Aykırı Medya

İklim Krizinde Kimin Sözü Geçiyor?

İklim krizinin tuhaf taraflarından biri, bütün gezegeni ilgilendiren bir mesele olmasına rağmen kararların çok somut yerlerde alınması.

İklim krizinin tuhaf taraflarından biri, bütün gezegeni ilgilendiren bir mesele olmasına rağmen kararların çok somut yerlerde alınması. Bir vadide maden açılıyor, bir köyün yakınına enerji tesisi kuruluyor, bir mahallede dönüşüm projesi başlıyor, bir işkolunun geleceği birkaç yılda değişiyor. Gerekçe küresel: emisyonu azaltmak, enerjiyi dönüştürmek, geleceği korumak. Bedel ise belirli insanların evinin, işinin, suyunun veya toprağının üzerinde ortaya çıkıyor.

Bu gerilim iklim siyasetini yalnız “bilime inanıyor musun?” tartışmasına indirgemeyi zorlaştırıyor. Bilim krizin gerçekliğini ve risklerini güçlü biçimde ortaya koyabilir. Ama hangi çözümün nerede uygulanacağı, bedelin kimin üzerinde kalacağı ve neyin feda edilebilir sayılacağı yalnız bilimsel hesap değil.

Gezegen adına konuşmak kolay

“Bütün insanlık için gerekli” cümlesi güçlüdür. Gerçekten de iklim değişikliği sınır tanımıyor. Bir bölgenin kararının etkisi başka coğrafyalara, hatta henüz doğmamış insanlara kadar uzanabilir.

Fakat ortak yarar dili, yerel itirazı kolayca bencillik gibi gösterebilir. Köylü su kaynağını korumak istiyorsa “enerji dönüşümüne karşı”, işçi işini kaybetmekten korkuyorsa “fosil düzene bağlı”, mahalleli büyük altyapı projesine itiraz ediyorsa “kamu yararını anlamıyor” sayılabilir.

Bazen bu eleştirilerde haklılık payı bulunabilir. Yerel çıkar da daha geniş toplumsal ihtiyete zarar verebilir. Fakat “küresel yarar”ı kimin tanımladığı tartışılmaz hale geldiğinde merkez, kendi tercihine evrensel bir ses verir.

İklim krizi gerçek; ona verilen her cevap bu nedenle otomatik olarak adil değil.

Karbon hesabı neyi görmüyor?

Emisyon hesabı olmadan iklim politikası yürütmek mümkün değil. Ne kadar karbon salındığını, hangi teknolojinin ne kadar azaltım sağladığını bilmek gerekiyor. Fakat bir proje karbon açısından iyi görünürken başka kayıplar üretebilir.

Bir enerji tesisi temiz elektrik sağlar ama su kullanımını artırabilir. Maden, enerji dönüşümü için gerekli mineral üretir ama çevresindeki yaşam alanını bozabilir. Yeni ulaşım altyapısı emisyonu düşürürken düşük gelirli mahallelerde kiraları yükseltebilir.

Bunlar iklim politikasından vazgeçme gerekçesi değil. Daha çok tek bir ölçütün bütün gerçeği temsil edemeyeceğini gösteriyor. Karbon sayısı güçlü bir bilgi; ama toprağın, geçimin, kültürel bağın veya başka canlıların kaybını kendiliğinden konuşmuyor.

Ölçülemeyen şey, karar masasında kolayca sessizleşiyor.

İşçinin “geçiş”i nasıl olacak?

Fosil yakıta dayalı sektörlerin küçülmesi gerektiğini söylemekle o sektörlerde çalışan insanların hayatının nasıl değişeceğini anlatmak aynı şey değil. “Yeni işler oluşacak” cümlesi toplam ekonomi düzeyinde doğru olabilir; fakat kapanan tesisin bulunduğu şehirdeki elli yaşındaki işçinin yeni işinin nerede olacağı başka soru.

İnsanlar geleceğin yeşil ekonomisine karşı oldukları için değil, bugünkü kirasını ve çocuğunun masrafını düşündüğü için değişime direnebilir. İklim siyaseti bu korkuyu yalnız bilinç eksikliği gibi görürse otoriterleşmeye çok açık hale gelir.

Adil geçiş denilen şey tam da bu nedenle yalnız teknik dönüşüm değil, güç meselesi. Kararı verenlerle maliyeti taşıyanlar aynı insanlar değilse “hepimiz için” sözü hızla inandırıcılığını kaybediyor.

Gelecek kuşak nasıl konuşacak?

İklim kararlarının büyük kısmı bugün masada olmayan insanların hayatını etkileyecek. Gelecek kuşak oy kullanamıyor, toplantıya gelemiyor, dava açamıyor. Aynı şekilde orman, nehir veya başka canlılar da kendi adlarına konuşamıyor.

Onları temsil ettiğini söyleyenler bu yüzden güçlü bir ahlaki pozisyon kazanıyor. Ama “gelecek kuşak adına” konuşmak da denetlenmesi zor bir yetki olabilir. Farklı politikalar aynı gelecek iddiasıyla savunulabilir.

Belki sorun temsilin kaçınılmazlığından çok, temsilcinin kendi yorumunu geleceğin tek sesi gibi sunmasında. Gelecek kuşak bugünden tam olarak bilinemez; ama bugünkü kararın geri döndürülemez zararını azaltmak mümkün olabilir.

İklim siyaseti bazen kesin gelecek bilgisi değil, geri dönüşü olmayan güç kullanımı karşısında daha fazla ihtiyat gerektiriyor.

Yerel olan her zaman masum değil

Merkezin kararına karşı yerel topluluğu otomatik olarak haklı görmek de romantik. Bir yerel çoğunluk başka bir topluluğun suyunu kullanmak isteyebilir, çevresel maliyeti komşu bölgeye bırakabilir, kısa vadeli gelir için ağır tahribata razı olabilir.

Yerel bilgi değerlidir; yerel iktidar da iktidardır. Bu nedenle mesele “merkez mi yerel mi?” kadar kolay değil. Farklı ölçeklerde yaşayan insanların birbirine karşı sorumluluğu var. İklim krizi zaten tek köyün veya tek devletin sınırında çözülemeyecek kadar bağlantılı.

Belki daha zor olan, koordinasyonun merkezileşmeye dönüşmediği bir ilişki kurmak. Bilimsel bilginin, yerel deneyimin, işçinin geçim kaygısının ve ekolojik sınırın birbirini susturmak yerine aynı çatışmanın içinde kalabilmesi.

Kriz, hızlı karar bahanesi olduğunda

İklim krizinin aciliyeti gerçek. Gecikmenin maliyeti büyüyor. Fakat aciliyet “itiraz edecek zaman yok” cümlesine dönüştüğünde başka bir kriz yönetimi başlıyor. Proje hızlandırılıyor, danışma süresi kısalıyor, yerel itiraz gecikme olarak görülüyor.

Bazen gerçekten hız gerekir. Ama yıllarca sorunu erteleyen kurumların son anda yurttaşa “artık tartışacak zaman yok” demesi de tuhaf. Gecikmenin bedeli, karar sürecinden dışlananlara yüklenebilir.

İklim krizi bize yalnız doğayla ilişkimizin sınırlarını değil, siyasal kararın sınırlarını da gösteriyor. Bir şey çok acil ve çok gerekli olabilir; yine de onun adına kullanılan gücün sorgulanması gerekebilir.

Belki asıl soru “İklim için ne yapmalıyız?”dan önce değil, onun yanında duruyor: Yapılacak şeyin bedelini kim belirliyor, kim taşıyor ve yanlışsa kim durdurabiliyor?

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası