Aykırı Medya
Otorite ve İktidar

İşyerinde Mikro-İktidar İlişkileri

Kimin sözünün kesilebildiği, bilgiye kimin önce ulaştığı, kimin hatasının dosyaya yazıldığı da iktidardır. Bir iş yerinin demokratikliği duvardaki değerler metninden değil, en güçsüz çalışanın haksızlık karşısında ne söyleyebildiğinden anlaşılır.

İşyerindeki iktidarı yalnızca patronun çalışan üzerindeki yetkisi olarak düşündüğümüzde, gündelik hayatın daha ince ilişkilerini kaçırırız. Kimin toplantıda sözünü kesebildiği, bilgiye kimin önce ulaştığı, izin talebinin hangi yüz ifadesiyle karşılandığı ve hangi çalışanın hatasının unutulup hangisinin dosyasına yazıldığı da iktidarın parçalarıdır. Resmî şemada aynı unvana sahip iki insanın gerçek hareket alanları birbirinden çok farklı olabilir.

Küçük yetkilerin büyük etkisi

Mikro-iktidar çoğu zaman küçük görünen yetkiler üzerinden işler. Vardiya çizelgesini hazırlayan kişi, teknik sistemi yalnız kendisi bilen çalışan, yöneticinin takvimini düzenleyen asistan veya ekip içindeki gayriresmî sözcü diğerlerinin hayatını etkileyebilir. Bu insanların hiçbiri patron olmayabilir; yine de bilgiye ve erişime hâkim oldukları için kararların geçeceği kapıları tutarlar.

Yetki belirsiz olduğunda hesap sormak da zorlaşır. Çalışanın talebi neden geciktiği sorulduğunda herkes başka bir süreci işaret eder. Kimse açıkça “Hayır” dememiştir ama iş yapılmamıştır. Mikro-iktidarın gücü bazen karar vermekten değil, kararın yolunu yavaşlatabilmekten gelir.

Görünürlük kimin hakkı?

İşyerinde yapılan her emek aynı ölçüde görünmez. Sunumu yapan kişi alkış alırken veriyi hazırlayan, hataları düzelten ve ekibin duygusal yükünü taşıyan çalışan unutulabilir. Yöneticinin görebildiği işe yakın olmak, işin kendisinden daha değerli hâle gelebilir. Böylece çalışanlar üretmek kadar ürettiklerini sergilemeye de zaman ayırır.

Uzaktan çalışma ve dijital takip sistemleri bu durumu değiştirmek yerine yeni biçimlere soktu. Çevrimiçi görünmek, hızlı cevap vermek ve sürekli hareket hâlinde olduğunu göstermek çalışmanın kanıtına dönüşebiliyor. Düşünmek, beklemek, okumak ve başkasına destek olmak gibi kolay ölçülemeyen faaliyetler değersizleşiyor. İnsanlar iyi iş çıkarmaktan önce sistemde çalışıyor görünmeyi öğreniyor.

Yakınlık, sadakat ve küçük ayrıcalıklar

Kuralların herkese eşit uygulandığı söylenen kurumlarda bile yöneticilere yakınlık önemli bir güç kaynağıdır. Kimin şakasına gülündüğü, kimin özel hayatının bilindiği, öğle arasında kimlerle oturulduğu kariyer üzerinde etkili olabilir. Bu ilişkiler yazılı olmadığı için ayrımcılığın kanıtlanması zordur. Terfi eden kişi yetenekli olabilir; fakat hangi yeteneğin görülmeye değer sayıldığı yakınlık ağları tarafından belirlenmiş olabilir.

Çalışanlar bu düzeni fark ettiğinde yalnızca işlerini değil, yöneticilerle ilişkilerini de yönetmeye başlar. Eleştiriyi yumuşatır, hoşlanmadıkları kararlara destek verir ve görünür bir sadakat sergilerler. Kurum açıkça itaat istemediğini söylese bile ödül düzeni hangi davranışın beklendiğini anlatır.

Çalışanlar birbirini nasıl yönetir?

Mikro-iktidar yalnızca yukarıdan aşağıya işlemez. Ekip içindeki çalışanlar da birbirini normlara uymaya zorlayabilir. Fazla mesaiye kalmayan kişi bencil, izin kullanan çalışan ekibi yarı yolda bırakan biri sayılabilir. Yönetimin doğrudan talep etmediği fedakârlık kültürü çalışanlar tarafından korunur. Herkes başkasının ne kadar çalıştığını izlemeye başlayınca patronun sürekli gözetimine ihtiyaç kalmaz.

Bu düzen özellikle güvencesiz ortamlarda güçlenir. İnsanlar terfi, sözleşme yenileme veya işini koruma için birbirine rakip hâle getirildiğinde ortak sorunları konuşmak zorlaşır. Bir çalışanın başarısı diğerinin elenmesi anlamına geliyorsa dayanışmanın yerini sessiz bir rekabet alır. Yönetim, bölünmüş çalışanlar üzerinde daha az emirle daha fazla denetim kurabilir.

Yataylık ilan etmek yetmez

Bazı şirketler hiyerarşiyi kaldırdıklarını, herkesin eşit ve özgür olduğunu söyler. Unvanların silinmesi ve açık ofis kullanılması gerçek güç farklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ücreti, işten çıkarmayı ve kaynak dağılımını hâlâ küçük bir grup belirliyorsa yataylık bir kültür sloganı olarak kalır. Hatta resmî hiyerarşinin görünmezleşmesi, kime hesap sorulacağını belirsizleştirebilir.

İşyerinde daha özgür ilişkiler kurmak için yalnızca iyi yöneticilere değil, çalışanların gerçek karar hakkına ihtiyaç vardır. Ücretlerin, performans ölçütlerinin, çalışma sürelerinin ve görev dağılımının konuşulabildiği; bilgilerin birkaç kişide tutulmadığı; itirazın kariyer cezasına dönüşmediği yapılar gerekir. Mikro-iktidar tamamen yok olmayabilir, çünkü insanlar birbirini etkilemeye devam edecektir. Fakat bu etkinin kalıcı üstünlüğe dönüşmesi engellenebilir.

Bir işyerinin demokratikliği duvarındaki değerler metninden değil, en güçsüz çalışanın haksızlık karşısında ne söyleyebildiğinden anlaşılır. İktidar bazen büyük yönetim kararlarında değil, bir insanın izin isterken sesinin neden kısıldığında saklıdır.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.