkilendirir. Oysa kapımızı kapatmak için suç işlememiz gerekmez. İnsan yalnız kaldığında, hata yapabildiğinde, fikrini değiştirebildiğinde ve her davranışının kalıcı bir kayda dönüşmeyeceğini bildiğinde özgürce gelişir. Sürekli izlendiğimizi düşündüğümüzde yalnızca kötülükten değil, alışılmadık olmaktan da kaçınırız.

Mahremiyet bireysel bir lüks değil, toplumsal özgürlüğün koşullarından biridir. Muhalif bir düşüncenin filizlenmesi, güvencesiz bir çalışanın örgütlenmesi, bir gencin kimliğini araştırması ya da insanın henüz emin olmadığı bir soruyu sorması için görünmez kalabileceği alan gerekir. Her şeyin ölçüldüğü yerde uyum ödüllenir, sapma risk hâline gelir. “Saklayacak şey” bazen suç değil, henüz çoğunluğa benzemeyen bir düşüncedir.

Başka bir dijital ekonomi mümkün mü?

Gözetim kapitalizmini eleştirmek, bütün veri kullanımını reddetmek değildir. Veriler trafik planlamasında, bilimsel araştırmada, sağlık hizmetinde ve insanların gerçekten istediği ürünleri geliştirmede yararlı olabilir. Belirleyici soru, verinin kim tarafından, hangi amaçla ve hangi sınırlar içinde kullanıldığıdır. İnsanlar toplanan veriyi görebiliyor, silebiliyor ve kullanım amacına itiraz edebiliyor mu? Hizmeti kullanmak için davranışlarının sınırsızca izlenmesine razı olmak zorundalar mı? Toplanan değer topluma dönüyor mu?

Ücretli ama izlemeyen hizmetler, veri toplamayı en aza indiren tasarımlar, cihaz üzerinde işleme, ortak mülkiyet ve güçlü silme hakları başka modellerin parçaları olabilir. Bunlar dijital hayatı bedava olmaktan çıkarabilir veya bazı kolaylıklardan vazgeçmemizi gerektirebilir. Fakat bugün de bedel ödüyoruz; yalnızca faturayı para olarak görmediğimiz için ucuz sanıyoruz.

Gözetim kapitalizminin başarısı, kendisini hayatın doğal akışı gibi göstermesidir. Telefon açılır, uygulama çalışır, reklam gelir ve biz yolumuza devam ederiz. Oysa arka planda insan deneyimini sürekli kaynağa çeviren bir düzen vardır. Bu düzene itiraz etmek teknolojiden kaçmak değil, insanın her anının pazara ait olmadığını hatırlatmaktır. Hayatımızın bir bölümü ölçülemeyen, tahmin edilmeyen ve satılmayan bir karanlıkta kalabilmeli. Özgürlük bazen tam da kimsenin bakmadığı yerde nefes alır.

Paylaş

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.