Belediyeyi arıyoruz, “hizmeti şirket yürütüyor” deniyor. Şirketi arıyoruz, “şartnameyi kamu kurumu belirledi” cevabı geliyor. Alt yüklenici başka firmayı, çağrı merkezi merkez ofisi gösteriyor.
Belediyeyi arıyoruz, “hizmeti şirket yürütüyor” deniyor. Şirketi arıyoruz, “şartnameyi kamu kurumu belirledi” cevabı geliyor. Alt yüklenici başka firmayı, çağrı merkezi merkez ofisi gösteriyor. Sorun hâlâ orada; muhatap sürekli bir adım ötede.
Kamu hizmetlerinin özel şirketler eliyle yürütülmesi yeni değil. Temizlikten ulaşıma, yazılımdan sağlığa kadar pek çok alanda devlet ve şirket iç içe çalışıyor. Bu ortaklık bazen uzmanlık ve kapasite sağlayabilir. Fakat yetki ile sorumluluk farklı kurumlara dağıldığında vatandaşın önünde garip bir boşluk oluşuyor: Hizmeti kim yaptı belli, ama sonucun hesabını kimin vereceği belirsiz.
İş devrediliyor, kamusal görev de mi?
Kamu kurumu belirli işi özel şirkete bırakabilir. Otobüsü şirket işletir, bilgi sistemini şirket geliştirir, bakım hizmetini taşeron yürütür. Ancak yurttaş o hizmeti hâlâ kamusal bir hak veya yükümlülük çerçevesinde alıyor olabilir.
Sorun çıktığında şirket “biz sözleşmeye uygun yaptık” diyebilir. Kamu kurumu da “operasyon şirketin sorumluluğunda” diyebilir. İki cümle ayrı ayrı doğru olabilir. Birlikte kullanıldığında sorumluluk ortadan kaybolur.
Bu yapı iktidarın klasik numaralarından birini güçlendirir: Herkes yalnız kendi parçasından sorumludur, bütün sonuçtan kimse sorumlu değildir.
Ticari sır kamusal duvara dönüşünce
Özel şirketin bazı bilgilerini rakiplerinden koruması anlaşılır. Fakat kamu adına çalışan sistemin karar ölçütleri ticari sır gerekçesiyle tamamen kapandığında yurttaş kendisini etkileyen süreci denetleyemez.
Bir yazılım sosyal yardım başvurularını sıralıyor, bir özel şirket kamu kamerasının analizini yapıyor veya ulaşım verisi üzerinden hizmet planlanıyorsa algoritma ve sözleşmenin her ayrıntısı herkesin önüne serilmeyebilir. Yine de kararın hangi ölçütle verildiğini anlamak kamusal hesap verebilirliğin parçası.
“Ticari sır” burada şirketi rakibinden değil, yurttaştan korumaya başladığında özel hukuk kamusal sorumluluğun perdesine dönüşebilir.
Taşeron çalışan kimin çalışanı?
Sorumluluk zincirinin en sert sonucu bazen çalışan üzerinde görülüyor. Kamu binasında her gün çalışan kişi hukuken başka şirketin işçisi olabilir. Çalışma koşullarını ihale fiyatı belirler, günlük talimatı kurum verir, maaşı taşeron öder.
Sorun çıktığında işçi iki merkez arasında kalır. Kamu “bizim personelimiz değil”, şirket “şartname böyle” diyebilir. Çalışan hizmetin kamusal yüzünü taşır ama o kamusal yapının güvencesine sahip değildir.
Ucuz hizmet hesabı da burada yanıltıcı olabilir. İhale bedeli düşer; maliyet düşük ücret, personel eksikliği veya daha yoğun çalışma olarak başka yere taşınır. Kamu bütçesi tasarruf etmiş görünürken bedeli bütçe tablosunda görünmeyen insanlar öder.
Vatandaşın tek kapısı yoksa
Modern hizmet zincirlerinin karmaşıklığı gerçek. Her sorunu tek memurun çözmesi mümkün değil. Fakat vatandaşın kurum içi haritayı ezberlemesi de beklenemez.
Bir hizmette yanlış ücret kesildiğinde, veri hatası oluştuğunda veya güvenlik sorunu yaşandığında kişi hangi şirketle hangi kamu biriminin sözleşme ilişkisi içinde olduğunu araştırmak zorunda kalıyorsa kurum kendi karmaşıklığının maliyetini yurttaşa yüklemiş olur.
“Yanlış yere başvurdunuz” cümlesi bürokrasinin en tanıdık iktidar biçimlerinden biri. Kamu-özel zincirinde bu cümle daha da çoğalabilir.
Tek muhatap fikri bu yüzden basit ama önemli. Kurum arka planda sorumluluğu kendi içinde dağıtabilir; başvuran kişinin dosyayı kurumlar arasında taşımak zorunda kalmaması gerekir.
Denetçi de sözleşmeye bağımlıysa
Kamu, şirketi denetlediğini söyleyebilir. Fakat denetimin niteliği sözleşmede neyin ölçüldüğüne bağlıdır. Hizmet dakikliği, maliyet veya işlem sayısı ölçülürken kullanıcı deneyimi, çalışan yorgunluğu veya çevresel sonuçlar dışarıda kalabilir.
Şirket de doğal olarak ölçülen hedefe yönelir. Böylece kötü niyet olmadan yanlış teşvik oluşabilir. Kurum ucuz ve hızlı hizmet alır; şirket sözleşme hedefini tutturur; hizmeti yaşayan kişi yine memnun değildir.
Burada suçlu bulmak zordur çünkü herkes kendi metriğinde başarılı olabilir. Sorun, metriklerin hayatın hangi kısmını dışarıda bıraktığında.
Özelleştirmek ile görünmezleştirmek
Kamu-özel işbirliğini tek kelimeyle iyi veya kötü ilan etmek fazla kolay. Bazı hizmetlerde özel uzmanlık gerçekten yararlı olabilir. Kamu kurumu da kendi başına kapalı, verimsiz ve sorumsuz davranabilir.
Daha temel soru, yetki devredildiğinde hesap verme bağının kopup kopmadığı. Kamu adına karar veren şirket aynı açıklık yükümlülüğünü taşıyor mu? Vatandaş yanlış işlem karşısında tek muhatap bulabiliyor mu? Çalışan iki kurum arasındaki boşlukta kayboluyor mu? Sözleşme, karardan etkilenenlerin anlayabileceği kadar görünür mü?
İşin kim tarafından yapıldığı değişebilir. Ama kamusal sorumluluk bir kargo paketi gibi alt yükleniciye gönderildiğinde ortadan kalkmamalı.
Belki bugünün anonim iktidarı tam da bu ağlarda büyüyor. Devlet “ben yapmadım”, şirket “ben karar vermedim”, algoritma “ben yalnız hesapladım” diyor. Sonuç ise birinin hayatında son derece gerçek.
Sorumluluk zincirinin uzunluğu, sorumluluğu hafifletmek için kullanılmaya başladığında yetki paylaşılmıyor; yalnız hesabı sorulamaz hale geliyor.