Aykırı Medya

Mahalle Meclisi Herkesi Temsil Eder mi?

Mahalle meclisi fikrinde güçlü bir çekicilik var. Kararı uzaktaki bürokrat değil, o sokağı kullanan insanlar konuşacak.

Mahalle meclisi fikrinde güçlü bir çekicilik var. Kararı uzaktaki bürokrat değil, o sokağı kullanan insanlar konuşacak. Parkın nerede olacağına, trafiğin nasıl düzenleneceğine, bütçenin hangi ihtiyaca ayrılacağına mahalleli karar verecek. Temsilin mesafesi kısalacak, siyaset gündelik hayata yaklaşacak.

Sonra ilk toplantı yapılıyor ve salonun yarısı boş. Gelenlerin önemli bölümü birbirini zaten tanıyor. Aynı birkaç kişi daha rahat konuşuyor, bazıları bir saat sonra çocuk almak için ayrılıyor, göçmen komşular belki toplantıdan haberdar bile değil. Kapı herkese açık; söz hakkı yine eşit dağılmıyor.

Açık kapı eşit katılım değildir

Katılımın önündeki engel her zaman yasak değil. Toplantı saati bile siyasi olabilir. Akşam yedide çalışan, bakım veren veya ulaşım sorunu yaşayan insan için “herkes gelebilir” cümlesi teorik kalır.

Dil de aynı şekilde. Resmî veya teknik kelimelere alışkın kişi imar planını, bütçe belgesini, belediye prosedürünü daha rahat tartışır. İlk kez gelen biri sorusunun “cahilce” görünmesinden çekinebilir. Resmî hiyerarşi yoktur ama kültürel eşik vardır.

Sonra katılanlar gerçekten karar verir ve “mahalle böyle istiyor” denir. Oysa bazen karar, mahalleden çok toplantıya gelebilenlerin isteğidir.

Sessizlik rıza değildir; ama kurumlar onu kolayca rıza gibi okuyabilir.

Sürekli gelenler doğal temsilciye dönüşüyor

Her toplantıya katılan birkaç kişi zamanla deneyim kazanır. Geçmiş kararları bilir, belediye çalışanlarını tanır, hangi önerinin hangi prosedürden geçeceğini öğrenir. Bu bilgi değerlidir. Aynı zamanda güç üretir.

Yeni gelen kişi meseleye sıfırdan başlarken deneyimli katılımcı gündemi çok daha kolay yönlendirir. Resmî bir seçim yapılmasa bile “mahallenin sözcüleri” ortaya çıkar. Medya onları arar, belediye onlarla görüşür, yeni sorun yine onların önüne gelir.

Bu insanlar kötü niyetli olmak zorunda değil. Tam tersine, yıllarca ücretsiz emek vermiş olabilirler. Fakat özveri zamanla temsil hakkına dönüşebilir. “Biz yıllardır buradayız” cümlesi yeni gelenin sözünü küçültmeye başladığında katılım kendi kıdem hiyerarşisini üretir.

Mahalle dediğimiz şey tek bir topluluk değil

Mahalle sözcüğü sıcak bir birlik duygusu yaratıyor. Oysa aynı sokakta çıkarları farklı insanlar yaşıyor. Ev sahibi kira artışını yatırım geliri, kiracı barınma tehdidi olarak görebilir. Esnaf araç erişimini isterken ebeveyn daha güvenli kaldırım isteyebilir. Gençlerin gece kullandığı alan yaşlı komşular için gürültü kaynağı olabilir.

“Mahallenin çıkarı” bu çatışmaları ortadan kaldırmaz. Bazen çoğunluğun rahatını ortak çıkar diye sunar. Yerel kararın merkezî karardan daha yakın olması, azınlıkta kalanın hayatını otomatik olarak korumaz.

Bu yüzden yerel çoğunluk da sorgulanabilir olmak zorunda. Uzak devletin baskısından kaçarken yakındaki çoğunluğun baskısına teslim olmak özgürlük sayılmaz.

Temsil edilmeyen bilgi kayboluyor

Mahalle planlamasında en çok dışarıda kalan bilgi bazen en gündelik olanıdır. Tekerlekli sandalye kullanan kişi kaldırımın hangi bölümünün geçilmez olduğunu, çocuk hangi kavşakta korktuğunu, gece çalışan kadın hangi sokağın karanlık olduğunu bilir. Bu bilgi rapor olmayabilir ama hayatın kendisinden gelir.

Toplantıya bu insanlar katılmadığında onların deneyimi “kullanıcı grubu” adı altında birkaç satıra indirgenebilir. Plan onlar adına konuşur.

Burada temsilin sınırı görünür. İyi niyetli kişi başkalarının çıkarını savunabilir, ama başkasının deneyimini bütünüyle taşıyamaz. Karardan etkilenen insanların doğrudan sözünü getirecek yollar yaratılmadığında temsil kolayca vekâlete dönüşür.

Daha çok toplantı her zaman daha çok demokrasi değil

Sorunu görünce çözüm olarak toplantı sayısını artırmak çekici. Fakat sürekli katılım ciddi zaman ister. Bir insanın haftada üç akşam toplantıya gitmesi için başka birinin bakım işini yapması gerekebilir.

Aşırı toplantı kültürü de belirli insanları avantajlı hale getirir. Politikaya ayıracak zamanı olanlar daha çok görünür. Böylece “doğrudan demokrasi”, boş zamanı bir tür siyasi sermayeye dönüştürebilir.

Belki sorun katılımın miktarından çok biçimi. Farklı saatler, gezici toplantılar, çevrim içi ve yüz yüze seçenekler, çocuk bakım desteği, erişilebilir dil, rastgele seçilmiş küçük gruplar gibi yöntemler tek bir salona bağımlılığı azaltabilir. Bunların hiçbiri kusursuz değil; ama “kapı açıktı, gelmediler” rahatlığını bozar.

Meclisin kendisini de denetlemek

Mahalle meclisinin değerini yalnız aldığı kararla ölçmek eksik. Kimlerin sürekli dışarıda kaldığını fark edip etmediği de önemli. Karar sonrasında “Kim etkilendi, kim hiç konuşmadı, neyi göremedik?” sorusunu sorabiliyor mu?

Bu tür geri dönüş, meclisin kendi meşruiyetinden şüphe etmesini gerektiriyor. Kurumlar genellikle bunu sevmez. Katılım sayısını başarı göstergesi olarak sunmak, temsil açığını tartışmaktan daha kolaydır.

Mahalle meclisi herkesi temsil etmeyebilir. Belki zaten hiçbir kurum bunu bütünüyle yapamaz. Daha önemli olan, bu eksikliği inkâr edip “halk karar verdi” dememesi.

Yerel demokrasi yalnız kararın eve yaklaşması değil. Kararın dışında kalan kişinin de kapıyı yeniden açabilmesi. Meclis mahalle adına konuştuğu anda değil, mahalleden gelen itiraz karşısında kendi sözünü geri çekebildiği anda daha ilginç bir şeye dönüşüyor.

Paylaş

Bu yazı yalnızca bu dilde mevcut.

Yorumlar · Yorum yok

Yorum yapmak için giriş yapın.

  • Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Bülten

Yeni yazılardan haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Çerezler. Ziyaret istatistiklerini tutmak için çerez kullanıyoruz. Reddetseniz de siteyi olduğu gibi okuyabilirsiniz. Gizlilik ve Çerez Politikası