İktidar birinin sahip olduğu güç değil; başkalarının seçeneklerini daraltabilme ve bazı ihtimalleri daha doğmadan görünmez kılabilme kapasitesidir. Bir koltukta oturmaz; o koltuğu anlamlı kılan ilişkiler ağında yaşar.
İktidar denildiğinde gözümüz genellikle yukarıya çevrilir. Hükümet binalarına, meclislere, devlet başkanlarına, büyük şirketlerin yönetim kurullarına ve ekranlarda sürekli görünen insanlara bakarız. Bu bakış bütünüyle yanlış değildir; çünkü yasa, para, medya ve zor kullanma imkânı gerçekten belirli merkezlerde yoğunlaşır. Fakat iktidarı yalnızca tepede duran bir şey olarak gördüğümüzde, onun gündelik ilişkiler içinde nasıl üretildiğini ve bizden nasıl geçtiğini kaçırırız.
İktidar basitçe birinin sahip olduğu güç değildir. Başkalarının davranışını yönlendirebilme, seçeneklerini daraltabilme, gündemi belirleyebilme ve bazı ihtimalleri daha doğmadan görünmez kılabilme kapasitesidir. Bazen açık bir emirle çalışır, bazen ödülle, bilgiyle, alışkanlıkla ya da “normal” sayılan şeyleri belirleyerek. Bir kapının kilidi, bir formdaki zorunlu alan, bankanın kredi puanı, işyerindeki performans ölçütü veya sosyal medyanın görünürlük düzeni, kimse bağırmadan davranışlarımızı biçimlendirebilir.
Sahip olunan şey mi, kurulan ilişki mi?
İktidarı bir nesne gibi düşündüğümüzde, onu ele geçirmenin bütün sorunu çözeceğini varsayarız. Kötü kişilerin elindeki iktidar iyi kişilerin eline geçerse düzen düzelecektir. Oysa makamı devralanların kısa sürede önceki yöneticilere benzemesi yalnızca kişisel zaaflarla açıklanamaz. Kurumun işleyişi, gizliliği, kaynak dağıtımı ve karar alma biçimi yeni yöneticiyi de belirler. İktidar bir koltukta oturmaz; o koltuğu anlamlı kılan ilişkiler ağında yaşar.
Bu yüzden iktidarın kimde olduğu kadar nasıl dolaştığına bakmak gerekir. Yönetici emreder ama emrin uygulanması için memura, çalışana, teknik sisteme, kayda ve çoğu zaman yönetilenlerin belirli ölçüde işbirliğine ihtiyaç duyar. Bu, herkesin istediği anda düzenin dışına çıkabileceği anlamına gelmez. Geçim, borç, yasa ve şiddet son derece gerçek sınırlardır. Yine de iktidarın bütünüyle kendi kendine çalışan bir makine olmadığını gösterir. İlişki değiştiğinde, işbirliği çekildiğinde veya farklı bir işbirliği kurulduğunda güç dengesi de değişebilir.
Gündemi belirlemek, kararı belirlemek kadar güçlüdür
İktidar yalnızca hangi kararın alınacağını değil, hangi konuların konuşulabileceğini de belirler. Bir işyerinde ücret artışı hiç gündeme gelmiyor, toplantılar yalnızca verimlilik üzerine yapılıyorsa çalışanların tartışma alanı baştan sınırlandırılmıştır. Bir kent projesinde “bu proje yapılmalı mı?” sorusu kapatılıp yalnızca “hangi renkte olsun?” diye soruluyorsa katılım görüntüsü vardır ama temel karar çoktan verilmiştir.
Gündem kurma gücü medyada daha da görünürdür. Hangi olayın haber olduğu, hangi sözcüklerle anlatıldığı ve kimin uzman olarak çağrıldığı, kamuoyunun neyi sorun sayacağını etkiler. Bir konu hakkında yanlış bilgi vermek kadar o konuyu hiç göstermemek de iktidar kullanımıdır. Görünmez bırakılan ihtiyaçlar siyasi talebe dönüşemez; adı konulmayan zarar kişisel talihsizlik gibi yaşanır. İktidar bazen cevapları dayatmaz, sorulabilecek soruların sınırını çizer.
Normal olanı kim belirliyor?
En kalıcı iktidar biçimlerinden biri kendisini iktidar gibi göstermeyendir. “Normal insan”, “başarılı hayat”, “iyi aile”, “makul çalışan” veya “güvenilir yurttaş” gibi tanımlar davranışlarımızı sessizce yönlendirir. İnsanlar yalnızca cezadan kaçınmak için değil, normal sayılmak ve kabul görmek için de kendilerini düzenler. Bedeni, konuşması, arzusu veya hayat tarzı bu kalıba uymayan kişi sürekli açıklama yapmak zorunda kalırken normun içinde kalan kişi kendi konumunu doğal sanabilir.
Bu nedenle iktidar yalnızca yasaklayan bir güç değildir; kimlikler, arzular ve hedefler de üretir. Daha çok çalışmayı istememiz, kendimizi ölçülerle değerlendirmemiz, görünür olmayı başarı saymamız ya da tüketici seçimini özgürlüğün temel biçimi gibi görmemiz yalnızca dışarıdan dayatılmış olmayabilir. İktidar, istediğimiz şeylerin oluşumuna katıldığında ona direnmek daha zorlaşır. Karşımızda yalnızca “hayır” diyen bir otorite yoktur; bize nasıl bir “ben” olmamız gerektiğini anlatan geniş bir kültür vardır.
Aşağıda da iktidar vardır
İktidarın her yerde bulunması, herkesin eşit ölçüde güçlü olduğu anlamına gelmez. Bir çalışanın arkadaşına baskı yapmasıyla şirket sahibinin binlerce kişiyi işten çıkarma yetkisi aynı ölçekte değildir. Devletin ceza aygıtıyla aile içindeki duygusal yönlendirme birbirine indirgenemez. “Herkes iktidar kullanıyor” cümlesi, büyük eşitsizlikleri görünmez kılmak için kullanılırsa eleştirel gücünü kaybeder.
Yine de iktidarı yalnızca yukarıdakilere ait saymak, kendi ilişkilerimizde kurduğumuz küçük üstünlükleri aklamamıza yol açar. Muhalif bir toplulukta bilgiyi saklayan kişi, aile içinde bakım yükünü başkasına bırakan birey, arkadaş grubunda alayla sessizlik yaratan biri de davranış alanını daraltır. Büyük yapıları eleştirirken küçük iktidarlarımızı görmezden gelmek kolaydır. Oysa başka bir hayat, yalnızca merkezî iktidarın değişmesiyle değil, gündelik ilişkilerin de dönüşmesiyle kurulabilir.
Direnişin başladığı yer
İktidar ilişkisel ise direniş de yalnızca sarayın kapısında başlamaz. İşyerinde bilginin paylaşılması, toplantıda gündemin birlikte belirlenmesi, bakım işinin adil bölüşülmesi, algoritmik kararın gerekçesinin istenmesi veya bir grubun dışlayıcı diline itiraz edilmesi küçük ama gerçek müdahalelerdir. Bunların hiçbiri büyük iktidar merkezlerini tek başına ortadan kaldırmaz. Fakat iktidarın gündelik yeniden üretimini aksatır ve insanların birlikte hareket etme kapasitesini büyütür.
Burada romantik olmamak gerekir. Her ilişkide iktidar bulunduğunu söylemek, ondan tamamen arınmış saf bir alan kurabileceğimiz anlamına gelmez. Ortak hayat etki, müzakere ve karşılıklı yönlendirme içerir. Asıl mesele etkinin tek taraflı, kalıcı ve hesap sorulamaz hâle gelip gelmediğidir. İktidarı yalnızca ele geçirilecek bir nesne değil, sürekli denetlenmesi gereken bir ilişki olarak gördüğümüzde soru da değişir: “İktidar kimde?” demekle yetinmeyip “Bu güç nasıl kuruluyor, kimleri susturuyor ve nasıl paylaşılabilir?” diye sormaya başlarız.